Siyasetçilerin bugünlerde konuştuklarına ve yaptıklarına baktığımızda, geçmişi çağrıştıracak “dün dündür bugün bugündür” anlayışında olduğunu görüyoruz. Diyebilirsin ki, bunu da nerden çıkardınız? Çünkü biz geçmişte Demirel’den çok duymuştuk. Bugünküler böyle demiyorlar ama konuşmaları ve davranışları aynen bu anlayışı yansıtıyor. Evet, gerek Sayın Cumhurbaşkanının daha önce kısa zamanda söyledikleri ile bugün söyledikleri aynı mı, tabii ki değil. Bunu herkes biliyor. Peki, bu böyle de Devlet Bahçeli’nin söyledikleri farklı mı, değil. O da dün dündür, bugün bugündür anlayışı ile siyaset yapıyor. Ama toplum istese de istemese de bu durumu kabullenmiş gibi görünüyor.

Konuyu biraz açmak gerekirse, referandum öncesi, Sayın Cumhurbaşkanı AB’ye rest çekti. Hatta Almanya ve Hollanda ile kavga bile etti. Şimdi ne oldu? Aynı masada oturuldu, görüşüldü, konuşuldu ve referandum öncesi geçmişte kaldı denildi. AB ile yola devam denildi. Peki, bunun adı dün dündür, bugündür değil mi? Biz aslında anlıyoruz bütün bunlar seçim kazanmak için toplumun milli duygularına dokunmak istendi ve amacına da ulaştı. Ama anlamayan, anlamak istemeyen Milli Görüş şuurunda olmayan, yanlışı doğru, doğruyu yanlış gören Müslümanların sayısı maalesef az değil. Bunlar içinde Erzurumlu İsrafil TAŞDAN’ın deyişiyle;

Ey âşık İsrafil Geçmişin tanı,

Bir de İnsan Hakkı varmış hani

Her yerde dökülür Müslüman kanı,

Yeter çok uyudun uyan Müslüman.

Şairin dediği gibi İnşallah Müslümanlar bir gün uyanır.

Diğer bir taraftan da, Ramazan münasebeti ile yapılan iftar programlarında insanların gönlüne hoş gelecek sözler söylenerek, avutma politikaları bütün ihtişamı ile devam etmektedir. Gaziler ve şehit yakınlarına verilen iftarlarda hep bunlar var. 

Bunun yanı sıra Güneydoğuda terör örgütüne karşı güvenlik güçlerimizin verdiği mücadele takdire şayandır. Sayın Cumhurbaşkanının deyimi ile “bire on kayıpla gidiyoruz.” Evet, bire on güzel ama değil bire on, bire yüz de gitse bir şehit annesinin yüreğine düşen ateşi söner mi?  Ya da, engelli bir gazinin sağlığını geri gelir mi? Tabii ki hayır. Belki yüreğine bir su serpilir amma bu kesin bir çözüm değildir. Bize göre terörle mücadele sadece güvenlik güçleri ile olmaz. Tabii ki o da gerekli ama esasında terörü besleyen kaynakları kurutmak lazım. Bize göre terör örgütünün iki türlü kaynağı var; birisi insan kaynağı, diğeri silah ve paradır.

Birinci husus İnsan kaynağı demiştik,  bu kaynakta özellikle Güneydoğu’daki işsiz gençlerden oluşmaktadır. Öyleyse Güneydoğu’yu maddi ve manevi olarak kalkındırmamız gerekir. Manevi kalkınmada yapılacak şey, bölge halkının ve gençlerin dini değerlerinin öğretilmesi, İslam şuurunun ve kardeşliğinin pekiştirilmesi gerekir. Maddi kalkınmada ise, bölgede üretime yönelik yatırım yapılması, işsizliğin ve sefaletin ortadan kaldırılması lazım. Evet, lazım ki bu gençler terör örgütünün kucağına düşmesin bu şekilde terör örgütünün insan kaynağı kurutulmuş olsun.

İkinci kaynak silah ve para dedik. Bu da ancak şahsiyetli bir dış politika ile olur. Şahsiyetli dış politika içinse bağımsız ekonomi yerli ve ağır sanayiyi yanı sıra savunma sanayisini kuran, kendi öz kaynakları ile ayakta duran, işsizlik problemlerini çözmüş ve milli gelirini artırmış, üretime yönelik yatırımlar yapmış, güçlü bir ekonomiye sahip olmakla mümkündür. İşte o zaman şahsiyetli dış politika yürütülür, hiçbir düşman terör örgütlerine bu kaynağı sağlayamaz ve silah ve para kaynağı kurutulmuş olur. BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN RAMAZAN-I ŞERİFLERİNİ TEBRİK EDİYORUM. Vesselam…