Bismillâhirrahmânirrahîm;
YEREL seçimlerin üzerinden 2 hafta geçmesine rağmen, Türkiye hâlâ sıcak seçim gündeminden kurtulamadı. Siyasî partiler, bakanlar, halk konuşuyor. Halk “taraf” olmaya itilerek birbirine düşman ediliyor. Hukuk devletinde herkesin, her kurumun görev, yetki ve sorumluluklarının tanımı vardır. Devletin bütününü kapsayacak şekilde iş bölümü yapılmış “kurumları” var. Halkın tek ihtiyacı seçim değil ki! Hayat devam ediyor. Şartların getirdiği yeni görevlerimiz var.
Seçimlerde âdil tanıtımdan eser yoktu. Bir taraf devlet imkânlarının yüzde 95’ini kullandı; Saadet Partisi ise devlet imkânlarından faydalanmak bir yana; sistematik olarak yolu kesilmek istendi, dışlandı. Günde 8 mitingi olan bir siyasi parti liderinin konuşmalarının tamamı TV’lerden canlı olarak verilirken; Saadet Partisi’ne yapılan saldırılar karşısında kendini savunabilecek 5 dakikalık “cevap hakkı” bile çok görüldü.
Tabiî seyrinde yürümeyen seçimlerin, tabiî olmayan sonuçları ortaya çıktı. Büyük tartışma İstanbul seçimleri üzerinde. Hükümet ve anamuhalefet partileri arasındaki oy farkının “az” olması, tartışmaları bu partiler üzerine yoğunlaştırdı.
Binali Yıldırım, sonuçların açıklanmaya başlanmasından birkaç saat sonra “seçimi kazandım” değerlendirmesini yaptı. Daha sonra Melih Gökçek, “Seçimi yüzde 100 Binali Yıldırım kazandı; yüzde 99 değil” paylaşımıyla ona destek verdi. Bunlar “yetkisiz” açıklamalardı. Ekrem İmamoğlu’nun “seçimi kazandığını ilân etmesi”; İstanbul BŞ Belediye Başkanı “unvanını” kullanarak Anıtkabir ziyareti yapması da bir o kadar büyük “acelecilik”ti.
İTİRAZLAR YASAL HAK
SEÇİMLERİN üst düzey hukukî mercii YSK’dır. Yorumlar YSK’nın açıkladığı sonuçlar ışığında yapılmalı. Kesin sonuçların siyasîlerce açıklanması büyük sıkıntılar oluşturur.
Siyasî partilerin gerekçelerini belirterek seçimlere itiraz etmeleri onların “yasal” hakkıdır. Ama karar verme yetkisi YSK’nın. Birinin YSK’nın yetkisini yok sayması veya kendisini bu konuda “yetkili” sanması yetki kargaşasına yol açar. Meselâ, İçişleri Bakanı “seçilseler bile…” türünden tehditler savurmuştu. YSK bunun üzerine “Soylu yetkisizdir” açıklaması yapmak zorunda kaldı.
Seçimlerin sonuçları konusunda darbe, tuzak gibi maksadını aşan açıklamalar yapılıyor. Hükümet’in görevi “oyların çalındığını, hile yapıldığını” söylemek değil; bunu yapanları bulup çıkarmaktır. Cezalarını da “yargı” vermelidir. Halk oyunu kullanarak görevini yapmıştır. Sonuçlar yalnız YSK tarafından ilân edilmelidir. Siyasî partilerin seçim sonuçları üzerinden birbiriyle dalaşmaları konuyu mecrasından çıkarmakta; ortamı gererek halkı kamplara ayırmaktadır.
Seçimlerin devamlı “ana gündem” halinde tutulması önemli olayların gözden kaçmasına yol açıyor. Hükümet, 16 Nisan referandumu; 24 Haziran ve 31 Mart seçimlerinde “bekâ sorunu”nu ana tema olarak işledi. Şimdi niçin gündeme getirmiyor? Eskiden hükümetler böyle hassas konularda ilk iş olarak siyasî liderleri toplar; onları bilgilendirir, görüşlerini alırdı. Bunu yapmaması Hükümet’in “beka”yı seçim malzemesi olarak kullandığını düşündürüyor.
Siyasi partiler “çözüm”e kilitlensin. İtirazları YSK sonuçlandırsın. Oy çalanları, hile yapanları, görevini kötüye kullananları devletin kurumları izlesin; yargı cezalandırsın. Mekanizma sağlıklı işletilsin.
SEÇİMİN MESAJI AÇIK
ADALETİN askıya alınarak halkın yarısının diğer yarısına düşman edilmesi Türkiye’nin bekâsına vurulmuş en büyük darbedir. ABD’nin S-400’ler üzerinden Türkiye’ye tehditleri, İsrail’in pusuda beklediği “açık”! İngiltere, memorandum sonrası, Rumlarla antlaşma imzalayarak hemen Kıbrıs’a savaş uçakları göndermeye, askerî yığınak yapmaya başladı. Hâlâ birbirinizle mi boğuşacaksınız?
Hükümet, devlet gücünü arkasına alarak adaleti yok saydı. Muhalefetle kavgaya tutuştu. Pelikancılar, troller, yalanlar, iftiralarla kendilerine oy vermeyenlere demediğini bırakmadı. Seçimin sonuna doğru yaşanan şu olay; karalamalardan AKP’ye oy verenlerin bile sabırlarının taştığını gösteriyor:
Hükümet “çirkin” sözlerle muhalefete yükleniyordu. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Amasya Taşova’da muhalefeti PKK/HDP ile iş tutmakla suçladı. Halka, “Bu adilere sandıkta cevap verecek misiniz?” diye sorunca; terörün hiç giremediği ilçedeki insafı kurumamış Kadir Demir isimli genç “Ben de PKK’lıyım!” diye bağırdı. Gözaltına alınan Kadir Demir’in 10 senelik AKP üyesi olduğu anlaşıldı. AKP’nin muhalefete tazyiki içlerindekileri bile PKK yanına itecek kadar yüksekti.
Seçimlerin mesajı açıktı. Halk, dış düşman pusuda beklerken; içte vatandaşına karşı savaşa tutuşan üslûbu bozuk zihniyete tepki gösterdi. Kavga etmeyin, uzlaşın, problemleri birlikte çözün, mesajı verdi.
Seçimler bitti. El ele verip geleceğe yürüme zamanı. Herkes, her kurum sorumluluğunun şuuruna varırsa düşmanlarımız emellerine ulaşamazlar. Bugün kâmil anlamda iç barışa ihtiyacımız var.
