İçimizde biriken tortuların kıyıya vurduğu zamanlara geldik. Her şey ucuz bir metaa dönüştü. Ne varsa ederini bulmaya, insan da layığını buldu. Zaten Tanpınar’ın dediği gibi “Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla her şey ayağınıza gelir.” Artık yürümenin, zahmete omuz vermenin pek bir anlamı yok. Ki “Çile” de güzel bir şiir, iyi bir edebi eserdir. Belki biraz demode kalan insanlar için samimiyet kıymetli bir hazineyken, modern insan için imaj her şeydir. İmaj isterse samimi olunur, tam zamanında yoksulun yanında, hastanın başında, cenazede ön safta, düğünde en önde olunur. Kader birliği denilen şey aslında bir menfaat ortaklığıdır. Bütün duygular değişiyor. Karar denilen şey kaldırılmış, sayılar algılara meze yapılmıştır. Gün geçmiş, devran dönmüştür. Artık hayat başka yerdedir.

Dünya giderek küçülüyor diye diye her şeyi bir tuş kadar yaklaştırdık ama insanlığımızı, kıymeti, vefayı çokta uzağımıza düşürdük. Daha çok içimizi, dünyamızı darlaştırdık ve her şeyi planladık, programladık ama zaman çarkı çoğu kez hiç de planladığımız gibi dönmedi, döndüremedik. Eşyalara, mekânlara sahip olduk da bir türlü insanlığımıza, iyiliğimize sahip olamadık. Birçok kanala sahip olduk, iktidara muhafız olduk da kalbimize muhafız olamadık. Ölümler, yıkımlar gücümüzü gösterir oldu. İstikrarlı bir iradesizliğe eriştik hep beraber iğfal olduk. Her güzel şeyi dünde bıraktık, her şeyin eskisi muteber oldu. Gün oldu eskiye nur yağdı. Yeni ile yola çıkılıp eskinin ruhu çağrıldı. Hamaset maharet, kibir taç oldu. Hayat başka yerde…

Kimsenin kimseyi dinlediği yok diye sürekli şikayet ediyoruz ya, aslında kimsenin dinlemek gibi bir kaygısı da yok. Gerçi dinlese de duymuyor. Kundera’nın dediği gibi “aslında herkes işgal edecek bir kulak arıyor.” Baksanıza etrafınıza her kulağın bir işgalcisi var ve çoğusu işgaliye parası bile ödemiyor. Kulaklarımız ağır hasarlı duymuyor. En az Suriye kadar işgal altında ve her gün ağır bir bombardıman altındayız. Aynı melodiyi, aynı yalanı, aynı celladın sesini yüzlerce kez duyuyoruz. Ağır tahrik ve tahrip var. Yalana karşı direncimizi kaybediyoruz. Her sakallıyı kulağımızın ve yüreğimizin sahibi zannediyoruz. Ağzında ezdiği bizlerin çocuklarımızın hayatı oysa… Anlıyoruz bir kez daha hayat başka yerde…

Eskiler, “Yaşam, ölümün onuruna yazıImış bir kasideden başka bir şey değildir” derler. Eğer bu dünya da geçiciysek ki öyle neden bu kadar dünyaya bağlanıyoruz. Neden hep ölümü başkalarına hatırlatıp hiç ölmeyecekmiş gibi göbeğimizi ve hayatımızın kahrını başkalarının, garip gurebanın o naif sırtına yükleriz. Neden yaşamadığımız “din” ile insanları sigaya çekeriz. Biraz bundan konuşalım; biraz siyah Mercedeslerin, şirketlerin halinden değil de kaybettiğimiz nesillerin halinden konuşalım. İnsanların kalplerini üç otuz oya tahvil eden ulular, biraz oturun da kaldıysa merhametten, adaletten konuşalım ama bu sefer siz dinleyin biraz da biz konuşalım. Özür dilerim, unuttum. Siz, bir dört yıl daha kiraya vermiştiniz kulaklarınızı ve bir kalbiniz yoktu. Onun için duyamazsınız. Olsun hayat başka yerde…

