Öcalan’ın terör örgütüne yaptığı “silah bırak ve kendini feshet” çağrısından sonra olaya taraf olanlardan dün dediklerinin bugün tam tersini dillendiren söylemler duymaya başladık!
Dün “dağa piknik yapmak için çıkmadıklarını” söyleyenler bugün “kesinlikle silah bırakacaklarını” belirterek “bu konuda hiç kimsenin tereddüdü olmasın” diyorlar.
Yine dün terör örgütüne yönelik olarak “omuz üstünde baş kalmayacağını” beyan edenler bugün “dağlarda hep birlikte kardeşlik halayı çekmekten” söz ediyorlar.
Bu gelişmelerden rahatsız mıyız?
Ne münasebet!
Hem niye rahatsız olalım ki!
Bu konunun üzerinde ısrarla durmamızın nedeni bunca yıldır yaptığımız kardeşlik ve barış çağrılarına karşı sağır duvar kesilenlerin şimdi yapmış oldukları konuşmalardan başka bir şey değil.
Dile kolay!..
Yaklaşık yarım asırdır bu konuda kendilerini uyarmaktan dilimizde tüy bitti!
Ama hep duymazdan geldiler!
Hatta duymazdan gelmekle kalmayıp bir de bizleri terör örgütü ile iş birliğine girmekle suçladılar.
Bir taraf bizi terörle birlikte hareket etmekle suçlarken diğer taraf da bizi karşı taraf gibi düşünmekle itham etti durdu.
Evet, sonunda bizim dediğimiz noktaya geldiler ama aradan geçen sürede binlerce vatandaş canından oldu!
Canından olmaktan da öte vatandaşlar birbirlerini düşman gibi görmeye başladılar!
Dün vatandaşları birbirine düşman eden yaklaşım şimdi kalkıp kardeşlik türküleri söylüyor.
Tamam, kendileri bu kadar keskin U dönüşlerini oldukça rahat yapıyor olabilirler.
Ancak geçmişte dolduruşa getirdikleri insanların bu kadar rahat fikir değiştirmelerini sağlamak mümkün değil.
İşin bir çarpıcı yanı da bu söylemlerin ne kadar süreceği!
“Yarın, bugün söylenenlerin tam tersi yine söylenebilir” endişesi henüz ortadan kalkmış değil!
Bugün dün söylenenlerinin tersi söylendiğine göre yarın da bugün söylenenlerin unutulması ve yeniden eskisi gibi konuşulması her zaman beklenebilir.
Sahi bugün bunlar söylenecekti de dünkü o zehir zemberek açıklamalar neyin nesiydi? Acaba aralarında “biz bu lafları niye söyledik” diye kendisini sorgulayan biri va