Bu konuyu bir defa yazdık, tekrar dönme niyetinde
değildik. Ancak yurtdışında bulunduğumuz süre içerisinde Taksim olayları tüm
şiddetiyle devam ettiğinden herkes Ne oluyor, buna Türk baharı diyebilir
miyiz sorusunu yöneltiyordu.
Bakın Taksim de yaşananlar hakkında neler söylüyorlar
CHP Gezi Parkı nda yapılacak olan düzenlemeler için önce
mecliste evet demiş, sonra sokaklara dökülmüş.
Çatışma AKP-CHP çatışmasıymış.
İkinci soru Hükümet askeriyeye ait kışlayı yıkacakmış
göstericiler, askeriyeye sahip çıkarak kışlanın yıkılmasına engel olmak için
bütün bu olaylar yaşanıyormuş.
Çatışma asker-hükümet çatışmasıymış.
Taksim e cami yapılacakmış. Eylemciler cami yapılmasına
karşı çıktıkları için eylemler yaşanıyormuş.
Çatışma laik dindar çatışmasıymış.
Hükümetin ipi çekilmiş ve darbe planı başlamış.
Darbelerde planın uygulama süresi ortalama iki yıl olurmuş.
Çatışma darbecilerle siviller arasında imiş.
Müzakereler sonucunda hükümet seçim kararı almak
zorunda kalmış. (Referandumu kastediyorlar)
Dışardan böyle görünüyor da gerçek nasıl
Bilmiyorlar ki, hükümet olayları bitirmeye değil; uzun
bir sürece yayıp, zamana yaymaya böylece gerilim süresini uzatmaya
çalışıyor.
Sayın Başbakan eylemleri ciddiye almadığından, Tunus seyahatini yarıda kesme gereği duymadı.
Yurtdışı dönüşü ayağının tozuyla önce Ankara, Adana ve
Mersin mitingleri, sonra Ankara, İstanbul mitingleri, daha sonra da Kayseri,
Samsun ve Erzurum mitingleri ile süreci hem uzatmaya hem de yurt sathına
yaymaya çalışıyor.
Katılımlarda -ilgi azalmazsa- doğu illerine doğru
kaydırarak mitinglere devam edecek gibi görünüyor.
Taksim temsilcilerinin mitingden vazgeç çağrısına
karşılık olarak mitingin mutlaka yapılacağı ısrarı da bunun için olsa gerek.
Taksim temsilcileriyle başbakanlıkta yapılan görüşmelerde
24 saatte tahliye gündemde iken, iki
saat sonra aniden operasyon başlatılması da bu politikanın bir sonucu olsa
gerek.
Sn. Bülent Arınc ın ortamı yatıştırmaya yönelik
tavırlarına karşılık maruz kaldığı (Ipad kırma ve istifa söylentileri) muamele
de bu politikanın bir sonucu olsa gerek.
Taksim olaylarında idareye düşen görev tansiyonu düşürmek
olmalıydı. Bu da elinde mühür olanların soğukkanlı davranılmasıyla mümkün
olacaktı. Mitinglerle yangına körükle
gidilmiş oldu. Taksim tahrik oldu.
Ülkede yaşayan herkesin olaylarda taraf olmasını istemek,
George Bush un 11 Eylül sonrası Afganistan saldırısında uyguladığı ya
bendensin ya da karşımdasın politikasının kopyası olarak dikkat çekiyor.
Sokaktaki sebepsiz kavgaya illa ki taraf olalım isteniyor.
Kanaatimizce eylemlerin failleri yanlış adreslerde
aranıyor. İşbaşındakileri uzun yıllardır
iktidarda tutan güç, belli ki yeni bir
operasyon peşinde. Kim bilir perde arkasında hangi hesaplar yapılıyor.
Umarız, bu gidişle taksim; yeni bir taksim olmaz.