Deyimlerin kökenine dair hikayeleri okuruz. Bunlar arasında hikayesine rastlayamadığım bir deyimin hikayesini yazmaya karar verdim. Deyim “evde kalmak”.

Vakti zamanında çok güzel bir kız yaşarmış zengin bir ailenin tek varisi. Nice delikanlı ona gönül düşürmüş fakat gönül bu ya kızın hiçbirisine içi ısınmamış. Her kim istedi ise reddetmiş. Yıllar böyle geçerken âşıklar birer birer pes edip yuva kurmaya başlamışlar. Lakin sevgisiz yuva yuva

olur mu? O çağda evlenen kızların hepsi mutsuz oluyormuş. Öyle ki nihayetinde evliliğin bir mutsuzluk büyüsü olduğuna inanmaya başlamışlar. Ülkenin tek bekar kızı ise o güzeller güzeli zengin varismiş. Bütün evli kadınlar onu kıskanır altın günlerinde dedikodusunu yapmaya bayılırlarmış. Kendi durumlarını üstün kılmak için ona acır görünürlermiş. 

Nice davet, balo yemek akşamları tertipleniyormuş fakat o güzel kız hiçbirisine davet edilmiyormuş. Malum bütün kadınlar kocalarının bir zamanlar bu güzele vurgun olduğunu bilirmiş. Onu davete çağırmanın düpedüz delilik olacağının farkındaymışlar. Her buluşmada onun dedikodusu yapılırken “bu davete de katılmamış evde kalmış o” der hınzır hınzır gülerlermiş. 

Adamlar ise sigara yakma bahanesiyle bahçeye balkona çıkar konuyu dönüp dolaştırıp o güzele getirir ve nihayet reddedilmenin acısıyla kıza verir veriştirir sohbetin sonunda da “kendini beğenmiş işte canım bak bu davete de gelmemiş evde kalmış” der yaralarını bastırırlarmış.  

Bu dedikodular ülkeye öyle yayılmış ki kızın adını kimse bilmese de ondan bahsederken “evde kalmış” diyerek tanıyorlarmış. 

Her doğan büyür büyüyen yaşlanır ve nihayet ölüm insanı bulur. Bu kızın da ölüm günü gelmiş çatmış. Cenazesinde birkaç uzak akrabasından başka kimse yokmuş onlar da miras için bulunmuşlar orada.

O olaydan sonra her kim bir kıza talip olur da ret cevabı alırsa “evde kalmak mı istiyorsun” der ve bu tatsız hadiseyi kıza sunarmış. 

Evliler ise çektikleri zahmeti unutmak için evlenmeyen kızlara bu lakabı söyleyip bir nebze rahatlamış. 

İşte o zamandan beridir ki başkasına âşık erkeklerle evlenen kızlar ve sevdiğini alamayan erkekler “evde kalmış” deyimini kullanır. Tarihte kadın ve erkek dayanışmasının ilk ve son vuku bulduğu an bu deyimin oluşma anıdır. Sonrasında ise bu deyime karşı çıkan bayanlara feminist bu deyimi kullanan bayanlara dişil denmiştir. Erkekler ise bu deyimi her daim kullanmaktan büyük zevk almıştır. Neticede bir kuyruk acısı mevcut.

Tuhaftır ki hiç evlenmeyen erkeklere “evde kalmış” denmez. Bu da deyimin hikayesinin güzel bir kız olmasını haklı çıkarıyor.

Bayanların kıskançlığı ve erkeklerin gururu ülkemize bu deyimi kazandırdı.

Kime ne hayrı var bilinmez lakin pek çok ıstırap sahibine ilaç mahiyetinde olduğu kesin. 

Eşim başkasına âşık çok mutsuzum demek yerine evlenmemişler vah vah yazıklanması müthiş bir terapi olabilir. Ya da sevdiği kızın reddine maruz adam bir başkasıyla evlendikten sonra onu reddeden kız için evde kaldı diyerek sevinebilir.

Velhasıl kelam evde kalmak kıskanılmaktır sevgili okuyucu. Göze alabiliyorsan kalmalısın.