Sayın Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerde ifade ettiler. Onun kullandığı orijinal cümle şöyle idi; “İslâm’ın güncellenmesi gerekiyor…”

Bu çıkışın akabinde, enteresan bir tartışma başladı Türkiye’de. Herkes “dinde reform” konusunu konuşur oldu. Herkes konuşuyor; meğer memlekette ne çok reformist varmış. İşin bir acayip yanı da, tartışmaların 12 Mart darbesinin yıl dönümüne denk gelmesi.

Ne alaka, diye düşünülebilir.

İzah edelim:

Bir takım karanlık odakların, iktidarların otoriteleri sarsıldığında, onlara, reform tavsiyesinde bulunmaları...

Şimdi de öyle değil mi? Geniş halk kitleleri gidişattan memnun değil. Ekonomi kötü. Dış politika berbat. Hangi konuya el atsanız, elinizde kalıyor. Tabi trolleri saymıyoruz. Onlar herhalde başka bir âlemde yaşıyorlar.

Çünkü hangi olumsuzluğa değinseniz -cevap veremeyeceklerini anladıklarında- hemen, “Afrin” diyorlar. Mesela, siz, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yanlışlığını anlatıyorsunuz, muhatabınız, “Görmüyor musun Afrin’de savaş var” diyor.

12 Mart konusuna da bir cümle ile değinelim.

Önce şunu ifade edelim ki:

Darbe yapan kesimler, her defasında dış güçlerin oyununa gelmişlerdir. Yani, darbeciler, her seferinde -en hafifinden- kullanılmışlardır. 12 Mart darbesini yapanlar da öyle. İşte 12 Martçıların kulaklarına darbe yapmayı fısıldayanlar, darbeden sonra da; reform yapmalarını istemişlerdir.

Onlar, muhtıralarında, “Sosyal ve ekonomik sorunların çözülmesini, reformların bir an önce başlatılmasını” belirtmişlerdi. Hâlbuki en çok hukuksuzluklar da reform istenen o meşum günlerde gerçekleşmiştir.

İşte, bu nedenlerden ötürü biz, darbeleri meşru görmediğimiz gibi, asıl nedeni; halkı aldatmak veya gündem saptırmak olan “reform” sözcüğünü de tehlikeli buluyoruz. Ayrıca, mevcut iktidarın 28 Şubat sonrası kurulduğunu unutmamak gerekir.

Niye gocunurlar bilinmez; ancak, şu bir hakikattir ki; ANAP 12 Eylül ürünü, AK Parti’de 28 Şubat mahsulüdür. Bu hakikat, gizlenemez ve de kimse bu gerçeklerden kaçamaz.

Tabii ki 28 Şubat’ın hemen akabinde iktidara bu kadro getirilmedi. Önce, üç partiden oluşan ve adeta “yamalı bohça” görünümünde olan bir koalisyon iktidara geldi. Hatta işler yürümediği için Kemal Derviş adlı, o meşhur kişi de koalisyon ortağı gibi hükümete eklemlendi.

Niçin böyle söylüyoruz?

Çünkü Sayın Derviş, özelleştirmelerin yapılması için yoğun çaba sarf etmişti. Başta şeker fabrikaları ve Türk Telekom olmak üzere, devletin elinde bulunan KİT’ler, haraç-mezat şeklinde satışa çıkarıldı. Unutmayalım lütfen! O zaman da Sayın Bahçeli hükümet ortağı idi.

İslâm dininin reforma ihtiyacı yoktur. Ayrıca, unutmamak lazım ki; küresel sistemin reform veya başka adlar altında müdahale edemediği, değiştiremediği, bozamadığı tek din İslâm’dır.

İslâm dini günceldir, güncellenmeye muhtaç değildir.