28 Şubat ın asker kanadıyla ilgili iddianame tamamlanmış
ve mahkeme süreci başlamıştı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili 28
Şubat ın sivil ayağıyla ilgili de soruşturmayı geçtiğimiz aylarda başlatmıştı.
Sivillere yönelik soruşturma iki başlıklı olarak yürütülüyordu ve oluşturulan
özel ekip medya ayağıyla ilgili gazeteleri 3 ayda taradı, asker şakşakçısı,
darbe çığırtkanı gazetelerin manşetleri ve köşe yazıları birer birer ortaya
konuldu. MASAK da dönemin sivil aktörleri üzerinde araştırmalarına devam
ediyor. Özellikle dönemin sendikaları, işadamları ve siyasetçileri
araştırılıyor. Mal varlığı üzerinden yapılan araştırmalarda birçok ismin
çulsuzken bir anda zenginleşiverdiği dikkatlerden kaçmıyor.
28 Şubat iddianamesiyle ilgili yazdığımız yazılarımızda
şu anda tutuklu bulunan ve tutuksuz yargılanan askeri erkânın, Türkiye yi 40
yıl geriye götüren bu meşum süreci tek başlarına organize edemeyeceklerini,
sivil, siyaset, bürokrasi ayağının da muhakkak incelenmesi gerektiğini ısrarla
belirtmiş, özellikle postal meraklısı medyanın bu sürece verdiği desteğin
cezalandırılmasının lazım geldiğini ifade etmiştik.
28 Şubat sürecinin zihinlere yerleştirilmesinin temel
aracı ve manivelası medya üzerinden kurgulanmıştır. Medyaya verilen
brifinglerle, hükümetin neden düşürülmesi gerektiği, neden başka bir iktidar
oluşturulması gerektiği dikte edilmiştir. Askerden aldığı gazla medya da,
özellikle manşetlerinde bir darbe sürecinin başladığını kamuoyunu sübvanse
ederek, yanıltarak ve dönüştürerek, korku imparatorluğu kurarak topluma biçim
vermeye çalışmıştır. Sendikaların, bürokratların, iş adamlarının beyanatlarını
darbenin ayak izleri hissiyatını ortaya koyarak, insanların bu sürece rıza
göstermelerini sağlamaya çalışmıştır. 28 Şubat sürecinde medyanın üstlendiği
rol, diğer bütün kurumların üstlendiklerinden çok daha ağır ve aktif bir
pozisyon sergilemiştir. Militarist iradeye boyun eğme ve rıza üretme noktasında
kamuoyunun öncelikle zihinlerinde bir darbe ortamını oluşturmak, Türkiye nin en
başarılı hükümeti Refah-Yol un laiklik histerisiyle alaşağı edilmesi sürecini
tetiklemek için medya tüm unsurlarıyla seferber olmuştur.
Bu toplumsal histerinin faturası, demokrasinin ayaklar
altına alınması ve Türkiye ye çok şeyler kazandıran bir hükümetin görevinden
zorla uzaklaştırılması olarak siyaset tarihimizin kara sayfalarında yerini
almıştır.
İşin tuhaf boyutu, 28 Şubat sürecinde militarist
iradeyi kutsayan, askere boyun eğen, askere Ne isterseniz yaparız paşam
şeklinde selam duran dönemin kalemşörleri, demokrasi pas pas edildikten sonraki
süreçte, demokrasinin erdemlerinden, siyasetin bu ülkenin meselelerini çözme
kabiliyetinin yüksek olması gerektiğinden dem vuran fikirler yumurtlamaya devam
ediyorlar. Merhum gazeteci-televizyoncu Mehmet Ali Birand, 28 Şubat sürecinde
postmodern darbeye karşı duramayanlar için, Bizim yatacak yerimiz yok
diyordu. 28 Şubat ın gadrine uğramış Birand ın bu değerlendirmesi, bu süreci
tetikleyen medya zihniyetinin bulunduğu noktayı izah etmeye bile yetersiz kalır
sanırım.
Zira Türk demokrasisine tarihin en büyük kara
lekelerinden ve çamurlarından birisinin sıçramasına neden olan medya
zihniyetinin bize göre, yatacak yerinin olmaması bir yana, kamuoyu önüne
çıkacak yüzü bile yoktur.
Ama görüyoruz ki, bu taife, hâlâ yazılı ve görsel medyanın
bir köşe başında, hiç utanmadan, arlanmadan, sıkılmadan ülke siyasetine biçim
verebilmek için ahkâm kesmeye devam ediyor.
Türk halkı balık hafızalıdır derken işte bu çelişkiyi
ortaya koymaya çalışıyoruz!