Yeni bir gün doğacak her zaman doğduğu gibi.  Ahmet Haşim’in “Günün doğma saati, neşe ve umudun başlangıcıdır” sözü, bize hayatın hareketten ibaret olduğunu ve günlerin sürekli insanlar arasında döndüğünü hatırlatıyor. Ve bizler inanıyoruz ki, hayat bir adım yakınımızda istersek iyi bir kaside yazabilir, dünü bugünde anlamlı kılabiliriz. Kalbi olan bir dünya kurabiliriz. İçinde merhamet köprüleri olan, adalet sarayları değil adil bir düzeni olan bir dünya… İnsanlığımızı gökyüzüne değil, uçurtmalarımızı gökyüzüne uçurduğumuz bir dünya… Hayat başka yerde değil, tam da burada. Dün bugündür unutma! Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“Liliyar

Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli

Ne söyledilerse tıpı tıpına gerçek besbelli

Altın saçlarını yana atışı yok mu Lili’nin

Lili’nin yağdan kıl çekercesine inanışı

Lili’nin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu

Kuklalar titremesin ne yapsın

Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın

Kuklaların kukla olmadığı besbelli

Lili’nin çekip gideceği besbelli

Lili’nin dönüp geleceği besbelli

(Sezai Karakoç)

Bize Kadar

1-İmtihan kazanırken daha ağırdır çünkü farkında olunmaz. Kaybederken keşke demenin bir faydası yoktur çünkü ok yaydan çıkmıştır. Kimsenin hatasının taşıyıcısı olmadık, olmayacağız. Biz güzelin, adil olanın ve iyinin yanındayız.

2-Atik Ağdağ Abi, etrafımızda dönen hadiselere bakışımızı özetliyor “Biz İslam ülkelerinin idarecilerinin zulmüne de bunun bahane edilerek coğrafyamızın yeni kuklalarla dizayn edilmesine de razı değiliz. “

3-İbrahim Veli bize saf kalmamız yönünde uyarıyor; "Aldatarak geçici bir süre yola devam edebilir; fakat kimseyi aldatamadığın koşullarda gerçeklerle yüzleşmek/hesaplaşmak zorunda kalırsın!"

4-Sadri Alışık’tan devam edelim, “Tek lüksümüz iyilik, malum ya sermayesi bedava…” diyerek bizleri kalbimize, evimize davet ediyor.

5-Tanpınar’ın dediği gibi “Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur.”

6-“Istırap hakikatin habercisidir” der, Topçu. Bir şeyin ıstırabını çekiyorsan onun varlığı yakındadır.

7-Özbek Atasözü bizi anlatır “Bir adam köprü yapar, bin adam üstünden geçer.” Biz gönül köprüler yapmaya devam edelim. Dua, tüm rakamlardan büyüktür.

8-Çok şükür, biz hep yüreğimizdeyiz. Evimiz de var şarkımızda…   

DAĞARCIK

“Bu akşam da bilmem ne düğün salonundayım. Yemekli davet var. Her zamanki gibi çelengimizi önceden gönderdik, uygun saatte de yerimizi aldık… İçerisi çok kalabalık. İstanbul’da en çok sayıda kendilerinin olduğunu iddia eden bilmem nerelilerin dayanışma gecesi yapılıyor. Uzun masalara karşılıklı oturmuş, yemek yiyen, konuşan, öpüşen orta yaş ve üzerinde erkekler doldurmuş ortalığı.

Kalın bıyıklı, koca kafalı bir yerel sanatçı sazıyla bir şeyler çalmış, sonra da ara vermiş, dinleniyor… Sahnedeki takım elbiseli, beyaz gömlekli, enine çizgili bordo kravatlı, kel kafalı, ortadan uzunca boylu, heyecanlı adam kim Benim tabii ki.

Pazarlıklar, imaj operasyonları, anket dümenleri… Bağlamalar, ayarlamalar, gecelere katılmalar, “yukarıya” ulaşmaya çalışmalar… Oy ve ilişki peşinde delidolu bir uğraş… İnsana aklını yediren bir takıntı… Arada, hayat ve anlam muhasebesi ve kırık bir aşkın tamirine dair solgun bir ümit…” (Ercan Kesal, Nasipse Adayız, İletişim Yayınları)

TEKKE

“İhtirasların parça parça böldüğü hasta bir vücudu andıran İslam dünyası en bedbaht dönemlerinden birisini yaşıyor. Bunun sebebi ne siyasi ne iktisadi ne de ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi İslam’ın temeli ve Kur’an’ın özü olan ahlakın kaybedilmiş olmasıdır.” (Nurettin Topçu, Kültür Ve Medeniyet)