Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmıyor. Eğer muhalefet edilecekse önce buna muhalefet edilmelidir. Bugüne kadar ekonomide risk alan işadamları, adaletsiz teşvik sistemiyle cezalandırılmıştır. Çalışma hayatında alın teri dökenler, adaletsiz vergi sistemiyle cezalandırılmıştır. Eğitim hayatında akıl teri dökenler, liyakatsiz yönetim anlayışıyla cezalandırılmıştır. Her alanda başarılı olmak adına yapılması gerekeni yapanlar, yine her alanda yapılması gerekenleri cezalandıran yönetim anlayışı ile durdurulmuştur. Görülüyor ki; başarıyı cezalandıran yönetim anlayışı ile mücadele etmedikçe, hiçbir başarılı cezasız kalmayacaktır. 

Muhalefet için aradığımız derinlik, işte bu mücadelenin derinliğidir. Çünkü başarıyı cezalandıran sistemle uğraşmanın iki ucu çoklu denklemdir: Haddini bildirmezsen, kendini haklı ve üstün zanneder, haddini bildirirsen, kötü olursun! Bunu kavramak adına “olağanüstü” dönemlerden geçiyoruz ve olağan kabul ettiğimiz her yanlış, olağandışılığı artırdığı için mücadele zorlaşıyor. Bu süreci kolaylaştıracak tek şey: “sahte bir hakikat sunan kurguyu sorgulamakla işe başlayabilmektir”. Umutların sürekli ertelendiği, ekonomik risklerin siyasi boyutları değiştirdiği bir ortamda bu sorgulama kaçınılmaz bir gerçektir.

Dün hepimizin göğsünü kabartacak sonuçlar olarak sunulan fakat bugün bir anlamı kalmayan vaatlerle bir dönem bitti. Gördük ki; “devleti bir araç olarak görenler, sonunda kendilerini devlet tarafından kullanılan bir araç olarak buldular”. Ve ne acıdır ki; dün hayatını adadığı kelimeler, bugün sadece güçlü olmasını garanti etmeye yarıyor! Daha da acı olanı; dün kötü olmayalım diye buna ses çıkarmayanlar, olağanüstü ve kontrolsüz gelişmeler karşısında şimdi nerdeyse küçük dilini yutacak. Yaşanılan öyle bir sığlık ki; samimi ve duyarlı vatandaşların haklı tepkilerini dikkate bile almıyor. Haklı talepleri dikkate alacak bir muhalefet anlayışı, önce bu sığlığı aşmalıdır. 

Bunun yolu ise; “insanları somut olarak bir araya getiren bir mekân düzenlemesi değil, aynı zamanda insanlar arasında ortak kimlik(değer)ler yaratan soyut bir zaman düzenlemesi” geliştirmektir. Çünkü demokrasinin taksimi, sadece seçimle yapılamıyor ve başarılı olanı cezalandıran yapıya başka müeyyide işlemiyor. Bu yüzden derin muhalefetin asıl görevi, insanı bozulmaktan korumak olmalıdır. Çünkü her şeyin çaresi vardır; cahilsen okur, öğrenirsin, adam yoksa yetiştirirsin, para yoksa kazanırsın ama insan bozuldu mu, çare bulamazsın. Ve başarılı olsan da cezalandırılırsın!