Dünyada bazı söz, fiil ve davranışlar vardır ki mevcut durumu açıklamaktan ziyade dünya ötesi hayat için metafor vazifesi görürler. İnsan ne zaman o sözü söyleyip o fiili yaşasa ölüm sonrası hayat saklandığı yerden kafasını uzatır. Bilinçaltında bir yerlerde sessiz, sakin ve kımıltısız, ona hiç ilişmeden yaşamak işimize gelir. Çünkü bu metafor ve mecazların keyfimizi kaçırmasını hiç istemeyiz. Ne de olsa insan için hayat işine gelen şeylerin bir toplamıdır. İşimize gelmeyen şeyler kendi işleri ile baş başadırlar. Onlarla aramızda sanki gizli bir anlaşma vardır. Adeta onları hiçbir cümlede gerçek anlamlarıyla kullanmayacağımıza dair söz vermişizdir. Madem onlar işimize gelmiyorlar öyleyse biz onların işine gidelim. Haydi öyleyse:

l Biriktirmek: Yaşanan zamanın ihtiyacını aşarak ne zamana kadar süreceği belli olmayan bir vakte hazırlıklar yapmak. Aslında çok güçlü bir metafor ve sağlam bir yere bağlanmaya müsait bir ip ucudur biriktirmek. İnsan ne yazık ki biriktirmeyi amacından saptırarak yaşadığı dünyaya yığınaklar yapmaya dönüştürür. Sonuç her zaman hüsrandır: Yaptığı yığınakların enkazı altında kalarak hayatını sonlandırır.

l Valizini hazırlamak: Bu eylem de metafizik boyutlu bir fiildir. Valiz içerisine sınırlı şeylerin sığdırıldığı bir mahfazadır. Burada insan zihnine bir tercih sunuluyor. Sana yük olacak şeyleri değil, ihtiyacını görecek şeyleri yanında taşı. Dışarıda tutman gerekli olan şeyleri yanına alıp yanına alman gerekli olan şeyleri dışarıda tutarsan pişman olursun. Hem sonra valizini öyle sıkı sıkıya hıncahınç doldurma ki fermuarı patlayıp eşyaların dışarı saçılmasın. Dünya hayatı bir yolculuktur, insan da bir garip yolcu. Valizini başucundan eksik etme; her an çağırılabilirsin!

l Kiracı: Geçiciliğin en somut hali. Ne kadar kalırsan o kadar bedeli vardır. İkiye ayrılır: Aşikâr kiracılık, gizli kiracılık. Aşikâr kiracılık, ev sahibi ile belli bir fiyat üzere sözleşerek onun evinde oturmak, dükkânını işletmek üzere anlaşmış kişidir. Gizli kiracı ise, bu dünyada mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu, bir gün emanet olarak elinde tuttuğu şeyleri geriye vereceğini bilen kişidir. İkide bir evine zam yapan ev sahibi bilmez mi ki bu yaptığı zam evin gerçek sahibinin gücüne gider. O evi günü gelip gerçek sahibine teslim ettiğinde nasıl yüzün olacak?

l Oyun oynamak: Adı ne olursa olsun bu dünyadaki her oyun metafordur. İster çelik çomak oynayan çocuk, ister bilardo oynayan genç, okey oynayan baba, yüksek atlayan kız olsun herkes aslında bir hakikati fiili olarak dile getirmektedir: “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir.” Nasıl dünyada hiçbir oyun sonsuza kadar sürmezse, yorulmak, bıkmak ya da rahatlamak gibi sebeplere takılırsa, dünya hayatının kendisi de oynanan bir oyun müddeti kadardır. Akşam olduğunda, karanlık çöktüğünde çağrılırsınız. Çünkü geç olmuştur, olmanız gereken yerde olmanız gerekir.

l Doğum: Her gün, her an doğumun virdi hâkimdir yeryüzünde. Başta insan olmak üzere bütün hayvanat, nebatat her gün ve her an doğmaktadır. Bize değişim gibi gelen şeyler aslında an içinde yeni doğuş biçimleridir. İnsan neden ölür? Doğum faslı bittiği için. Ölen kişi geride doğan bir güneş, ay, yıldız, doğa, soy sop bırakarak geri çekilir. Dünyaya gelen her çocuk metafizik bir ürperti vesilesidir. Bugün dünyaya gelen bir bebeğin en büyüleyici tarafı dün olmayışıdır. Dün olmayan biri bugün nasıl olabiliyor? Biz varlık ve yokluğu iyi kritik edip anlayalım diye Allah yokluğuna şahit kıldığı bir varlığın varlığı ile bizi ontolojik bir hakikate taşımaktadır. Bu yüzden defaten “düşünmüyor musunuz?”, “akıl etmiyor musunuz?” ikazlarına muhatabız.

l Hasta olmak: Öbür dünyaya dayalı kuvvetli bir metafordur. İsteseydi Allah insanı mutlak sağlıklı bir varlık olarak yaratırdı. Bütün canlıları da öyle. Fakat bu insanın dünyadaki ve dünyanın da insandaki varlık nedenine uygun olmazdı. İnsan hasta olup arızi durumlar yaşadıkça bu dünyada eğreti duruşunu hatırlar. Hastalıklar insanın seyrüseferinde yolunun üzerindeki ikaz ışıkları, uyarı levhaları gibidir. Hastalık hatırlatıcıdır. Bedenin ruhla ünsiyetini pekiştirir. Ruh bedenin refakatçisi ya da bakıcısı gibidir.

l Uzak: İnsanın ulaşamadığı ama hep var olan yerlerin genel adıdır. Ulaşamamak bir yetersizlik ve bir acziyettir. Hayatta var olan güzellik ve nimetler insanın arzu ve isteklerinin çok çok üstündedir. Kişi arzulayamadığı şeyleri yok zanneder. Bu kedinin ulaşamadığı ciğere pis demesi gibi bir kompleks değildir. Dünyanın insanın içindeki dünyadan çok daha büyük olması ile ilgili bir durumdur. Düşünün bir kere, dünyaya geldiniz, bereketi sayılabilecek ömrünüzde acaba dünyanın kaçta kaçını gezmeyi, ne kadarını yaşamayı başarabildiniz? Denize giren insan girdiği denizin her tarafında yüzmez. Hayat bir metafor, istersen bunun sebebini müsait bir zamanında hayata sor!