İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli bir vasfı vardır; düşünmesi. Düşünmek bir eylemdir ve bir süreci ifade eder. Düşünmek geçmişin muhasebesi, anın kararı, geleceğin idrakiyle nihayete erer. Düşünme eylemi genelde akıl üzerinden yürütüldüğü düşünülse de asılda kalp ile yapılması gereken bir eylemdir. Vahiy geleneğimizdeki akleden kalp tabiri aslında bunu bize ifade etmektedir.

İnsan salt akıl ile düşündüğü zaman hakikati bulma şansı azalır. Çünkü akıl, sabi halini muhafaza edememektedir, kurgulanmış hayatın içinde kurgularla düşünmek zorundadır. Günümüzde inşa edilmiş aklın dünyasında değil, aklın inşa ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Buradaki akıl, berrak, duru ve yalın akıl değil tabi ki. Kurgulanmış, yönlendirilmiş ve müdahale edilmiş bir akıldan bahsediyoruz. Çünkü batılı nazariyeler, ideolojiler ve seküler dünya algısı aklı asıl mecrasından uzaklaştırmayı başarmıştır.

Aklın kirlenmesi ve kurgulanması neticesinde düşünce bir eylem olmaktan çıkmış bir temenniye dönüşmüştür. Düşünce zihinsel bir üretimi ifade etmelidir. Ancak böyle bir akıldan çıkan düşünce, akıl gibi bir kurgunun ifade edilmesinden öteye gidememektedir. Çünkü sorgulamayan, soru sormayan ve itiraz etmeyen bir akılla karşı karşıyayız. Ve bu aklın ortaya çıkardığı düşünce, cevabı verilmiş sorularla meşgul olmaktadır.

İnsan, hangi aklın öğretileri ile düşünürse, o aklın inşa ettiği bir dünya kurar. O yüzden günümüzde aklın inşa ettiği dünyada uluslararası ilişkiler menfaate dayanır. Ticaret yüksek kârı ve rakiplerin önüne geçmeye odaklıdır. Ekonomi güçlü olanın tarafını tutar, paraya itibar yükler. Siyaset hakka göre değil, ekseriyete göre tavır belirler. İnsanların arayışı adalet değil, kendilerine imtiyazlı alan açma çabasıdır. Bu yüzden rasyonel aklın zindanlarına hapsolmuş insanlığın akleden kalbe ihtiyacı vardır.

Kalp ile düşünüldüğü zaman, araya kalbi bazı değerler girecektir. Düşüncelerin vicdan süzgecinden geçirilmesi gerekecektir mesela. Vicdan verilidir yani fıtridir. Fıtri olan ise hakikatle özdeştir. Bu yüzden, vicdan süzgecinden geçen her düşünce hakikate en yakın düşüncedir.

Kalp ile düşünürsek, düşünceye merhametin kıvrımlarından yol aldırabiliriz. Merhamet, ilahi bir nefestir ve düşünce bu nefesle beslendiği sürece aşkın olana yaklaşacaktır. Merhamet düşünceyi inceltir, onu baskı ve tahakküme sürükleyen neticeden alıkoyar.

Kalpten düşünüldüğü zaman, inanılan değerler düşünceye istikamet tayin edecektir. Hakikat arayışları maddi âlemin içerisinde değil, maddi âlemin işaret ettiği aşkın boyutun içerisinde aranacaktır. Hakikate ulaşma gayretinin başarısı, hayata doğru yerden müdahil olmamızı sağlayacaktır.

Akıl, yediklerimizin, içtiklerimizin, giydiklerimizin, temaşa ettiklerimizin yani kurgulanmış hayatın gölgesinde şekilleniyor. Bundan dolayı düşüncelerimiz berrak ve duru halini muhafaza edemiyor. Kalp, ne kadar kirlense de derinliklerinde her zaman vicdanı ve fıtratı diri tutuyor. Kalp ile düşünmeye başladıktan sonra fıtri olana ulaşmak daha kolay olacaktır.