Koronavirüs giderek dünyayı esir alırken çıkış noktası Çin’de salgının sona ermekte olduğu açıklanmış. Açıklamayı yapanda Çin yönetimi. Bu açıklamanın elbette gerçeği yansıtmasını arzu ederiz. Ancak, günlerdir evlerine kapanmak zorunda kalmış genç yaşlı milyonlarca insan psikolojik olarak ciddi bir sıkıntı yaşamaktadır. Çevremizdeki pek çok insan yaşadığı ruh halini ya doğrudan dile getiriyor ya da farkında olmadan bozulan ruh sağlığını anlamsız konuşmalar ve isteklerle dışa vuruyor. Bu bakımdan sokağa çıkma yasağının uzun süre devam etmesi neticesinde söz konusu virüs ortadan çekilip gitse bile etkilerini, ortaya çıkan travmaları atlatmak için zamana ihtiyacımız olacak.
Bu geçiş dönmeni en az tahribat ile atlatmanın, çevremizi üzmemek, üzülmemenin yolu sabırlı olmaktan geçiyor. Kısacası, bu dönemin en büyük desteği sabır olacak. Söylemek kolay ama sabretmek o kadar kolay mı sorusu akla gelebilir. Elbette kolay değil. Ancak, yaşadığımız bu dönemin sebep oldukları düşünüldüğünde yaşanan sıkıntıların hem süresini kısaltmak hem de hafifletmek için sabır gerekiyor. Sabır hem kendi ruh sağlığımızı korumak için hem de çevremizdekileri üzmemek ve daha fazla üzülmemek için gerekiyor. Çünkü farkına varmadan pek çok kişi yaşadığı ruhi sıkıntıyı söyledikleri ve bir takım hareketleri ile ortaya koyuyorlar. Çünkü öylesine izahlar getiriyorlar ve iddialar ileri sürüyorlar ki insan hayrete düşüyor. Evinde günlerini geçiren bir kişi virüsün havadan dronla atılmış olabileceğini, salgının sebebinin bu olabileceğini ileri sürebiliyor. İşin garip tarafı bu söylediklerine inandığı anlaşılıyor. Bu bakımdan hep bir arada bulunmak zorunda olduğumuz yakınlarımızı üzmemek hem de kendimizi toplumun dışına atmamak için tahammüllü olmak gerekiyor.
Birkaç gün önce uzun süredir görüşmediğim eski bir dostumu aradım. Hâl hatır sordum. Evde hayatın nasıl geçtiğini sorduğumda yarı şaka yarı ciddi, “Hanımla kavga ediyoruz” dedikten sonra elbette dövüşmüyoruz ama zaman zaman hava sertleşiyoruz” diyerek sadece kendi durumunu değil, büyük bir çoğunluğun ruh halini yansıtmış oluyordu. Özellikle 65 yaş üzerinde olanların evden dışarı çıkamaması ister istemez evde sıkıntıyı artırıyor. Bir başka ifadeyle bazen insanlar patlamaya hazır bombaya dönüşüyorlar. Bu bakımdan içeride kalmayı kısaltmak için içeride kaldığımız günleri kısa sürede atlatmak için sabırlı olmak şart görünüyor.
Bu salgını her alanda en az tahribatla atlatmak durumundayız. Çünkü salgın sona erdiğinde insanlık başka problemlerle boğuşmak zorunda kalacaktır. Söz gelimi yapılan bir açıklamaya göre virüs dünyada 25 milyon kişi işsiz kalabilecek. Zaten salgının başlamasının ardından ülkemizde bile pek çok insan işsiz kaldı. Sadece bir iş yerinde çalışanlar değil, iş yeri sahipleri de iş yerlerini kapatarak evlerine çekildiler. Sokağa çıkma yasağı ve evde kalma çağrıları düne kadar kalabalıkların işgali altında sokak, cadde ve meydanlar boşalmış durumda. Kısacası, şehirlerde hareket sıfıra inmiş durumda. Hareketin olmadığı yerde üretim de azalıyor. Üretimin azalması işsizliği körüklerken ve yüz binlerce insanın ekonomik dar boğaza girmesine vesile oluyor.
Bu olağanüstü durumdan bir takım fırsatçılar istifade ederek daha çok kazanmanın peşine düşerlerken, bozulan psikoloji sebebiyle şartlar gereği artan bazı fiyatları da fırsatçılık olarak nitelendiriyorlar. Söz gelimi şehirlerarası ulaşımda otobüsler aldıkları yolcu sayısını yarı yarıya düşürmek zorunda kaldılar. Böyle olunca ister istemez bilet fiyatları arttı. Elbette artan fiyattan rahatsız olmak doğal. Ancak, kendi ifadesine göre hiçbir mecburiyeti olmadığı halde can sıkıntısından bulunduğu şehirden bir başka şehre gitmek için yola çıkan bir vatandaş, “Eskiden 80 liraya gittiğim yere şimdi 200 liraya bilet aldım” diye tepki gösteriyordu. Kısacası, şu günlerde hepimizin birbirimizi idare etmemiz gerekiyor. Alınganlık göstermemek gerekiyor. İçinde bulunduğumuz durumu en az zararla atlatmanın başka yolu yok.