Gazze’de Şifa Hastanesi hastane olmaktan çıktı, yani hastalara şifa dağıtma görevini yapamaz hale gelince İsrail’in katlettiği çoğunluğunu bebekler ve kadınlardan oluşan cesetlere mezar olmuş. Böyle bir noktada ne söylenebilir, ne söylenirse anlamlı olur doğrusunu söylemek gerekirse bilemiyorum. Çünkü ilkel toplumlarda bile bugün hastane olarak nitelendirdiğimiz şifahaneler savaşlarda da vurulmamıştı. Ancak, gelişme, modernleşme, medeniyet nutuklarının dillerden düşmediği bir dönemde bir hastane, hastane olarak imkansızlıklar sebebiyle görevini yapamayınca yüzlerce cesedin toplu olarak gömüldüğü mezarlık haline gelmiş ise bunu yapanlara ne demek gerekir? Ne söylenirse etkili olur? Bu sorulara insan net bir cevap bulamıyor. Çünkü hastanede hiçbir ilaç kalmamış, elektrik ve suyu bitmiş ise o mekanın hastane olarak görev yapması mümkün olabilir mi? İşin ikinci  boyutu ise bir hastanede gerekli tüm ilaç ve malzemelerin gelmesini bebek katilleri engelliyor, tedavi için gelmiş hastalar ölüme terk ediliyorsa sözün bittiği yerde olduğumuzu söylemek gerekmez mi?

            Tüm bunlar bir takım elde olmayan sebeplerden dolayı işlemez hale gelmişse, hala hastaneleri toplu mezarlıklara çevirenler katliamlarına devam ediyor olmalarını birilerinin izah etmesi gerekir. Eğer böylesine olaylar karşısında tepkisiz kalınmasına rağmen dünya üzerinde katillere ciddi bir tepki oluşmamışsa, oluşmuyorsa sanıyorum bir şeyler söylemenin de anlamı kalmıyor. Hemen belirteyim ki, gözü dönmüş caniler topluluğu İsrail’in bu vahşeti kendine göre birtakım gerekçelere bağlayabiliyor olması insanlığın da mazlumlara sahip çıkmasını geçerli kılmaz. Bu bakımdan Gazze’de yaşananların birinci dereceden sorumlusu İsrail’dir ama İsrail’e cesaret verenlerin de hala hastalıklı çizgilerinde utanmadan, sıkılmadan, bunun da ötesinde hiçbir endişe duymadan canilere desteklerini sürdürüyor olmaları sanıyorum onları da temize çıkarmaz. Ve mutlaka bu yapılanların hesabı sorulması gerekiyor. Bu vahşetin bu dünyada hesabı sorulmadan bu defter kapatılmaya çalışılsa da inancım gereği biliyorum ki, Allah (C.C.) ahirette hesabını soracaktır. Bundan hiç şüphem yok da bizlere de görev düştüğünü, inancımızın bizlere de sorumluluk yüklediğini unutmamak gerekiyor.

Bu noktada bazı okuyucularım, “Ne yapalım, sokağa mı dökülelim?” diyebilirler. Elbette işlenen bu cinayetlerin birinci derecede sorumlusu yukarıda da dikkat çektiğim gibi İsrail’dir ama ikinci derecede başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerdir. Daha doğrusu Batılı ülkelerin yöneticileridir. Çünkü, halkın sokağa çıkması çoğu zaman sorunlara çözüm olmuyor. Bu bakımdan İsrail ve destekçilerini durdurma imkanına ülkelerin yöneticileri sahiptir. Çünkü, devlet gücü yöneticilerin elindedir. Halklar ellerinde devlet gücü olmadığı için sokaklara çıkarak tepkilerini gösteriyorlar ama bu katilleri durdurmaya yetmiyor. Bu noktada ister istemez İsrail ve yandaşlarını durmak için birtakım yaptırımların acil olarak devreye sokulması gerekiyor. Bu yaptırımlar ekonomik alanda ambargolar, karşı tarafı hizaya sokacak tepkiler olabilir.

Kaldı ki, artık herkes biliyor ki, İsrail’in hedefi Filistin’den ibaret değildir. Çevresindeki tüm ülkeler İsrail’in hedefleri arasında olduğu gibi, geleceğe dönük İsrail planları içinde Türkiye de vardır. Çünkü onlar kendilerine göre bir büyük İsrail hayali oluşturmuşlar ve bu hayali gerçekleştirmek için Gazze’de yaptıkları da gösteriyor ki, onlar için kendilerinden başkalarını insandan saymıyorlar. Artık laf safhasının sonuna gelindiği görülürken hala birtakım açıklamalarla yetinmek doğrudan olmasa bile canilere destek vermek anlamına gelebilir. Bu bakımdan, “Daha ne zaman eyleme geçilecek?” diye sormak istiyorum.