Türkiye nin güneyinde oldukça hareketli ve hararetli
gelişmeler söz konusu. Türk-Amerikan ilişkilerinde Suriye nin kuzeyinde yaşanan
PYD/YPG temelli kriz ile birlikte, Irak ta kendisini gösteren ve Barzani
yönetimi ile birlikte Irak Türkmenlerini bir kez daha hedef tahtasına oturtan
hadiseler Ankara yı eski defterleri karıştırmaya itmiş görünüyor.
Hiç de hoş olmayan bu eski defterleri açma hadisesi, ne
yazık ki içinde bulunduğumuz durumu çok net özetliyor.
Nitekim, bahsedilen söz konusu bu gelişmelerin yaşandığı
bir dönemde Ankara-Moskova hattında yaşanan son gelişmeler dikkatlerden
kaçmıyor. Bunun gerekçeleri ile ilgili olarak iç siyasetten dış politikaya
kadar çok şey söylenebilir. Fakat burada inatlaşmanın hiç bir tarafa fayda
sağlamayacağı, sürecin her iki ülkeye zarar vereceği artık sağır sultanın bile
duyduğu bir sır. Nitekim, bu arayışların tek taraflı olmadığının da yeri
gelmişken altını çizmek gerekiyor.
Diğer taraftan, Türk-Rus ilişkilerinde güven sorununun
zirve yaptığı bir dönemde 24 Kasım öncesi ilişkilere dönülmesi ve kaldığı
yerden devam etmesi de bu arayışlara rağmen mevcut şartlar altında pek mümkün
görünmüyor. Tarafların özellikle üslup noktasında ortaya koyduğu çıkışlar
fazlasıyla bağlayıcı görünüyor.
Bunun tek çıkış yolu devlet aklının ön plana
çıkartılmasından ve buna uygun olarak liderlerin her iki tarafın karşı karşıya
kaldıkları beka temelli tehdit algısı karşısında mevcut krizi dondurmalarından
geçiyor.
Yani, ilişkilerde geçici bir hafıza kaybı kaçınılmaz.
Aksi takdirde, daha önceki yazılarımızda da ortaya koyduğumuz sürece, sen de
evlat, bende kuyruk acısı durumundan çıkılamaz ve bu durumda her iki ülke de
birbirinin boşluğunu telafi edici arayışlara devam eder. Bu ise, toplamda elde
edecekleri kazançları bir tarafa bırakın, kendileri açısından farklı bağımlılık
ilişkilerini gündeme getirecektir. Bu ise, kayıp ile eşdeğer olacaktır.
Burada yeni sürecin birinin kazandığı, diğerinin
kaybettiği bir kriz üzerine inşa edilmemesi oldukça önemli. Dolayısıyla
tarafların kazan-kazan anlayışına dayalı bir ortak formül üzerinden hareket
etmeleri gerekiyor. Üzerinde çalışılan ve krize rağmen etkilenmeyen bazı
projelerin hayata geçirilmesine yönelik bir takım seremoniler iyi bir
başlangıç için gerekçe/zemin oluşturabilir.
Süreçte İran ın oynayacağı kolaylaştırıcı rolü de hiç
kuşkusuz göz ardı etmemek gerekiyor. Nitekim İran, bununla ilgili mesajları
uzun zamandır Türkiye ye veriyor. Fakat tüm mesele bir kez daha Türkiye nin
Suriye krizinde izlediği politikasını değiştirmekten geçiyor. Rusya kadar, İran
da bunu Ankara dan bir kez daha isteyecektir.
Dolayısıyla Türkiye zor bir tercih ile karşı karşıya. Ya
Rusya-İran ikilisi ile yeni bir süreci başlatacak ya da ABD nin oldubittilerine
dayalı bir ilişkiye evet diyecek. ABD ye hayır derken, bir çok sürprize de
hazır olduğu mesajını çok açık bir şekilde belirtecek.
Açıkçası Ankara açısından oldukça zor bir durum söz
konusu. Özellikle de rahmetli Menderes ten bu yana yaşanan bir takım
tercihlerin maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda...
Dolayısıyla geriye tek bir çözüm kalıyor. O olasılığı da
açıkçası göz ardı etmemek gerekiyor. Eğer mevcut arayışlar istenildiği gibi bir
netice vermez ise, bu üçüncü yolun devreye sokulması kaçınılmaz gibi görünüyor.
Yapılan bir takım açıklamalara bir de bu perspektiften bakmakta fayda var. O
zaman siz de bunu göreceksiniz...