Özellikle dış politika konularını değerlendirirken, doğru

tespitler yapmak, bunları dile getirmek çok önemli olmakla birlikte, doğruların

söylenmesinin önemli olabilmesi için doğru tespitler yönünde hareket etmek, dış

politikamızı o doğrular istikametinde sürdürmemiz gerekir. Çünkü doğruları

görmekle birlikte o doğruları hayata geçiremiyorsak ya da hayata geçirilmesine

muhataplarımız sürekli engeller çıkartıyorsa bizim doğrularımızın fazla bir

anlamı kalmaz. Bir diğer ifadeyle muhataplarımız iyi niyetli değil demektir.

Sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlar, bunun için de sürekli aleyhimize

kararlar alıyor ve bunu uygulamaya koyuyorlarsa o zaman ilişkilerimizi ya en

aza indirmek ya da dış politikada kendimize yeni partnerler ve muhataplar

bulmak mecburiyeti vardır.

Dış politikada stratejik müttefik olarak nitelendirdiğimiz

iki önemli ve değişmez muhatabımız var: Bunlar ABD ve AB. Ne var ki, bu iki

müttefik ile de ilişkilerimiz hep aleyhimize gelişiyor.

Bu iki müttefik ile ilişkilerimizin istediğimiz gibi

gitmediğini Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD dönüşü gazetecilerin sorularını

cevaplandırırken, AB Bakanı Ömer Çelik ise Hollanda programı sırasında

gazetecilere yaptığı açıklama net bir şekilde ortaya koyuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD dönüşü Obama nın 8 yıllık görev

süresi içinde bekleneni veremediğini belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor:

Türkiye nin ilk ziyaret ettiği ülkelerden olması bizi

umutlandırmıştı. Model ortaklık oluşturalım demiştik. Ekonomik alanda

geriledik, dış politikada beklentiler tam gerçekleşmedi. Suriye ve Irak ta

birlikte güçlü bir varlık ortaya koyamadık.

Aslında ABD ile ilişkilerde Türkiye nin hiçbir beklentisinin

gerçekleşmediğini söylemek mümkün. Çünkü açık bir şekilde ABD Irak ta Kuzey

Irak Bölgesel Yönetimi ni, Suriye de PKK nın Suriye kolu PYD yi Türkiye ye

tercih etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ın ABD dönüşü yaptığı açıklamaya

İstanbul da Birlik Vakfı nın iftarında söylediklerini eklediğimiz zaman ABD ile

ilişkilerimizin hangi noktada olduğu daha net anlaşılacaktır. Cumhurbaşkanı

Erdoğan Suriye konusunda şu değerlendirmeyi yapıyor:

Suriye de sinsi plan uygulanıyor. Bu plan ve proje üzerinde

de ne yazık ki dost gözükenlerin de sinsilikleri yatmaktadır. Bunu da çok açık

net ifade etmek durumundayım. Bunu da aynen kendileriyle paylaşıyoruz. Burada

söylenenler şu anda onlar tarafından da takip ediliyor zaten. Türkiye PKK dan,

bölgemiz DAEŞ ten kurtulmadıkça yaşanan acılar bitmeyecektir.

PKK ve Suriye uzantısı PYD ile DAEŞ i bölgeye musallat

edenlerin başında ABD ve bazı AB ülkelerinin geldiği düşünüldüğünde ilişkilerin

hangi zemin üzerinde yürüdüğü açıkça görülür.

AB ile ilişkiler de benzer bir çizgide gidiyor. AB nin

kapısında 50 yıldır bekletilmemiz bir yana, daha yakın zamanda imzalanan

mültecilerin geri iadesi ve vizelerin kaldırılması anlaşmasının belirsiz bir

süre AB tarafından rafa kaldırılmış olması, yine Almanya Meclisi nde sözde

Ermeni soykırım iddialarının kabul edilmesinin ardından İncirlik Üssü nde tesis

kurmak isteyen Almanya ile Türkiye arasında mutabakat sağlandığı haberleri

birlikte düşünüldüğünde sanıyorum yanlışlar zinciri daha net görülür. Bu arada

AB Bakanı Çelik in bunca olayın ardından, En yüksek AB iradesi Erdoğan

döneminde gösterildi sözleri neyi anlatıyor diye düşünmek gerekiyor.

Uzun lafın kısası dış politikada yanlışlar zinciri devam

edip gidiyor. Doğru yönde hareket etmemizi neyin engellediğini birilerinin

topluma açıklaması gerekmez mi