Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’nin kısaltılmışı olan CİMER, yapısı itibariyle, “elektronik dert dinleme babası”na benziyor. Faydalı ve yerinde bir kuruluş. Vatandaşın şikâyetlerini, dertlerini en yetkili kuruluşa iletmesini sağlıyor. Biz, yazdıklarımız o kalabalık arasında unutulabilir, ya da gözden kaçabilir diye CİMER’e yazılabileceklerden bir kısmını derledik ve kendi köşemizden CİMER’e takdim etmek yolunu tercih ettik. Yerimiz dar olduğundan çok hülasa olarak arz edeceğiz:

Sayın Cumhurbaşkanlığı makamına arz olunur ki, günümüzde otomobil aileye yük olmaya başlamıştır. Bir otomobilin yıllık masrafı, bir ailenin yıllık mutfak harcamalarını birkaç misli geçmektedir. Malum: Periyodik bakımı, tamiri, teker, yağ, triger kayışı değişimi, araç muayene ücreti, zorunlu trafik sigortası, yılda iki defa alınan MTV, benzin (mazot, LPG) harcamaları, paralı yollar vs… “Gülü seven dikenine katlanır” denilebilir. Ama bu gülün dikenleri çok acıtmaya başladı. Vatandaşlar adına soruyorum, araç muayene ücretlerine yüzde 122 zam yapıldı. Otomobilin muayene ücreti 1130 lira oldu. Buna “gülün dikeni” denilebilir mi? Muayene istasyonları devletin elindeyken ücret alınmıyordu. Ya da çok sembolik bir ücret alınıyordu. Burası, tamir, bakım yapmıyor ki. Yalnızca hataları ve kusurları tespit ediyor, “Yaptır gel, sana bir hak daha veriyorum. Geçemezsen, ikincisinde tekrar aynı ücreti alacağım” diyor. MTV’ne yüzde 61,5 zam yapıldı. Bu zam nispeti yüksek değil mi? Zorunlu trafik sigortası korkunç seviyelere ulaştı. Yüzde yüzden fazla. En düşük sigorta ücreti 3500 TL. Zorunlu trafik sigortasından devletin kasasına giren tek kuruş yok. Ülkemizdeki şirketlerin çoğu aracı kuruluşlar. Asıl para, İsviçre’deki sigorta kuruluşlarına gidiyor. 10 sene, 20 sene kaza yapmamış olanlar da bu ağır parayı yıllarca ödüyor. Bu gibi şirketlere ders vermek için ya trafik sigortası “zorunlu” olmaktan çıkarılmalı, ya da vatandaşın lehine olacak “millî” bir yapı ihdas edilmeli.

Vatandaşlar borç hususunda çok hassas. Devlete olan borcunu ödemek istiyor. Ancak faizler, cezalar yüzünden gücü yetmiyor. Geçmişte vergi barışı, vergi affı getirilmiş, takside bağlanmış, faiz borçları silinmişti. Ancak pandemi döneminde bilhassa esnaf vatandaşlar büyük sıkıntı yaşadı. Stopaj vergileri birikti. (Şahsî kanaatim, stopaj vergisinin bütünüyle kaldırılması yönünde. Vatandaş kirasını ödüyor, ona “madem kira ödemeye gücün var, bize de vereceksin” deniliyor.) Bu stopaj vergileri ya bütünüyle silinmeli, ya da indirim getirilmeli. Bir kere daha vergi borçları yapılandırılmasına gidilmeli ve önceki aflardan faydalanamayan (imkânı olmadığı için) vatandaşlara bir hak daha tanınmalı.

“Borç yiğidin kamçısı” denilir. Ancak ülkemiz için borç, kamçıdan çok daha ötelere gitmiştir. Üstelik bu borcun çok mühim kısmı “faiz ödemeleri”dir. Bu faiz, hem vatandaşların hem devletin nefesini kesmeye çalışmaktadır. Buna karşı acil tedbirler alınmalıdır. Hedef, faizden bütünüyle kurtulmak olmalıdır. Ekonominin nefes alması buna bağlıdır. Bu “faiz kâbusundan” kurtulmak için geçmişte denendiği gibi, “havuz sistemi”ne gidilebilir. Elinde rezerv olan kuruluşlar, elindekileri bu havuza aktarabilir. Bazı belediyelerin gelirleri giderlerinden fazladır. Bu fazlalığı, şarkılı-türkülü programlarda eritmek yerine devletin bu havuzuna aktarabilirler.

Asgari ücret açıklandıktan bir gün sonra bir yakınım markete gitmiş. Bakmış harıl harıl etiketler değiştirilmekte. 20 liralık ürün 40 lira yapılmakta. Bunun adına vicdansızlık, ahlâksızlık denmez de ne denir? Daha gariban işçilerin cebine para girmemişken, bu yapılanlar “silahsız soygun” değil midir? “Devlet hangi biriyle başa çıkacak?” denilebilir. Haklısınız, ancak Fatih Sultan Mehmet’in esnafını geri getirmek için çalışmalar yapılabilir.
İşsizlik çok ciddi bir problem. Bu vatanın gencecik evlatları iş bulamıyor, üniversite mezunları kendi branşlarında iş bekliyor. Kâğıt ve şeker fabrikaları başta olmak üzere fabrikaları satmak yerine yeni fabrikalar açılmalı, bu gençlerimiz istihdam edilmelidir.

Yazacak konu çok. Yerimiz sınırlı. Saygılarımla arz ederim…