Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, iki cihan saadetimizin tek ilacı İslam’ı
ihsan eden, hesap gününün sahibi Allah(c.c)’a hamd, muallimimiz, liderimiz,
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya salât ve selam olsun.
Islah ve ifsat, hak ve batıl, şükür ve küfür, iman ve inkâr,
itaat ve isyan, helal ve haram, maruf ve münker, hayır ve şer, mefhumları
Müslüman’ın imtihan olduğu bu dünya hayatında kazananlardan veya kaybedenlerden
olabilmesi için anahtar kelimelerdir. “Dünya hayatı” diye ifade edilen şey,
gerçekte eşrefi mahlukat olarak yaratılmış insanın, imtihanı için tanzim
edimleş bir müsabaka yeridir, sınav merkezidir. Bu sınav merkezinde insanlar,
biri cennet diğeri cehennem içi iki topluluk halinde kendi zeminlerinde
birbirleriyle yarışmaktadırlar. Topluluklardan birisi, Allah’ın rızasına
koşarken, diğeri gazabına koşmaktadır. Allah’ın rızası cennet, gazabı ise
cehennemdir. Cennet için koşanlar sekiz cennet için koşarlar Bu cennetler: 1-
Darül Celal, 2- Darül Karar, 3- Darüs Selam, 4- Huld, 5- Me’va, 6- Adn, 7-
Firdevs, 8- Naim cennetleridir. Cehennem için koşanlar ise yedi cehennem için
koşarlar. Bu cehennemler alttan itibaren: 1- Haviye; cehennemin en dibidir.
Burada münafıklar ve Maide ashabındansan kâfirler, Firavunun arkadaşları,
bulunacaktır. 2- Cahim; burada müşrikler bulunacaktır. 3- Sakar; burada hak
dini terk eden sabiinler bulunacaktır. 4- Leza; burada İblis, ateşe tapan
Mecusiler ve sihirbazlar bulunacaktır. 5- Hutame; Gayya kuyusu buradadır.
Burada Yahudiler bulunacaktır. 6- Sair; burada Hıristiyanlar bulunacaktır. 7-
Cehennem; cehennemin en üst katıdır ve azabı en hafif olanıdır. Burada
Müslümanların tövbe etmemiş büyük günah işleyenleri bulunacaktır. Allah,
bizleri cehenneme düşmekten muhafaza buyursun.
Bilmeliyiz ki insanın dünya hayatı, ahiret hayatı için
tanzim edilmiş bir imtihan hayatından ibarettir. Allah, insanı adalet sıfatı
gereği imtihan etmektedir. O, bize başka varlıklarda bulunmayan yedi nimet
vermiştir. Bu nimetler: 1- Akıl, 2- Doğruyu yanlıştan, 3- İyiyi kötüden, güzeli
çirkinden, 4- Faydalıyı zararlıdan, 5- Adaleti zulümden ayırma, 6- Cüzi İrade
ve 7- İslam nimetleridir. Ayrı ayrı değerlendirildiğinde bu nimetlerin sıradan
nimetler olmadığı görülecektir. Bu nimetleri, insana veren Allah’tır. İşte
Allah, bu nimetler sebebiyle bizleri imtihan etmektedir. Bu nimetlerden akıl ve
İslam nimeti, temel iki nimettir. Akıl, mükellef yani sorumlu olmanın nimetidir.
İnsan, aklıyla sorumludur. İslam ise mükellef olunan hayat nizamıdır. Çünkü
Allah, insanı bu nimetin sorumlusu olarak yaratmıştır. Rabbimiz buyuruyor: “Ben
cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan
rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, güç
ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” (Zariyat: 56-58) Peygamber (s.a.v)
buyuruyor: “Her doğan insan, fıtrat (İslâm) üzere doğar, onu Mecusi, Hıristiyan
veya Yahudi yapan ana ve babasıdır” (Buhari ve Müslim) Rabbimiz buyuruyor: “Biz
emaneti (İslam’ı), göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu
yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi.
Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab: 72)
DÜNYA HAYATI
DÜNYA: Hakikaten ve hükmen yaklaşmak, zaman ve yer açısından
yakına gelmek, aşağı çekmek manasına geldiği gibi basit, iğreti, adi, alçaklık
anlamlarına da gelir.
Kur’an’ın yanlış anlaşılan mefhumlarından birisi de “Dünya”
kelimesidir. “Dünya” bir sıfat olmasına rağmen, yaşadığımız yeryüzünün ismi
olarak algılanmıştır. Bu yanlış adlandırma, İslam’ın dünya hayatına getirdiği
tanım ve ölçünün yanlış anlaşılmasına yol açmıştır. Buradan hareketle,
İslam’ın, üzerinde yaşadığımız yer küreyi kötülediği sanılmış, bu dünyadan yüz
çevirmenin fazilet ve yükselme sebebi olacağı iddia edilmiştir. Hâlbuki Kur’an
yaşadığımız yer küreyi anlatmak üzere “Arz” kelimesini kullanmıştır. “Dünya”
mefhumu ise, yeryüzünde yaşanan hayatın basitliğini, değersizliğini,
geçiciliğini ifade etmek için kullanılan bir kelimedir. “Dünya” kelimesi ile,
yeryüzünde yaşanılan hayat anlayışı kötülenmiş, hafife alınmış; bununla da yer
küresi değil; ahireti geri plana bıraktıran, hesaba katmayan yaşama zihniyeti
tenkit edilmiştir. Şüphesiz, yer küre ile onun üzerinde yaşanan hayat arasında
yakın bir ilişki bulunmaktadır. Kur’an, “Dünya” kelimesini, kişiyi Allah’tan
uzaklaştıran iğreti, adi, sefil bir hayatın karşılığı olarak kullanmaktadır.
