Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Milli Görüş hareketinin önde yürüyenlerinden Recai Kutan abimizi Hakk’a uğurladık. Milli Görüş camiası olarak, son görevimizi yaptık. Yeniden diriliş gününe kadar, ikamet edeceği kabrine yerleştirdik. Dileğimiz odur ki, imanı, istikameti, nezaketi, beyefendiliği ve örnekliği ile şuurlu bir Müslüman olduğuna olan şehadetimizle, kabri onun için, cennet bahçelerinden bir bahçe olur. Genel Başkanlığımızı yapmış, görevi alırken de, devrederken de zerre kadar nefis yapmamış, Mehmet Görmez’in ifadesiyle, tam bir siyaset dervişi olarak aramızdan ayrıldı. Bir Büyük Kongre konuşmasının sonunda, Milli Görüş camiasından istediği helallik, bütün Milli Görüşçüler için, eğitici nitelikte zihinlerimizde yerini almıştır. Recai abimiz; “O büyük gün geldiğinde; ‘Ey Recai, sen kimin safındaydın?’ diye sorulduğunda! 'Yarabbi, ben şu mübarek kadroların safında olanlarla beraberdim' diyebilmek için çırpındım! Rabbim şahittir! Siz de şahitlik ederek, ‘O da bizimle beraberdi’ der misiniz?” diyordu. Biz şahidiz ki, farklı kişiliği ile hep Milli Görüş kadroları ile birlikte oldu. Gerek Genel Başkanlığı sırasında, gerekse daha sonra yaptığı konuşmalarını, Milli Görüş’ün temel kavramlarından taviz vermeden yaptığının tanıkları olduk. Hiçbir zaman konuşmalarında, liberal kavramlara yer vermedi. Fazilet Partisi döneminde parti Genel Başkanlığı için ASKİ sosyal tesislerinde Erbakan Hoca’mızın yaptığı istişarelerde Recai Kutan ve Oğuzhan Asiltürk abilerimiz, Hoca’mızın sır kâtipleri olarak yanında idiler. Kimisi A şahsı olsun, kimisi B şahsı olsun derken, Hoca’mız Recai Kutan abimizi Genel Başkan olarak ilan etti. Yenilikçiler; Recai Bey, yumuşak huylu ve ortada duran bir kimsedir, ona istediğimizi yaptırırız diye sevindiler. Sadık Milli Görüşçüler ise Recai Bey, sadıktır, temel esaslarımıza aykırı bir şey yapmaz diye sevindiler. Yenilikçi milletvekilleri TBMM kulisinde Recai Bey’le ilgili; “Recai Bey’i yumuşak huylu, ortada birsidir diye sevindik, ama o Erbakan Hoca’nın sözünden dışarı çıkmıyor” derlerken, Recai Bey bu konuşulanları duymuş, hem üzülmüş, hem de sevinmiş. Yenilikçi arkadaşların böyle düşünmelerine üzülmüş ama Erbakan Hoca’nın sözünden çıkmıyor şahadetlerine de sevinmiş. Dava adamı olmak, işte böyle bir şeydir. Hepimiz kendi imtihanımızı veriyoruz. Ve hepimiz, gizlediğimiz veya açığa vurduğumuz şeylerle de sınanıyoruz. Asr-ı Saadet’te vahiy kâtipliği yapmış kimi kimselerin yoldan çıktığı bilinen bir gerçektir. Bütün Milli Görüşçülerin nefis muhasebesini buna göre yapması gerekir.
TESLİM OLMAK
Milli Görüşçüler, Allah ve Resulünün emirlerine teslim olmuş kimselerdir. Teslim olan kimse Allah’a, Resulüne, bizden olan meşru emir sahibine itaat eder. Nisa 59: “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, kitabındaki hükümleri uygulayın. İlahi hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya tam yetkili Allah’ın Resulüne, onun sünnetine, sizden olan, İslam düzenini yürüten emir sahiplerine itaat edin. Eğer İslam’ca olan konularda aranızda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve imanın gerektirdiği esaslara ve ahiret gününe iman ediyorsanız eğer, Allah’a, kitabına ve Resulüne, sünnetine başvurun. Bu daha hayırlı ve doğuracağı sonuçlar bakımından daha güzeldir.” Burada ümmetin ittifakı için, ihtilaf edilen kimi konuların Allah’a ve Resulüne havale edilmesi emredilmiş ve bu havalenin sonuç bakımından daha hayırlı ve güzel olacağı beyan edilmiştir. Milli Görüşçüler olarak, kırıldığımız, huşumuza gitmeyen kimi davranışların hesabını biz bu dünyada görmeye çalışırsak, ihkakı hak yoluyla hak elde etmeye kalkışırsak, bizler bütün teslimiyet iddialarımızı çürütmüş olarak, derin bir kargaşanın içine düşeriz. Denilebilir ki “itaat marufadır”, o zaman maruf ve münkerin anlaşılır bir şekilde izah edilmesi gerekir. Ümmetin tamamını ilgilendiren genel konularda işlerin istişare ile çözüme kavuşturulması emredilmiştir. Bir konunun çözümü için Milli Görüşçüler, istişare şartını yerine getirmiş ve bir karar ilan etmişse, verilen karar göreceli veya kısmen hatalı da olsa alınan kara uymak, inancın gereğidir. Müslümanım diyen her insan, İslam düzeninin hem şekline ve de hem ruhuna uyarsa Müslümandır. Yaşanılan bütün sıkıntıların temelinde, İslam’ı din ve düzen olarak görüp, hayatımızı buna göre ikame etmedeki gevşeklik vardır. Bunu çözmenin yolu, İslam’ı din ve düzen olarak yeniden öğrenmektir. İslam ilimdir, İslam’ın yaşanmasına katkı sağlamayan ilim ise faydasızdır ve Peygamberimiz faydasız ilimden Allah’a sığınmıştır. Dava adamı olmak, davanın adamı olmakla mümkündür. Bu da ispat ister.
TEDRİS
Peygamberimiz; “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve O’nu başkalarına öğreteninizdir” buyuruyor. İslam, bilinmeden yaşanmaz. İslam’ın bize ihtiyacı yoktur, bizim İslam’a ihtiyacımız vardır. Milli Görüşçüler olarak eğitim yapıyoruz. Niçin? Dava şuurumuzu, teşkilata bağlanma şuurunu, manevi derecelerimizi artırmak için eğitim yapıyoruz. Bizi, İslam’ca düşünmeye ve yaşamaya, dünya hayatımızın bir imtihan olduğuna, ahiretin de dünya hayatının bir hesabı olduğuna yönlendirmeyen bir eğitim faydalı değil, zararlıdır. Biz Milli Görüşçüler olarak; hakkı üstün tutan zihniyete sahip olup, aynı kavramlara aynı manaları yükleyip, aynı tanımlarla düşünerek, aynı eylemleri ortaya koyabilen tekbir teşkilat olamadığımız sürece, havanda su dövmeye devam eder ve hiçbir zafere ulaşamayız. Bahanesi ne olursa olsun, Erbakan Hoca’mızın güvenine mazhar olmuş, özel duasını almış bizlerin, ittifakımıza zarar verecek hatalı davranışlarda bulunma hakkımız olamaz. Sabredeceğiz, bazı hesapları ahirette görülmek üzere Allah’a havale edeceğiz. Sonunda öleceğiz, ölürken bizi sıkıntıya sokacak kavga ve hatalı davranışlardan sakınmamız saadetimizdir. Lokman 17: “Yavrucuğum; namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.” Sabredeceğiz, cihat edip zafere koşacağız. Selam hidayete tabi olanlara…