Her atanın sözü makbul sayılmaz! Mümkün mertebe suya sabuna dokunmayan, güç sahiplerine ilişmeyen, haksızlığı hukuksuzluğu dile getirmeyen ve hatta kurulu düzeni din gibi kutsayanları tercih edilir. Saman biriktirmenin lüzumuna, suyun sürekliliğine, ağacın yaşlığına işaret eden sözler pek makbuldür. Muhtemelen ardı arkası gelmeyen ticaret kervanlarına malik ataların sözüne göre, “Boynun eğri!” denince devenin, “Nerem doğru ki?” diye sorması, doğrusu ilginç bir olaydır. Bu nezih ifade, herhalde muhatap kılınan devenin ne denli mütevazı, nahif, alçakgönüllü bir kişiliğe sahip olduğunu gösterir. Demek o eski atalar devrinde develer adeta insan gibi muhatap alınmakta, adam yerine konmaktadır.
Aslında boynunun eğriliği dile getirilmekle deveye karşı bir itham, bir kusur, hakaret yöneltilmez; fiziksel olarak görünenin esbab-ı mucibesi merak edilir. Pekâlâ deve bundan alınıp, ‘Siz önce kendi boynunuza, huyunuza, suyunuza bakın’ da diyebilecekken efendice eğriliği kabullenir fakir. Hangi dili konuştuğu bilinmemekle birlikte deve zaten konuşamadığından öylece bakakalmış da olabilir. Her durumda ukalalık etmez, alınıp gücenmez, belki ufaktan görünüşüne yansıyan vaziyete hayıflanır. Karikatürize edilen ifadeyle, ‘Medulaspinalisin merkezi ilk omurun miyeli sinirlere yaptığı lokal baskıdan ötürü dorsal ve ventralmotorik sinirler sıkıştığı için’ öyle görünüyorum da diyebilir. Ancak hayvan, hiç kompleks yapmadan, muhatabını kırmadan, edeplice mevzuyu geçiştirir.
Er ya da geç boynu bükük kalacağı ihtimalini düşünmeden, boynunun hiç de eğri olmadığını iddia etmek insana has kılınacak bir tepkidir. Oysa devedeki durum, tevazuyla yoğrulmuş halet-i ruhiye şimdiki zamanda ne kadar da önemlidir. Adeta hep eksikliği hissedilen, aranıp bulunamayan erdemdir. Muhtemelen yaşamakta olan ve yaşayacak olan nesillere öğretilemeyecek bir inceliktir. Hem şimdinin insanı kendisine yönelik ithama göğüs germek bir yana genel anlamda dinlemeyi beceremediği gibi, bir istisna olarak dinleyenleri de muhatabına yanıt geliştirmek için süre kazanmakla maruftur. Ukalalığını hazırcevaplık zanneder; saygısızlığını hak görür. Zaten nereden edindiği belirsiz, kişisel kanaatince kusursuzdur. Eğrilik ne kelime, öyle bir kusur belirtilmişse o bakanın gözündeki simetri bozukluğundan, gönlünde yer edinen kötülüktendir! Hem çok kişisel gelişimciler güzel bakan güzel görür falan filan diye ezberletmemişler midir? Dolayısıyla bir eğrilik yargısı, bunu belirtene en iyi ihtimalle bir göz doktoruna görünme tavsiyesi olarak döner.
Şimdiki zamanda bir eğriliğe yönelik olası yanıtlar hiç de öyle basit değildir. Bir itham olmaksızın da hakaret işitilir. Ve manipülatif reflekslerle konu savuşturuluverir. İcabında konuyla ilişkisi olduğunu düşünen biri üstüne alınıp bana hakaret edildi diye bağlamından koparılmış ifadeler için hayatları altüst eder. Maazallah sırf atasözü içinde hayvan türü geçti diye insan hapse tıkılır, üstüne cümle âlemden bin türlü hakaret işitir.
Birine burnun eğri dendiğinde şayet ki Kılıçdar yaptı demezse; ‘Toprağımızı bölemeyeceksiniz, ezanlarımızı dindiremeyeceksiniz, bayrağımızı indiremeyeceksiniz, yorganımızı dürdüremeyeceksiniz, silahlarımızı gömdüremeyeceksiniz, yüzümüzü güldüremeyeceksiniz’ şeklinde refleks göstermesi, dayatılan gerçeğe daha uygundur. Yahut bir boy aynasından yoksun ama kendisi için dev aynası tasarlatma sevdasıyla yanıp tutuşanlar, bir eğrilik söz konusu edildiğinde, ‘ Almanya senin bildiğin gibi değil yeğen, Almanya bitik bitik’ diye karşılık verir. Almanya uzmanı olduğundan ya da bir başka milletin düştüğü müşkül duruma acıdığından değil; bir haklı eleştirinin nasıl savuşturulacağı, bir gerçeğin nasıl manipüle edileceği kendisine kelime kelime öğretildiğinden böyle söyler. Bilumum haber bültenlerinden, TV programlarından duyup taklit ettiği şeyin aslında insanların yoksunluğuyla alay eden türden edepsizlik olduğunu bilmez.
Halk nezdinde çok çok hakaretin türü değişir. Geçimini temin etmek ve kolaylaştırmaktan gayrı emeli olmayan insanlar nankör olur, müsrif olur, açgözlü olur, şükürsüz olur. Pahalılıktan, yokluktan, yoksunluktan şikâyet edene dünyanın muhtelif ülkeleri gösterilip içine itildikleri hale şükretmeleri öğütlenir. Hem bin türlü eğriliğin müsebbibi sistem değil, marketlerin fırsatçılığı, ucuz ekmeğin büfelere geç ulaştırılması, elektriğin fazla harcanmasıdır! Donarak ölüvermenin sebebi insanları sınıra dayandıran olumsuz şartlar olamaz; yegâne neden Yunan askerinin insafsız tutumudur! Burada insanların yokluk sebebi denizin öte yakasındaki savaşa; savaşta çoluk çocuğun ölmesi savunmada kalan tarafa yıkılıverir. Ekonomi şahlanmakta, istikrar kişnemekte, insanlık uçmaktadır!