“Eyvah uşağum! Desene su mındar oldu, bu suyu dökmek zorundayım” diyordu yaşlı teyze... Trabzon’un bir köyünde kendi halinde yaşayan oldukça ileri yaşlarda bir teyze, bir gün köyün çeşmesinden doldurduğu bakraçlarını, sırtına aldığı sopanın iki ucuna takmış vaziyette evine doğru ilerlemeye çalışırken, genç bir adam yanına yaklaşıp, “Teyze sen taşımakta epey zorlanıyorsun, ver de ben taşıyayım” der...
Yaşlı teyze hiç nazlanmadan su dolu bakraçlarını taşımak isteyen adama, sopasıyla birlikte teslim eder. Genç adam aynen teyzenin taşıdığı gibi su dolu bakraçları omzunda taşır ve teyzenin evinin kapısına kadar götürüp onun dediği yere bırakır. Teyze buralarda hiç görmediği fakat kendisiyle “aynı dili konuşan” adamın kim olduğunu merak eder. “Evlâdım, sen kimlerdensin ” der...
Genç adam, “Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin Trabzon milletvekili adayıyım” diye cevap verir... İşte bu sözü duyar duymaz teyze kopar: “Eyvaaah! Uşağum! Desene su mındar oldu. Ben bu suyu kullanamam, dökmek zorundayım” deyiverir açık sözlülükle...
Milletin maşerî vicdanında Cumhuriyet Halk Partisi işte budur. Cumhuriyet Halk Partisi, “parti” olmanın çok ötesindeki bir “zihniyet”in adıdır. Hem de milletin maddî ve manevî köklerini kurutmaya memur bir zihniyet…
Milletin zihninde bu parti ile ilgili böyle bir kanaat nasıl oluştu En ücra yerlere ve buralarda yaşayan insanlara kadar ulaşan Cumhuriyet Halk Partisi tahribatının içini dolduran şeyler nelerdi Memleketi idare etmeye kalkışan bir parti, nasıl oldu da bu kadar “millet”in, “halk”ın nefret duyduğu düşman bir zihniyet haline geldi
Evet, “millet” herhangi bir topluluğun adı değildir, her topluluk da millet değildir. Cumhuriyet Halk Partisi de sadece bir “parti” değildir. Eğer parti olsaydı “millet”e düşman olmazdı, olamazdı da, çünkü milletine, milletinin değerlerine düşman bir parti olmaz / olamaz.
Çocukluk, gençlik yıllarımızda büyüklerimiz, “Ayıdan post, Rus’tan dost olmaz” derlerdi. Rus zulmünün ne olduğunu bilen büyüklerimiz, bu sözü durup dururken laf olsun torba dolsun diye söylememiştir. Rusların Müslümanlara yaptıkları zulümlerin neticesinde söylenmiş bir “atasözü”, “atalar” sözüdür.
Milletimiz mazlumdur, fakat kendisine zulmeden iç ve dış zalimleri de asla unutmaz. Kimseye düşmanlık etmez, etmemiştir de, fakat millî şuurunun altında, zalimlerin yaptıklarını habis bir ur gibi muhafaza eder. Çünkü millet olmak dostu da düşmanı da bilmek demektir. Unutursanız “millet” olamazsınız. Milletimizin hafızasında bunlar yerini de, önemini de hâlâ korumaktadır.
Milletin tarihini inkâr edip, onun tarihini “bir insan ömrü kadar” bir zaman dilimine hapsetmek, milletin tarihine düşman olmaktan da beter bir anlayıştır. Bu zihniyet mensupları milletin tarihini, geçmişini yok sayıyor. Bununla da yetinmeyip, yok saydığı “tarihi yapan” ve “yazan millet”in inancını da hem “tehlikeli” hem de “düşman” olarak görüyor. Oysa o inanç olmasaydı, bu millet olmazdı.
Milletin tarihini yok saymayı bütün söylemlerinde dile getirirken, tarihe ait ne varsa hepsini de yok etmeye kalkışmıştır. Dilini yok sayıyor öncelikle, dil gidince dilin tezahürü olan her şeyi ortadan kaldırmak için elinden geleni ardına bırakmıyor. Kur’an yazısıyla yazılmış ne kadar kitap ve yazılı belge varsa, onları imha etmek için yakmak da dâhil her türlü yola başvuruyor. Şimdi de “yangın”dan artakalan kitaplarla övünüyoruz, ya bir de memleketin en ücra köşeleri de dâhil olmak üzere, hepsi bugün kütüphanelerimizde yerlerini alsaydı kim bilir durumumuz nasıl olurdu.
