Televizyon ekranlarını işgal eden dönem dizilerinin içinde, reytingi ve seyircisi oturan en belirgin olanı Star’da yayınlanan Muhteşem Yüzyıl. Muhteşem Yüzyıl ile ilgili kanaatlerimizi daha önce bu sütunlarda defalarca kaleme aldık. Dizinin tarihsel gerçekleri ters yüz etmesi, tarihi misyonu olan kahramanlarımıza giydirdiği farklı kimlikler ve Osmanlı’nın misyonunu ve vizyonunu bilmeyen herhangi birisinin kafasında oluşturabileceği algının, bir kara leke olarak ortada durduğunu ifade etmiştik. Muhteşem Yüzyıl, reklam verenlerden daha çok reklam devşirebilmek için tarihi çarpıtmayı göze alan dizi koordinatörlerinin yüz karası bir dizidir. Daha çok izlenebilmek için oluşturulan senaryo hileleri, hayatı boyunca seferden sefere koşturmuş Kanuni Sultan Süleyman’ı iki kadının ve harem ağasının oyuncağı haline getiren kurgusu ile bu dizinin geçmişimize saygı göstermesi beklenen insanımıza vereceği hiçbir enformasyon boyutu yoktur. Ecdadımızın bizlere bıraktığı medeniyet mirasını böylesine hovardaca harcayan, gözümüzün içine olmadık entrikaları ve desiseleri sokarak bizlere dönem dizisi gibi yutturulan Muhteşem Yüzyıl’ın bu performansı sergilemesi, elbette dizi tekniğinin çok iyi kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Buradan geçelim 80’ler dizisine… 80’ler dizisi de karakterleriyle, kahramanlarıyla ve senaryosuyla TRT’nin en çok izlenen yapımlarının başında geliyor. Karakterleri yerli yerine oturmuş ama senaryosunda türlü arızaları barındırıyor. Öncelikle 1980 darbesiyle hayatımızda neler değiştiğini, tüm çıplak boyutlarıyla ortaya koyamıyor.
1980 darbesi ve ardından referanduma sunularak ittire kaktıra kabul edilen Anayasa, sosyal, siyasal ve kültürel yapımızda çok şeyleri değiştirdi. Darbe ile siyasal tarihimize yön veren tüm siyasi aktörler birer kılıf uydurularak içeri tıkıldı. Ülke zemininin “dikensiz gül bahçesi” olması için yeni siyasi kahramanlar çıkarıldı ve bu kahramanlar üzerinden algılarımız oluşturuldu, siyasi bilinçlerimiz şekillendirildi. O dönemde siyasi hayatımıza sokulan Turgut Özal, yıllarca Başbakan olarak görevde kaldıktan sonra, Cumhurbaşkanı olarak görevi esnasında vefat etti. Hatta bu vefatın ardındaki suikast şüpheleri aradan yıllar geçtikten sonra bile hâlâ araştırılıyor, soru işaretlerinin perde arkası bir türlü aralanamıyor. Bunu şunun için gündeme getiriyoruz: 1980’ler denilince aklımıza gelen ne varsa, böylesi bir dönem dizisinin içinde bir şekilde hatırlanması, hatırlatılması ve bu diziyi izleyen sonraki kuşakların hatıralarına resmedilmesi lazım. 80’ler dizisi, bir aşk örgüsü etrafında şekillenen ve birkaç kahramanının orijinalliği içinde kaybolan bir yapım olarak karşımıza çıkmamalı. Bu dizinin reyting listelerindeki başarısı, yapımcısı ve senaristi Birol Güven’i heyecanlandırmış olacak ki, geçtiğimiz haftalarda ATV ekranında 90’lar adında bir dizi daha başladı. Başladı ama kelimenin tam anlamıyla fiyasko bir yapım olarak dizi tarihine geçti. Kahramanları zayıf, senaryosu arızalı, neredeyse 80’ler dizisini birebir kopya alarak karakterleri şekillenen bu yapım, izleyici nezdinde itibar görmedi.
Televizyonlarımızın format üretirken çektikleri en büyük sancıyı 90’lar da birebir olarak yaşamış oldu. 80’ler seyrediliyor, o zaman üstüne ekmek kadayıfı olarak bir de 90’ları çekelim. Böyle mantık olmaz
Madem ki, bir başka dönem dizisi çekeceksiniz, o zaman senaryosundan karakterlerine ve seçtiğiniz castına kadar çok farklı ve orijinal bir yapım oluşturabilmek için ince eleyip sık dokuyacaksınız. Biz yaptık oldu!
Türkiye, bu zihniyetle televizyon programcılığında bir arpa boyu yol gidemez. Zaten ortaya çıkan eserlerden bu açıkça belli olmuyor mu Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, kişinin görünür rütbe/i aklı eserinde!