Slogan ve görselliğin baskın olduğu bir zamandayız. İnsanların düşünmeye zamanları yok. Düşünme alanlarının önü kapatılıyor. Zamanımızı aydınlatan düşünceyle bilinç verenler göz ardı. Dikkate alınmıyorlar. Bunlara fırsat da verilmiyor.

Sivri laflar eden, absürtlükleri ve saçmalıkları şiir diliyle süsleyenlerin zamanı. Bilge veya yüzyılın şairi olarak tanımlananlar ağızlarını burunlarını yayarak, keskin laflar edince birden dikkat çekiyor gibidirler. Neler söylediği değil, neleri nasıl dolayladığını, anlamsızlaştırdığını ya da sıradanlaştırdığını görünce ve duyunca sanki orada bir şeyler varmış sanısına kapılınıyor.

Irkçılık zamanı. Irkçılığı parlatan ve bunun kendince felsefesini yapanlarda insan unsuru genel değil ırkîdir. Kendi ırkını üstün tutan, önceleyen ve hatta tarihin derinliklerine kadar götüren bir karmaşa.

Filistinli kadınlar, çocuklar, ölen siviller onların dillerinde yer almıyor. Hazreti Adem Türk müydü değil miydi? Neredeyse Allah sadece bu ırkı özel olarak üstün yaratmış gibi. Bunu Yahudiler de söylüyor. Onlar, kendilerini seçilmiş ırk olarak tanımlıyorlar.

Batı’nın beyaz ırk üstünlüğü savları yüzyıllardır vardır ve onlar bundan hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. Bu üstünlüklerini gerekçelendirerek kendileri dışında kalan insanlığı önemsemiyorlar. Önemsemelerinin bir tek yolu vardır, kendirline köle olmayı kabullenilirlerse.

Koskoca bir İslâm medeniyeti içinde ırkçılar sadece kendi ırklarından olanları önemsiyor, benimsiyor ve dikkate alıyorlar. Hazreti Yunus ile Hazreti Mevlâna karşılaştırmasında tercihleri Yunus’tur. Çünkü o sadece Türkçe şiir söylemiştir. Horasan’dan gelen Hazreti Mevlâna ağırlıkla Farsça söylediği ve yazdığı için onun bir değeri yoktur. Koca titrli bilim insanlarının listelerinde bile yer almazlar. Onların bilim insanlığı ve yükseldikleri konumları da ırkçı çevrelerin verdiği güç ile olmuştur.

Yakın zamanda İhsan Süreyya Sırma Hoca’nın Pervari’den Paris’e nehir söyleşi tarzındaki anılarını okudum. Onun Fransa’da doktora yapması, bilim yapması, birkaç dil biliyor olmasının kimi çevrelerde bir kıymeti yoktur. Çünkü o Kürt’tür, üstelik İslâm düşüncesine sahiptir. Bu sadece bir örnek bunun benzerleri çoktur.

Sol diye geçinen batıcı burjuva aydınları sokak köpekleri için imza kampanyası açıyorlar, sokaklarda gösterilerde bulunuyorlar, kendileri gibi düşünenleri kışkırtıyorlar ama Filistin veya dünyanın bir başka yerindeki katliamları ne görüyorlar ne de duyuyorlar.

Bunların insan tanımı ve sınıfı farklıdır. İnsanların kılık ve kıyafetlerine bakıyorlar.

Demokrasileri de benzer bir durumdadır. Cemal Paşa’nın Suriye’de yaptıklarının benzerini yapmaya devam ediyorlar. İnsanları asarak, idam ve sürgün ederek, hatta sürgün yerlerinde bile rahatlık vermeyerek sindireceklerini umanlar asıl felâketin başlatıcısı olmuşlardır. Bir kayyum demokrasisiyle kendileri tarzında bir yönetimi tercih ediyorlar. Bunu yaptıkça o bölge insanını hem uzaklaştırıyorlar hem de nefrete neden oluyorlar. Onlar da benzer dalganın etkisiyle bir başka ırkçılığa yöneliyorlar.

Şiddetin şiddete neden olduğu biliniyor. Ne var ki bundan da bir türlü vazgeçilemiyor.

Bugüne ve bu yüzyıla bakıyoruz, bu zamanda yaşıyoruz. Bu kadar karmaşık, bunalımlı, bulantılı bir zamanda Hakikat’in insanlara ulaşması daha güçleşiyor. Irkçılardan, çıkarcılardan, batıcı zihniyetli burjuvalardan, muhafazakâr çıkarcılardan ve hatta burjuvalardan, ikiyüzlülerden ve daha karmakarışık zihinlilerden geçilemediğinden anlattıklarınız boşta kalıyor gibi.

Oysa biz biliyoruz ki, sahih Müslümanlar, insanlığın vicdanlıları bunların hiçbirine itibar etmiyorlar. İşlerine bakıyorlar. Denize at balık bilmezse Halik bilir inancında olanlar oldukça yeryüzü ışımaya devam edecektir.