Her olayın içte yaşananı var, dışarıya yansıtılanı var, başkaları ile paylaşılanı var, asla paylaşılamayacak olanı, sadakta saklanılanı var.
Hasta ziyaretinin fotoğrafında, herkes çok üzülmüş görüntüsü vermeye uğraşmaktadır.
Hastanın konuşmaması, canları sıkmakta fakat o lavaboya gittiği anda yorum sağanağı boşalmakta:
“E üzüldü tabii, kocası aldatınca yakalandı kötü hastalığa”,
“Ama o da kimseyle paylaşmadı derdini içine attı”.
“Paylaşmayınca da o dert onu sardı”.
Hasta dönünce sus pus olmalar ama gözlerinden okunan merak, ah hasta bir konuşsa, o zalim adamın yaptıklarını anlatsa, fakat mümkünü yok bekledikleri malumatı alamıyorlar hasta havadan sudan konuşuyor, oğlunun kolunda harika bir akşam yürüyüşünden bahsetmekte.
Giderlerken, kapı aralığında gelininden o merakla bekledikleri malumatı alıyorlar, duydukları ile mest oluyorlar, evet adamın ilişkisi hala devam ediyormuş. Yolda doluştukları arabada, duydukları haberi lastik gibi uzatıyorlar, hastanın yakın arkadaşlarıdır ama bu bilgi ilgilerini çekmekte.
“Gelin ne güzel bakmakta, o hayırsız adamın yanına hiç gitme” diye sıkı sıkı tembih ederler ama hastanın yaşadıklarının farkında değillerdir.
Güler yüzlü gelin, yanında oturmamakta mutfağa kaçıp efkârla sigarasını içmekte, konuğunun artık evinden gitmesini hatırlatan yüzüne bakmadan, gözgöze gelmeden kısa konuşmalarla vakti doldurmaya uğraşmaktadır.
Zaten tahminde yanılmadığı mevzuyu kulakları ile duymuştur, gelin ağlamakta ve ciğerparesi çocuğunun kemodan, radyoterapiden etkilenebileceğini, yakında babası gile gideceğini, kocasına anlatmaktadır.
Ev onun, koca onun, sağlık onun, her şeyin sahibidir, dünya iktidarı onundur. Meyve pürelerini olmayan robotların devrinde, sebze çorbalarını saatlerce tel süzgeçten geçirdiği, üzerine titrediği, uykusuz gecelerinin kahramanı oğlunun evinden ayrılma vakti gelmiştir.
Perde perde oynamaktadır hasta, hayatının zor rollerini.
Oğlunun evine sığamayacağını anlamış dönmüştür her karışında emeği olan kendi evine. Onca kırıldığı insan, bir kaşık çorbayı pişirip içirmiştir.
Bir müddet de annesi ve kardeş yanına, köyünün kekik kokulu tepelerine gitmiştir.
Davetler, ziyaretler, herkes farkındadır yaklaşmakta olan elemin.
Hastanın moralini bozmamak için, çok neşeli davranılacak, “hastalık da neymiş bak Recep Amcanın kızına, hastalığı atlattı, on senedir demir gibi, dosyası kapandı gitti”, gibi olumlu örnekler verilecek, o meş’um sonucu kendilerinden uzak tutmak istercesine ormana bakan balkonda fırında ördek ve dondurma yenecektir. Sanki düğündür bugünümüz imajı ile müzik sonuna değin açılıp halaylar çekilecek, zılgıtlar ortalığı inletecektir.
Oysa yürekte koca bir mıh çakılıdır. Fakat uğultulu tepeler şifa olmuş birkaç ayda hasta toparlanıp iyileşmiştir, raporlarda göz aydınlığı sunmaktadır ama kardeşler ne kadar da hastayı normal görmeye başlamışlardır öyle. Umursamazlık tavan yapmıştır, sadece anne, gözlerinden sevgi akıtarak sevmektedir kızını. Dönüş günü geldiğinde ağabeyinin işi çıkmış, götürmekten kaçınmışmıdır ki, hasta küçük şehirden otobüsle gitmiştir havalimanına.
İyilik birkaç ay daha sürmüş, yeniden tahliller raporlar hızlanmıştır.
Bu kez, sevmelere doyamadığı küçük oğlunu teselli düşmüştür ona, kırk kilo kalsa da, ne kadar iyi olduğu rolünü oynamakta, “dördüncü devre de ne imiş ben daha kaç devre oyun oynarım” deyip çocuğunu bağrına basmakta, kendisinden sonra asıl onu düşünmektedir.
Ergen oğlu; “Anne, babam seni üzdüğü için bu hale düştün değil mi”, herkes böyle dese de, evladından uzak tutabilmelidir bu düşünceyi.
“Hayır, oğlum, ben onu affettim, ne olur sen de affet, o bana çok baktı.”
Son devreyi oynadığını bilmektedir, top ayağında iken iyi bir gol atabilmeli, evladı ile babasının husumetine sebep olmamalıdır, büyüğünün durumu iyidir ama küçük, babası ile küserse; onun hakkı olan malı mülkü de, baba, yeni arkadaşı ile yiyip bitirebilir fikri anneyi, asıl kahretmektedir.
“Oğlum, görüyorsun baban ne kadar pişman ve bana nasıl iyi davranmakta, evet beni üzdü ama çok da güzel baktı, senden istediğim, benden sonra da ailemizi, birlik ve beraberliğimizi dağıtmayın, insanlara malzeme vermeyin, baba oğul çok güzel geçinin, aranız açılırsa, işte asıl o zaman ben çok üzülürüm”.