Tarihî eşya niteliğinde metal, obje, altın arar gibi “toprak altında kitap arayan” bir milletin torunlarıyız. Tarihte hangi millet, geçmişine ait bilgilerin kaydedildiği kitaplarını “korku”dan toprak altına gömmüştür Tek örneğini hatırlıyorum. O da bütün Müslümanların asırlar içindeki kazanımlarının bir muhassalası olan kütüphanelerdeki kitapları Moğol eşkıyası, nehirlere atarak günlerce mürekkep akmasına sebep olmuştur.
Niçin kitaba düşmanlık yapıyorlardı Bunun altında yatan sebep ne idi “İşte görün, bakın, millet dediğiniz insanlar tarih boyunca hiçbir şey yapmamışlar, yemişler, içmişler, eğlenmişler. Ne yaptıysak ‘millet’ olarak değil, ‘ulus’ olarak biz yaptık!” demeye getiriyorlardı. Böylesine bir hinliği ancak bu “zihniyet”e mensup “parti” mensupları yapabilirlerdi ve yaptılar.
Kitaba düşmanlıkla da yetinmediler. Kitap gibi milletin kimliğinin ve kazanımlarının birer göstergesi olan mimari eserleri ortadan kaldırma yoluna saparak nasıl bir parti, pardon nasıl bir “hizip” olduklarını gösterdiler. İstiyorlardı ki görünürde geçmişe ait hiçbir iz kalmasın! Geçmiş, söyledikleri gibi görsel olarak da “yok” hükmünde olsun!
Bugün “parti” olarak varlığını sürdüren bu zihniyet mensupları, öyle bir hilenin ve hainliğin içindedirler ki “parti” ile “din”i, “parti” ile “ahlâk”ı birbirine karıştırmayın, o ayrı bu ayrı diyorlar. Peki, diyelim ki ayrı, sandık başına gittiğimde, vicdanımı da tatile mi göndereceğim Vicdanım, gıdasını inancımdan alıyorsa -ki başka türlüsü zaten muhaldir- o zaman inancımı nereye göndereceğim
İnancını, ahlâkını bir yerlere göndermiş olanların icraatlarına da, “Bak işte bunlar böyle! Bir tarafta din derler, diğer tarafta da malı götürürler” demekten kendilerine alamazlar. Bu zamana kadar ki icraatlarına bakınız, maddî olarak memleketi, manevî olarak da milleti yiyip bitirdiler. İş yapmadılar, yapıyormuş gibi göründüler. Herkesi de kendileri gibi zannettiler. İki âmânın köfte yemesi gibi... Hani iki âmâ birlikte yemek yerken biri diğerine, “Niçin köfteleri ikişer ikişer yiyorsun ” deyince, diğeri, “Nereden biliyorsun ” deyince, “Ben öyle yapıyorum da!” der.
Bunlar çalışmazlar, çalıştırmazlar; yapmazlar, yaptırmazlar; konuşurlar, konuşturmazlar. Hele helâl ve harama hiç riayet etmezler, fakat hakka hukuka riayet ettiklerini vehmederler. Teşhis: Bunların iflâhı mümkün değildir. Hani insanlık tarihinin başından beri akan iki pınar vardır: Nur ve kir. Bunlar “kir akan kanal”dan gıdalanmaktadır. Bu zihniyetin sahipleri kıyamete kadar devam edecektir, çünkü ilâhî kurgu böyledir.
Trabzonlu teyzenin “aynı dili konuştuğu” fakat “aynı duyguları paylaşmadığı” genç adama, “Taşınan su mundar olduğuna göre, taşıyanların zihniyeti elbette mundardır” demek istemesindeki hikmeti iyi anlamak gerekir. Bu memlekette Cumhuriyet Halk Partisi’nin “zihniyet kodları”nı çözmeden “gafletten kurtulmak” da mümkün olmayacaktır.