Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Erbakan Hocamızın Millî Görüş hareketini başlatmadan önce verdiği konferanslardan birisi de “Doğu’da, Batı’da ve İslam’da kadın” konusunda olmuştur. Önemine binaen, bu konferansın önemli bölümlerini okurlarıma ve ilgilenenlere arz etmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

İSLAM’DA KADIN

Erbakan Hocamız şöyle devam ediyor: “Sosyal hayata geldiğimiz zaman Müslümanlıkta aile, cemiyetin esasını teşkil eder. Çocuğuyla, çoluğuyla bütün haklarıyla nizamlı, sistemli, birbirine hürmetkâr, sevgi içerisinde bir aile vardır. Komşuluk hakkını son derece üstün tutmuştur. 40 ev ilerisine kadar komşu saymıştır. İnsanların birbirlerine iyilikle, şefkatle, rahmetle kolaylıkla muamele etmelerini emretmiştir. Böyle birbirine ulvi bağlarla bağlı bir insan cemiyeti sosyal bakımdan en huzurlu cemiyet olmak durumundadır. Hatta eski büyüklerin bazı tavsiyeleri şöyledir: “İki Müslüman birbirine giderken, ben şimdi şu yaklaştığım arkadaşımdan ne menfaat elde edeceğim diye bir araya gelirse, o buluşmalarından hayır gelmez. Bilâkis ben şimdi şu gitmiş olduğum kardeşime hangi hususta faydalı olurum diye yaklaşırsa o buluşmadan, o bir araya gelip görüşmeden büyük faydalar çıkar” demişler ve bu tavsiyelerde bulunmuşlardır… Müslümanlık mutlaka her hususta ahireti gözetmeyi emretmiştir… Şimdi bu dünya görüşü bu sosyal yapıya sahip olan Müslüman âlemi içerisinde kadının yerine bir göz atalım. Efendim bir Müslüman hanımı, iktisadi hayatta çalışabilir, çalışır. Hatta bazı hizmetlerin kadınlar tarafından görülmesi teşvik edilmiştir. Hatta bazı yerlerde hanımların çalışması zaruri bile görülmüştür. Meselâ, hemşirelik görevinde, bir Müslüman diyarında hasta hanelerde hemşirelik, hasta bakıcılık görevinin bilhassa kadınlar tarafından yapılması tercih edilmiştir, teşvik edilmiştir. Yine kadın hastalıkları doktorluğu gibi birtakım görevlerin kadınlar tarafından yapılması, hatta önemle üzerinde durulması gereken bir husus addedilmiştir. Bundan başka kadın Müslüman yapısında, başka hususlarda çalışır. Belki Sümerbank umum müdürünün odasına gitmiş arkadaşlar vardır. O odada bir dokuma fabrikasının resmi var. 150 sene önceki bir dokuma fabrikası. Birçok Müslüman hanımlar bu dokuma fabrikasında gayet güzel bir çalışma havası içerinde bulunuyorlar. Merak eden arkadaşlar gidip görebilirler. Müslümanlıkta kadın çalışabilir ve iktisadi hayatta bir unsur olabilir, kadın Müslümanlıkta aynen erkek gibi ilimle, ibadetle mükellef tutulmuştur. Cenab-ı Hak, insanları kadın, erkek, siyah, beyaz diye ayırmıyor. Kimin Allah’tan korkusu en fazla ise insanların içerisinde en efdali odur diyor. Herhalde kadının erkeğe, erkeğin kadına Allah indinde hiçbir üstünlüğü mevzu bahis değildir. Cemiyet içerisinde Müslümanlık, kadına onun yaradılışına uygun görevler tevcih etmiştir. Hiçbir zaman onu ne Doğu’daki, ne Batı’daki zoraki çalışma sistemlerine mecbur saymamıştır. Belki bazı erkeklerimizin şu anda hoşuna gitmeyebilir. Bir lâtife olarak söylüyorum. Çok dikkatle açıklayalım ki, Müslüman bir ailede kadın hiçbir iş yapmaya mecbur değildir. Hatta çocuğuna bakmaya bile mecbur değildir. Bütün evin vazifesini görmek, evin kazancını temin etmek erkeğin vazifesidir. Müslümanlıkta kadına, kendi yaradılışına uygun görevleri yapmak tavsiye edilmiş ve eğer arzusuyla yaptığı, dünyada ahirette bir mükâfatını göreceği bir ilave çalışma olarak bir lütuf olarak telakki edilmiştir.”

KADININ YERİ

“Müslümanlıkta kadının ne Doğu’da ne de Batı’da erişemeyeceği çok büyük yeri vardır.
Bunu müsaade buyurursanız, birkaç ayet-i kerime ve birkaç hadis-i şerifle tarif etmeye çalışalım. Nisa Sûresi ismi altında Kur’an-ı Kerim’de kadın sûresi denilen bir sûre vardır. Bu sûrenin 19’uncu ayetinde “kadınlara en iyi şekilde muaşerette bulunma” emrolunur. Bunun manası Müslümanlıkta kadınlara karşı hürmetkâr, yumuşak, haşin olmamak üzere muamelede bulunmak emrolunmuştur. Onların tabii yapıları bu istikamettedir. Böyle hareket etmek lazım gelir. Yine Bakara Sûresi’nin 187’nci ayet-i kerimesinde, “Onlar sizin libasınız, siz de onların libasısınız” buyrulmuştur. Libas, elbise ve örtü manasındadır ve bunun da hakiki manası dış tesirlere karşı her türlü zarar verecek şeylere karşı onları korumak manasındadır. Hadis-i şeriflerde kadın Müslümanlıkta şöyle belirtilmiştir: “Dünya bir metadır. Onun en hayırlı metaı da saliha bir kadındır.” Diğer bir hadis-i şerifte: “Kadınlar hakkında hayırlı tavsiyelerde bulunmam için benden sorunuz, ne söylerseniz söyleyin, bu hususta size tavsiyede bulunayım, yardımcı olayım.” Diğer bir hadis-i şerifte; “Müminlerin kâmili, ahlâkı en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız, kadınlara karşı en hayırlı olanınızdır” buyurulmuştur. Diğer bir hadise şerifte; “Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır, öz nefsinin senin üzerinde hakkı vardır, efrad-ı ailenin senin üzerinde hakkı vardır, her hak sahibine hakkını ver” buyurulmuştur. Diğer bir hadis-i şerifte; “ilim tahsil etmek kadın, erkek her mümine farzdır” denilmiştir ve dolayısıyla onların da görevli oldukları ve esas Allah katında mühim olan görevler bakımından onların da aynen mükellef oldukları, kendilerine hürmet gösterilmek, iyi muamele edilmek mecburiyetleri yanında erkeklere tamamen eşit oldukları beyan edilmiştir.”

ANNE

“Diğer çok mühim bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir. “Ya Resulüllah, benim için güzel sevgi ve bakımıma en çok muhtaç olan kimdir, kime bu hizmeti yapmalıyım?” Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam buyurmuşlardır ki; “Annen, sonra kime denilmiş, yine annene, sonra kime denilmiş, tekrar annene denilmiş, tekrar sorulduğunda babana” buyurmuşlardır. Binaenaleyh Müslüman ailesinde çocuk üzerinde annenin üç hakkı varsa, babanın bir hakkı vardır. Ve anne hakikaten muhterem, mukaddes, büyük bir varlık olarak Müslüman’ın dünya hayatında, sosyal görüşünde ve iktisadi varlığında çok mühim yeri olan bir varlıktır.” Devam edecek. Selam hidayete tabi olanlara…