Geçtiğimiz günlerde gazetemiz Cemaat-i İslami’nin lideri
Gulam Azam özelinden hareketle, Türkiye-Bangladeş arasında baş gösteren ve çok
büyük bir olasılıkla da yakın bir zamanda Pakistan’ı da içine alacak olan
krizden dolayı D-8’i göreve çağırmıştı.
Fakat şu ana kadar bu çağrıya bir “dönüş” yok. Duyan var mı,
bundan da pek emin değilim. Belki de mesaj halen yerine ulaş(a)mamıştır. Ne de
olsa Suriye krizi ile yatıyor, patriotlar ile kalkıyoruz...
Belki de Ankara’da birileri Gulam Azam’ın asılmayacağından
fazlasıyla emin ve bundan dolayı da bir rahatlık söz konusu. Bu arada, diğer
üye ülkelerden ses çıkmaması da oldukça ilginç! Oysa mesele sadece bir idam
mevzuu değil!
Eğer, Bangladeş’teki kriz sadece idam boyutu ile sınırlı
tutuluyorsa; o zaman ortada en az idam kararı, infaz kadar, hatta ondan da öte
büyük bir talihsizlik ve basiretsizlik durumu söz konusu. Dolayısıyla, bu derin
sessizliğin kendisi bile içinde barındırdığı bir çok sorun ve sualin cevabı
boyutuyla fazlasıyla manidar...
Oysa başlangıçta üyelerinin coğrafi dağılımı itibarıyla
bölgesel bir örgütten çok küresel bir niteliğe sahip olan, bu yönüyle de en
azından Türk dış politikası açısından Soğuk Savaş sonrası dönemde denizaşırı
bir açılım olarak da kabul edilebilecek iddialı bir örgüt çıkışı ile karşı
karşıyaydık.
Sovyet tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte stratejik
öneminin azaldığını hisseden, daha doğrusu hissettirilen Türkiye, KEİ ile
başladığı arayışlarını İslam ülkeleriyle de geliştirmek peşindeydi.
O tarihlerde, işin tuzu biberi olan AB’nin bize kapıyı
göstermesiyle birlikte en doğru
kararları almaya ve unuttuğumuz coğrafyalara açılmaya başlamıştık.
Hatırlayın, bugün yere göğe sığdıramadığımız Afrika’ya
açılım kararının alındığı tarihi. Hatta, o dönemde hızımızı alamamış, bir de
Latin Amerika açılımı yapmıştık...
D–8 de dış politikamızdaki yerini 15 Haziran 1997’de
rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocanın önderliğinde, milli ve bağımsız
bir duruşun göstergesi olarak almıştı. Yani, AB’nin bize kapıyı göstermesinden
yaklaşık 5–6 ay kadar önce...
“Savaş değil, barış”, “Çatışma değil, diyalog”, “Çifte
standart değil, adalet”, “Üstünlük değil, eşitlik”, “Sömürü değil, adil düzen”,
“Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi” bu örgütün
bayrağındaki altı yıldızdı, D-8’in temel ilkelerini sembolize eden...
Gelişmekte olan sekiz ülke ise; Türkiye, İran, Pakistan,
Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya idi...
Şimdi bu ülkeleri ve temel ilkeleri şöyle bir gözümüzün
önüne getirelim ve soralım; sizce bu ülkeler ikili, bölgesel ilişkilerde hangi
durumdalar ve ortaya konulan temel ilkelere ne kadar bağlılar Yani; “barış”,
“diyalog”, “adalet”, “eşitlik”, “adil düzen” ve “insan hakları, hürriyet ve
demokrasi” noktasında bu ülkeler hangi durumda
Daha spesifik bir şekilde sormak gerekirse; Türkiye-İran,
Pakistan-Bangladeş, Türkiye-Bangladeş, Pakistan-İran, Mısır-İran ikili
ilişkileri ne durumda Mısır’da neler yaşanıyor Nijerya’ya dönüp bakan var mı
ABD-Çin-Hindistan ağırlıklı yüzyılın büyük hesaplaşmasının
D-8’in doğu kanadında; Bangladeş, Endonezya ve Malezya’nın da içinde bulunduğu
coğrafyada her geçen gün şiddetini göstermeye başladığından ne kadar
haberdarız
Peki, Gulam Azam ve arkadaşlarına idam kararı verilmesi
sizce D-8’in yıldızlarından kaçına uygun Gulam Azam’ın kim olduğunu,
Bangladeş’te Cemaat-i İslami üzerinden nasıl bir oyun oynandığını ve D–8
üyelerini birer birer krizin içine çekmeye başladığını ne kadar görebiliyoruz
Düne kadar D–8 diyenler bugün neredeler
Oysa D–8 coğrafyası ciddi bir krizin içinde. Buna Türkiye de
dâhil. Fakat ortada D-8’in sadece adı var.
Çok değil, bundan yaklaşık üç ay kadar önce Zirve dolayısıyla
şu mesajlar veriliyordu: “D-8’i daha da güçlendirmek gerek”, “D–8 ülkeleri gerçek potansiyellerini
harekete geçirmeleri durumunda doğu ile batı arasında önemli bir köprü görevi
üstlenecek”, “Oluşum bölgesel barış ve huzur için büyük önem taşıyor” vb...
Peki, şimdi nerede bu sözler ve sahipleri Yoksa biz yine
Zirve öncesi ifade edilen; “D–8 ülkelerinin işgücü, üretim ve ulaşım
sorunlarının çözümüne odaklanması gerek” noktasına mı takıldık kaldık Halen
oralarda mıyız Ya da, “D–8 hedeflerinden çok uzaklaştı deyip” bu “dükkânı”,
“hesabı” kapatma sürecine mi girdik
Eğer öyle değilse, o zaman bu örgüt sadece zirveden zirveye
mi hatırlanıyor Niçin ilgili mekanizmalar harekete geçirilmiyor Harekete
geçmek için üyelerin köprüleri atması ve birbirine düşmesi mi gerekiyor Yoksa
Daimi Sekretarya, Boğaz manzarasına mı takılıp kaldı D–8 şimdilerde kuruluş
ruhuna uygun bir şekilde harekete geçirilmeyecek de ne zaman geçirilecek
Beklenilen bir şeyler var da bizim mi haberimiz yok