Mete Yarar, güvenlik stratejisi uzmanı. Yazar ve TV yorumcusu. TSK, Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) eski mensubu…
Darbe girişimi hakkında çok önemli ve kritik bir detayı anlattı. O da şu;
* “O gece Ankara’da iki tane olay var. Birincisi Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı Paşa’nın ele geçirilmeye çalışılması. Gazi Orduevi’ndeyken iki arabayla takip ediliyor ve yakalanmaya çalışılıyor. Bu sıkıştırma ve ele geçirme operasyonundan kurtuluyor. Bu arada Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda bir tuğgeneral 20 kişi ile birlikte Gölbaşı’ndaki karargahı ele geçirmeye çalışıyor.”
* “Karargahta Zekai Paşa’nın iki tane emir astsubayı vardır. Biri karargahta kalır, diğeri onunla birlikte hareket eder. Karargahta kalan kişinin yanına gidiyor ve kendisine, ‘Bundan sonra komutan benim, bütün emirleri ben vereceğim, birliklerin komutasını da ben aldım’ diyor. Bu astsubayımız komutanından daha önce aldığı emirler doğrultusunda hiç düşünmeden silahını çekiyor ve bu cuntacı generali yanındaki 20 kişinin yanında alnından vuruyor. Bu astsubayımız diğer 20 cuntacının saldırmasıyla şehit ediliyor.”
* “Arkasından Özel Kuvvetler Komutanı güvendiği ve inandığı kişilerle beraber, birçoğu subay ve astsubayla beraber birliklerden bulabildikleri kalaşnikoflar, av tüfekleri de dahil olmak üzere birliğe sızıp bu 20 kişiyle çatışmaya giriyorlar. Bu 20 kişiyi etkisiz hale getirip tekrar emir - komutayı ele alıyorlar ve daha sonra yapılacak bütün operasyonları planlıyorlar.”
* “Zekai Paşa’yı dışarıda yakalamaya çalışıyorlar ve eşi de yanında. Eşi de yaralanıyor. Daha sonra bu ekibin içerisindeki o ‘komutan benim’ diyen general, Özel Kuvvetler’in bütün yurt dışındaki birliklerini geri çağırmaya çalışıyor. Bir kısmına ulaşıyorlar ama hiçbiri bu emri kabul etmiyor. O gece o astsubayın hayatını feda ederek yaptığı kahramanlık, Ankara’da her şeyi değiştiriyor. Alnının ortasından vurduğu o cuntacı ile Ankara’da o gece tüm plan değişti...”
***
Mete Yarar’ın bu anlattıkları 15 Temmuz 2016 günü ve gecesinin çok küçük bir parçacığı.
Daha ne öyküler var... Sırası geldikçe onları da burada sizlerle paylaşacağım…
ASKERİ DARBE GİRİŞİMİNE EN SERT KARŞI DURUŞU “MİLLİ GÖRÜŞ” GÖSTERDİ
ASKERİ darbelerden en çok mağdur olan kesim hiç kuşku yok ki Milli Görüş camiası. 12 Eylül askeri darbesinden sonra, Milli Görüş lideri, önceki Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve yol arkadaşları hapse atıldı. Erbakan Hoca, Refahyol Hükümeti Başbakanı olarak TSK’da kendilerine ‘postmodern darbeciler’ adını veren bir grubun inanılmaz baskılarına maruz kaldı, Türkiye’nin önünü açacak hamleleri engellendi.
15 Temmuz 2016 günü askeri darbe girişimine en sert karşı duruş, askeri darbelerden mağdur olan Milli Görüş camiasından geldi. Şöyle ki;
1) Darbe girişimi gecesi yani 15 Temmuz 2016 Cuma gününü 16 Temmuz 2016 Cumartesi gününe bağlayan gece, Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, beraberinde yardımcıları olduğu halde askeri darbeye karşı çıkmak ve “milli irade”ye sahip çıkmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gitti.
2) Mustafa Kamalak’ın görüşleri netti: “Biz Saadet Partisi olarak sonuna kadar demokrasiden yanayız, milli iradenin yanındayız. Ne olursa olsun hiçbir şekilde, darbeleri desteklemek bizim için mümkün değildir. Aziz milletimizin de tasvip etmesi mümkün değil. Nitekim darbe girişimlerinden sonra halkımız hep demokrasiden yana tavır koymuştur. Hangi gerekçeyle olursa olsun askeri darbeler gayri meşrudur.”
3) Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün dile getirdiği de tam bir kararlılıktı; “Bu eşkıyalık, terörizmden daha tehlikeli bir şey yani terörist bir grup insana saldırıyor ama bu girişim bütün milleti ortadan kaldırmak için bir hareket yaptılar… Bundan sonra ne yapılması lazım, bunların konuşulması lazım... Çözüm olarak görünen temel kural şu ki; AB ile bu işin yürümesi mümkün değil… Bu darbe girişiminin arkasında İsrail, ABD ve Avrupa Birliği var. AB süreci bu darbe girişimiyle birlikte bitmiştir.”
4) Askeri darbe girişimi gecesi o zor şartlarda, Milli Gazete Yazı İşleri kadrosu çok önemli şu manşete imza attı; “İhanet” gecenin karanlığında kendisini gösterdi... Darbe halka çarptı... Darbeye kalkışanların sesini “Ezan sesi” bastırdı...”
Milli Gazete’nin askeri darbe girişimine yönelik tutumu işte bu kadar net ve kesin oldu…
5) Milli Görüş’e bağlı faaliyet gösteren Milko’lar da askeri darbe girişimine yönelik net ve kesin bir karşı duruş sergiledi. Anadolu Gençlik Derneği, “Aziz milletimize karşı yapılan hain darbe girişimini reddediyoruz. Tüm Türkiye’de şehitlerimiz için gıyabi cenaze namazlarında buluşuyoruz” duyurusunu yaptı.
KESİN ÇÖZÜM LAZIM, O DA ŞU…
2013 yılıydı… TBMM Genel Kurulu’nda TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesini değiştiren yasa maddesi kabul edildi.
“Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” ifadesi, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirildi. Bu güzel bir gelişmeydi.
TSK’nın İç Hizmet Kanunu’ndan kaldırılan 35. Maddesi “askeri darbelere dayanak” kabul ediliyordu. Ama bu değişikliğin de yeterli olmadığı son deneyimle ortaya çıktı.
Başından bu yana yazılarımın sonuna şu notu iliştiriyorum; “Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi…”
12 Eylül askeri darbecileri tarafından yapılan mevcut anayasa artık kullanılamaz hale geldi. Son kullanma tarihi çoktaaan geçti.
Artık yeni sivil bir anayasa yapmanın vaktidir… Ve benim yıllardan beri boğazım yırtılırcasına dile getirdiğim hususun haklılığı bir kez daha, sonucu acı olsa da ortaya çıktı…
Ve bu yeni sivil anayasaya eş zamanlı olarak da, bu ülkede millet iradesine karşı harekat içinde olanların en ağır bir şekilde cezalandırılmalarını gerektiren kanun maddelerinin getirilmesi elzem…