Bir yoldayız, yolumuz hem uzun hem de kısa. Yol ve yaşama sorumluluğumuz olunca hem yol hem de yaşama bilincimizin tartısı oldukça duyarlı. Yolumuz ve yönümüz belli. Gideceğimiz ve varacağımız yer bilinmez. Bildiğimiz tek şey belli bir istikamet üzere oluşumuz. Niyetimizi önceden belirliyoruz.

Yolumuzun uzunluğu, çileli oluşu önceden belli. Yaşadığımız yüzyılın kaotikliği, karmaşıklığı yorucu. İnsanların kafaları karışık. Geçmişin ideolojik kalıntılarının etkisi sürse de, hâlâ onların katlığına takılıp kalınsa da artık hükümlerinin olmadığı ortada. Katılıkta olanlar için bu yaşama tarzı bir avunma. Nereye kadar sürer bilinmez.

İnsanların hızlı değişim dönüşümleri inançlardan çok yapaylıklardan. İdeolojiler de yapaylıktı. Birçoğunun hükmü kalmadı. Kalanların ise insanların kimi çevrelerinin çaresizliklerinden kaynaklanıyor. Yol bulamamaları, karmaşık, sisli, bulanık ortamların egemenliğinden ötürü güçleşiyor.

Kısalığına gelince her insanın tekinin ne kadar yaşayacağı bilinmez. Ömrü uzun olanların yaş sınırı da belli. Belli bir yaşa varılınca zaten varlık ile yokluk arasında bulunulur. Yaşama sadece soluk alıp verme öylesine devinmedir. Belli yaş sınırı insanın sorumluluk alanını oluşturur. Biliriz ki çaptan düşen, alil olan, kendisini ayakta tutamayanların kimi sorumlulukları biter. Tıpkı delilerin, meczupların, ağır hastaların sorumluluklarının olmayışı gibi. İnsanın en verimle zamanları ergenlik dönemiyle başlar belli yaş sınırına yukarıda sıraladığımız olumsuzluklara erince biter.

İnsanın bilinç, hissediş, bakış sorumluluğu oldukça sorumluluğu var. Sorumluluk ve eylemlerin sınırları yok. Her insanın her hâlinden yapabilecekleri olur.

İnsan sadece kendisinden sorumlu değildirler. Hayvanlar yavrularını belli bir zamana kadar kollarlar. Onlar serpilip kendi başlarına hareket edince artık kendi hâllerine bırakırlar. Yukarıda sıraladığımız sorumluluklar dışında insan hem kendinden, hem insanlardan, hayvanlardan ve çevresinden de sorumludur. Sorumlu olduğu şeyler kendisine emanettir.

Bir yoldayız, bu yol sorumluluğumuzda yorgunluklarımız ve kimi hâllerimiz dışında duramayız, susamayız. Doğada tek başımıza bile olsak kendimizle, hayvanlarla, doğayla konuşuruz. İnsanın bilincidir konuşma, söyleşme ve dertleşme. Yorgunluk anlarımızda durur dinleniriz bir süreliğine. Soluklanma yeni bir hamle getirir.

Meczuplar kimi zaman en akil sözler ederler. Bu sözlerin anlamı çok daha farklıdır.

Derdi olanın söyleyecekleri çoktur. Sınır tanımaz. Bunu bir yerlere ulaştırmanın çabasında olur. Çünkü dert sahibi dertlidir. Onun üstesinden gelmeden rahat edemez.

Durmaya da zamanımız yok. Yol kısa zaman dar. Bir adımın imhalı çok şeye neden olabilir. Her şey zamanında karşılık bulur.

Derdi de dert edinmek gerekir. İhmaller, tavsamalar insanları sonuçsuz bırakır. Bir anın boşluğu oluşacak zararın ne kadar büyük olduğu zamanla anlaşılır.

Hayatın bir ritmi var. Bunu hakkıyla değerlendirirse insan o kadar iyi sonuçlar alır. İnsanın hayatına sığdıracağı çok şeyi var.

Dert ve acı çekenlerin ortaya koydukları verimlerin ne kadar önemli olduğu ilerleyen zamanlarda anlaşılır. Tarihin hemen her zamanlarında bu böyledir. Büyük diye tanımladığımız insanların kendilerini fazlasıyla verdikleri, yol ihmalinde bulunmadıkları, zamanlarını boşa geçirmedikleri için başarılı ve kalıcı olmuşlardır.

Durmaya zamanımız yok. Hele şu zamanda. Zihinlerimizi, dünyamızı, meşgul eden o kadar çok şey var ki. Gerekli gereksiz bir sürü meşguliyet.

Okumadan birikim elde edilemez. Birikimi olmayanların düşünce dağarcıkları, söyleyecekleri sözleri ve hatta eylemleri olmaz. Deyim yerinde ise ot gibi yaşarlar denilecek ama otların da bir sorumluluğu var. Canlılar ve kendileri için vardırlar. İnsan ise her şey için var.