DÜNYA HAYATI: Ahiret hayatından önce yaşanan hayat karşılığı
olarak, “Hayatüd Dünya” yakın hayat anlamında kullanılmaktadır. Kur’an’da çok
olarak ahiretten veya ölümden önceki hayatın sıfatı olarak geçmektedir. Kur’an,
ahireti unutturmayan, İslam’ın yaşanması ve yaşatılmasına engel olmayan, insanı
sapıklığa götürmeyen “Dünya hayatını” kötülemiyor. Allah (c.c), İslam’ın hâkim
kılınması için yeryüzündeki her şeyi insanların emrine verdiğini haber veriyor.
İnsanlardan bu maddi nimetlerden faydalanarak ahiret saadetini kazanmaları
istenmektedir. Bu bakımdan İslam, dünya hayatını ahiret hayatının kazanıldığı
tarla olarak görmektedir. Rabbimiz buyuruyor: “Dünya hayatını ahirete tercih
edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte
onlar (İslam’dan) uzak bir sapıklık içindedirler. (İbrahim: 3) “İşte onlar
(Allah’ın rızası İslam’a uymayanlar), ahirete karşılık dünya hayatını satın
alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım
edilecektir.” (Bakara: 86)
HAK BATIL MÜCADELESİ
İnsanın dünya ve ahiret saadetini kazanması için İSLAM, hem
yeterlidir hem de gereklidir. İslamsız saadet olmaz. Çünkü İslam Allah’tandır.
İslam’ın dışında kalan her şey batıldır ve insanı çetin bir azaba ve helak
olmaya taşır.
İnsanlar dünya imtihanını kazanmak istiyorlarsa; bunun yolu
İslam’a sarılmak ve hâkimiyeti için cihad etmektir. “O halde, dünya hayatını
ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda
savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat
vereceğiz. Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan
bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı
yolla!” diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!
İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tağut (batıl davalar ve
şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe
yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa: 74-76)
Ben Müslüman’ım diyenler bilmelidirler ki, İslam, ancak
cihad ile hâkim olur. İslam’ın hâkimiyetini gaye edinmeyen hiçbir mücerret
çalışma, İslam için yapılmış çalışma sayılamaz. İslam’ın bir yerde hâkim olması
için, Müslümanların ümmet halinde, ittifak ederek İslam’ı tebliğ ve teklif,
tanıtma, öğrenme ve öğretme, siyasi şuurlandırma vazifelerini eksiksiz ve ciddiyetle
yerine getirmeleri bir inanç konusu olarak mecburidir. Bunların tamamı birlikte
yapılmadan, yapılan hizmetler İslam için yapılmış sayılmaz. Rabbimiz buyuruyor:
“Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe
iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz
Hâlbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez.” (Tevbe: 19)
Türkiye’de, sayısız cemaat ve topluluklar var. Bunlar
İslam’a hizmet iddiasında bulunan topluluklardır. Bu topluluklar, İslam’a
hizmet iddiasında bulunmalarına rağmen, bunca yoğun çalışmalara rağmen
kötülükler artmakta ve iyilikler azalmaktadır. Karşılaştığımız bu durumda bir
aksayan taraf yomudur Aksayan taraf şudur: Bu topluluklar İslam’ın ittifak
ediniz emrine rağmen bir birinden kopukturlar. Aralarında kardeşlik değil;
husumet vardır. Bu toplulukların İslam’ın temel esaslarına uygun olarak bu
ülkede Adil Bir Düzen kurmak idealleri de yoktur. Bu topluluklar, İslam Birliği
kurulsun, ülkemizde Adil Bir Düzen kurulsun için mücadele eden Milli Görüşe
destek de vermemektedirler. Desteklerini AB yanlısı siyasi kadrolardan yana
kullanmaktadırlar. Ülkemizde işbaşında bulunan kadrolar, İslam’a değil; Batıla
güç verdikleri için Toplumda İslami hassasiyetler azalıyor, kötülükler artıyor.
Bilelim ki batıla göç verenleri destekleyerek, hak batıl
mücadelesinde hakkın safında yer alınmış olunmuyor. Böylelikle bütün ameller
boşa gitmiş oluyor. Yazık oluyor. Allah bunu hesabını ahirette bizden
sormayacak mı Elbette soracak. Milli Görüşte karar kılmadan olmaz.
Allah(c.c) peygamberimiz üzerinden bu ümmeti uyarıyor: “O
halde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol!
Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.”(Hud: 112)
Allah, Müslümanlara tevhide sarılmayı, batılın önderlerine
uymamayı, ilahi ahkamı yürütmeyi ve adil bir düzeni kurmayı emrediyor: “İşte
onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların
heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda
adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de
Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir.
Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar,
dönüş de O’nadır.” (Şuara: 15)
Ve görevimiz Allah yolunda cihaddır. Rabbimiz
buyuruyor:“Allah uğrunda, hakkını vererek cihat edin. O, sizi seçti…” (Hacc:
78) vesselam.