Rumların Kıbrıs Adası nda, Kıbrıslı Türkleri yok sayıp
adanın tümüne hâkim olabilmek için 1963 yılında başlattıkları saldırıların
ardından başlayan görüşmeler yarım asırdır ayak sürümekte. Rumlar bu
görüşmeleri 1972 yılına kadar, silah zoru ile gasp ettikleri sözde Kıbrıs
Cumhuriyeti nin sahibi oldukları düşüncesiyle adeta Türklerle dalga geçer gibi
sürdürdüler.
Rum Cemaat Meclisi Başkanı Glafkos Klerides ile Türk
Cemaat Meclisi Başkanı rahmetli Rauf Denktaş arasında başlayan görüşmeler Türk
tarafı otonomiye yakın muhtariyet karşılığı Makarios un tüm şartlarını kabul
ettiklerini beyan etmelerine rağmen Makarios un, Ben bu adada Türklere hiçbir
hak vermem düşüncesi ve anlayışı nedeni ile 1972 yılında hüsranla bitti.
20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen Mutlu Barış
Harekâtı ndan sonra adada neredeyse son bir asırdır hakları gasp edilmiş ve
ikinci sınıf vatandaş olarak yaşamaya mahkûm edilen Kıbrıslı Türklerin kaderi
değişti ve rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş ın dâhiyane bir politik
manevrası ile tüm ada sathında bölük pörçük bir şekilde yaşamlarını sürdürmüş
olan Kıbrıslı Türkler, toplu halde adanın kuzeyine göç ederek kendilerine ait
devletlerini kurdular.
Kurmaya kurdular da, adada Türkleri yok farz eden ve
adanın tümünün kendilerine ait olduğunu zanneden Rumların tanınmış devlet olmak
avantajlarını kullanarak diplomatik oyunlarla Kıbrıslı Türkleri dünyadan izole
etme çabaları ile karşı karşıya kaldılar.
Rumların stratejileri, Kıbrıslı Türkleri dünyadan izole
ederek, aç ve susuz bırakıp kuru ekmeğe muhtaç etmek ve bundan kurtuluş için de
Kıbrıslı Türklerin kendilerine sığınacakları günü beklemekti. Böylece Türk
ordusu ile Mücahitlerin kan ve gözyaşı pahasına aldıkları topraklara ellerini
kollarını sallayarak sahip olacaklardı, güya!
Bu nedenle de uzun vadeli bir solukla beklemeye ve elden
geldiğince de Kıbrıslı Türkleri dünyadan koparmaya çalıştılar. Kıbrıslı
Türklerin dünya ile ekonomik, kültürel, sportif, akademik ve ticari bağ
kurmalarını önlemek için de her yolu mubah saydılar.
Bu stratejileri doğrultusunda da 1977 yılında Denktaş ile
Makarios arasında imzalanan 1. Doruk Anlaşması ile 5 yıldan sonra tekrar
başlayan müzakerelerde, gerek Kiprianu, gerekse de Vasiliu, Klerides ve
Hristofyas dönemlerinde anlaşmaya yaklaşıldıysa da, tüm Türk ve BM önerilerini
reddedip, çözümsüzlüğün Kıbrıs Türk tarafını bir gün dize getireceğine inanarak,
zengin ve adanın da yegâne tanınan devleti olduklarına güvenerek beklemeyi,
kısaca ipe un sermeyi tercih ettiler.
1963 1974 yılları arasında tam bir soykırıma uğramışken
ve geleceğimize kapkara gözlüklerle bakarak ne olacak bizim halimiz diye karar
kara düşünürken, çok değil sadece bir tek hafta içinde önce darbenin yapılması
sonra da Barış Harekâtı nın gerçekleştirilmesi ile kaderimiz, hayal bile
edemeyeceğimiz bir şekilde değişmişti. Ada üzerinde kendimize ait bir
bölgemizin olacağını ve bu bölge içinde de özgür olarak kendi irademiz ve
egemenliğimiz altında yaşayacağımızı o kötü yıllar içinde rüyalarımızda bile
görsek inanamazdık. Ama gerçekleşti.
Şimdi günümüzde buna benzer bir gelişmeyi ve
kaderimizdeki değişikliği gene yaşamaya başladık. Her ne kadar günlük hayatta
bu gelişmeyi, Barış Harekâtı nda olduğu gibi ellerimizle tutup gözlerimizle de
göremesek bile, aynen 1974 yılında olduğu gibi roller tekrar değişmeye başladı.
Biz Kıbrıslı Türkler, anavatan Türkiye nin üzerimize kol
kanat germesi sayesinde dünyanın içinde bulunduğu ekonomik krize ve Ortadoğu da
yaşanan iç savaşa rağmen, kendi ayaklarımız üzerinde durabilen bir devlet olmak
yolunda, komşu ülkelere kıyasla çok daha huzurlu, güvenli ve güçlü bir şekilde
varlığımızı sürdürmeye ederken, Rum tarafı iflaslarla, ekonomik krizle,
işsizlikle, hırsızlık uğursuzlukla ve belki de son yüzyılın en büyük boşanma
oranları ile karşı karşıya kalarak yaşam sürdürmeye çabalıyor.
Egemenliklerinin neredeyse yüzde 80 nini Brüksel e
kaptırdıktan sonra, geri kalan yüzde 20 yi de doğalgaz yataklarından dolayı,
aralarında Türkiye nin de yer aldığı dünyanın büyük aktörlerine kaptırmak
üzere. Uslu çocuk olursa başı ağrımayacak, kötü çocuk olursa bit gibi ezecekler
kendilerini. Enerji kaynağına sahip olmanın bedeli aynen böyle.
Yıllardır Kıbrıslı Türklere ödettirilmeye çalışılan
çözümsüzlüğün bedelini artık Kıbrıs Rum tarafı ödemeye başladı. Bedeli de çok
ağır gelecek kendilerine.