Kendi kendimizle kavgalıyız, boğuşup duruyorken dışımızdaki dünyada neler olup bittiğinin ayırtına bile varılamıyor. Varılsa da önemsenmiyor. Dışımızda bir dünya dönüyor kendi doğasında. Müslümanların bütünleşemeyişlerinin temel nedeni çok basit olmasına karşın bir türlü bu ayrıntılar giderilemiyor. Ya da ortak düşünce alanları oluşturulamıyor, böyle bir çaba da görülmüyor. Çatışma alanları daha çok öne çıkıyor, bunların üzerine bir yaşama tarzı kuruluyor.
Çıkmazlar çıkmazlara ulanıyor, artıyor, bir türlü önü alınamıyor. İnsan ilginç bir varlık. Kendisine uyarılar olmasına karşın bunları genel anlamda göz ardı ediyor, unutuyor ya da umursamıyor.
Elbette derdimiz Müslümanlar yani kendimiz, yanı geleceğimiz ve olabilecekler. Abartılan ve kimi zaman da aşırı bir öfkelere neden olan da zihnen Batı düşüncesine kapılış onun içinde kendine bir yol buluştur. Önü alınmayan bu uçurum düzleminde yaşıyor olmamız ve yaşamaya devam etmek zorunda oluşumuz. Gelinen yol ve gidilecek yolun değişmiyor gerçeği.
Müslümanların parçalanmışlığı bir dönem tam anlamıyla Batı düşüncesine dayalı ideolojikti. Bunların görünürde olmamalarına karşın kimi farklı çevreler aynı düzlemde buluşuyorlar, buluşabiliyorlar. Bunlar ideolojik düşünceden çok kapılınmış olan Batı inanış ve düşüncesi içinde oluşlarındandır.
Tuhaf bir durum vardır ki son Gazze olayları birçok tutumu öne çıkardı. Irkçıların, Batıcıların, milliyetçilerin, sosyalistlerin, Kemalistlerin, muhafazakârların kimi tutum ve davranışları su yüzüne çıktı. Birbirlerine olan nefretten, Haçlı zihniyetinden ve emperyal güçlerden medet umuyor oluşlarıdır.
Asıl kavga ve gerilim içeride paylaşım sorunudur. Paylaşımda adil davranılsa belki de bu durum hafifleyecek. Ancak bu da bir başına yeterli olmuyor. Sömürü çarkının etkisi, emperyal gücün baskınlığı, halkların veya ulusların kendi başlarına olmalarına, kendi kendilerine yetmelerine izin verilmiyor. Paylaşım sorunu olanlar hissenin büyük kısmının kendilerinde olması, diğerlerini mahrum etmesiyle dengeler bozuluyor. Bir devlet veya toplum ekonomik anlamda güçlü değilse elde kalan, mevcut olanın dağılımı ister istemez söz konusu oluyor. İktidar ve güçlü olan bunu elinde tutarken diğerlerine fırsat tanımıyor.
Emperyalizme fırsat tanıyan da bizleriz. Ondan kurtuluş yolunu bulmaktan çok onlarla birlikte nasıl yol alınır ve birlikte olunur ona bakılır. Bunun sonuçları içinde bulunulan an için çok da önemli değildir.
Bağımlılık da bir tutkudur. Ondan kopuş zorlaşır.
Batı düşüncesi kültür ve inanış olarak Hıristiyan’dır. Genel olarak kimi ayrıntılar olsa da bütündürler. Özde birlikteliklerini koruyorlar. Kimi zaman çatışıyor gibi görünseler de yeri ve zamanı gelince birlikteliklerini gösteriyorlar. Bunların tarz ve yaklaşımları farklı olsa da değişmeyen kuralları aynı ruhta buluşmaları sağlayan temel nedenlerinin oluşudur.
Bir örnek vermekle yetinelim. Milli Gazete’nin haber sitesinde yer alan bir bilgiyi burada aktaralım. “ABD Başkanı Donald Trump’ın dün Beyaz Saray’da düzenlediği “Yunan Bağımsızlık Günü” resepsiyonuna katılan Amerika Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Elpidoforos, Trump’ı “Roma İmparatoru Büyük Konstantin’e” benzetti.” Bu değişmeyen bir bakış. Bundan sonra da değişmeyecek. Trump’a git orayı kurtar demektedir. Bu asla yadırganası bir durum değildir. Buluştukları nokta kendisine sunulan haç ve onun inanışıdır. Buna göre güya Hazreti İsa’nın İstanbul’un alınması için bir göndermesi bile bulunmaktadır. İstanbul elden çıkarsa ne olur sorusu asla akla gelmiyor. Asıl sorun, kimi çevreler kurtuluşun ancak emperyalizm ile birlikte olunursa olur görüşlerindedir. Bu bir varlık nedeni oluyor.
Biz, biz olmadıkça, olamadıkça bu ağır sorunların üstesinden gelemeyiz.