Başlığa bakıp da benim Ekolojiden bahsedeceğimi zannettiyseniz yanılıyorsunuz! Benim bahse konu edeceğim çevre “eş, dost, ahbap” çevresi ve bu çevre ile olan ilişkilerimizdir. Tabi ki Ekolojik çevre de çok önemlidir. Hava, su, doğal hayat insanın vazgeçilmezlerindendir. Bunların kirlenmesi hayatımızı zorlaştırır, canımızdan bezdirir. Hatta kirlenme arttıkça o çevre yaşanmaz hale gelebilir.
İşte insanın çevresi de böyledir. Eğer çevrede bulunan insanlar iyi ve doğru kimseler ise insanın yaşantısı verimli, faydalı ve iyi işler yaparak devam eder. Ama yok eğer zararlı kimselerden oluşan bir çevre edindiyse insan o zaman işleri hep alengirli, çetrefilli, zararlı ve faydasız bir hal alır.
Kişi çevresiyle yaşar, nefes alıp verir. Çevre kişinin hareketlerini, düşünce yapısını belirler. İnancı bile çevreye göre şekillenir. Ebu Hureyre’den rivayetle Hz. Peygamber (sav) ‘Kişi arkadaşının (dostunun) dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık (dostluk) ettiğine dikkat etsin’ (Ebu Davud: 4833) buyurmaktadır. Demek ki dost, arkadaş seçimimiz gerçekten çok önemliymiş.
Çevre aynı zamanda kişinin değerinin de ortaya çıkmasına vesile olan bir ölçüdür. Çevresindeki insanlar kişinin dünya görüşünü, nasıl bir insan olduğunu, ahlâkî değerlerini de gösterir. Aynı zamanda çevresi insanın maddi bakımdan sınıfının belirlenmesini de sağlar. İş dünyasında hızla yükselen bir insan tanıyorsanız onun çevresinin kendisine sahip çıkmasıyla bu kadar hızlı yükseldiğini hemen fark edersiniz. Aynı şekilde yitip giden bir değeri gördüğünüzde de çevresinin olmayışının acizliğini iliklerinize kadar hissedersiniz.
Günümüzde çevrenin önemi daha da artmaya başlamıştır. Özellikle beşeri ilişkilerini geliştirmiş olan insanlar çevresini daha da genişleterek olmadık makamlara, servete, şöhrete çok daha kolay bir şekilde ulaşmaktadırlar. Daha düne kadar yakın çevresiyle yaşardı insanlar. Aile, akraba, komşular vs. Oysa günümüzde insanlar; sosyal çevresi, iş çevresi, sosyal medya çevresi gibi farklı çevreler edinmekle bambaşka bir çehreye bürünmeye başladılar.
Özellikle geçmişin hızlı mücahit ve mücahideleri zaman içerisinde başkalaşım geçirirken aynı zamanda çevrelerini de değiştirmeye başladılar. Kârı muhafaza peşine düşen elit (!) bir zümrenin ortaya çıkışıyla geçmişin varoş çevresi şimdinin zengin, gösterişli, albenisi yüksek çevresine dönüşüverdi. Muhitler, evler, binitler ve özellikle zihinler değişince elbette ki çevre de bundan nasibini almakta gecikmedi. Daha rahat bir yaşamın da muhakkak bir bedeli olacaktı. Oldu da!
Artık az kazanmak ve kıt kanaat geçinmek yeterli olmamaya başlamıştı. Çok, daha çok kazanılmalıydı para denen kâğıt parçasından. Bu da önce zihinleri sonra insanı kirletmeye başladı. Kalplerde oluşmaya başlayan siyah noktalar zamanla tüm bedenin kararmasına sebep oldu. Fakat insanlar bu kararmayı lüks tatil beldelerinin sahillerinde güneşte bronzlaşmak olarak algıladılar. İnsan kirlendikçe çevre de bundan etkilenerek kısa sürede kirlenmeye başladı elbette! Bu kirlenmeye direnenler, karşı çıkanlar, insanları uyaranlar da bertaraf edildiler ustalıkla.
Eskiden salaş mekânlarda bir araya gelen insanlar muhabbet edip dağdan bayırdan, çimenden çayırdan konuşurlarken zamanla mekânlar lüks oldu. Bunun neticesinde konuşmaların da muhteviyatı değişti. Artık ihaleleri, parayı, makamları ve kadınları/erkekleri konuşur oldu insanlar. Eski muhitinde alamayanlar olur endişesi ile elindeki pazar filesini gizli saklı evine getirenler şimdilerde her anlarını insanların adeta gözlerine sokarcasına paylaşmaktalar. Yenilen yemekten giyilen elbiseye, alınan eşyadan ziynete kadar ne var ne yoksa sergileniyor artık. Eskiden mahremiyete önem verilir ve her şeyin belli bir sınırı olurdu. Şimdi insanlar sosyalleştikçe (!) mahremiyetin önemi de kalmadı. Sınırlar da bir, bir ortadan kalktı. Erkeğin yürüdüğü sokaktan geçerken başını öne eğip örtüsüne daha bir sıkı bürünen hanımlar marka fetişi oldular adeta. Her giydiklerini, yediklerini, endamlarını mahremiyet sınırlarını zorlayarak hatta aşarak fütursuzca paylaşırlarken erkekler de bu modadan geri durmamaktalar elbette. Onlar da binitlerini, takıldıkları mekânları, saatlerini, şık ve modern giyimli eşlerini tanıtmaktalar sosyal çevrelerine.
Evet! İnsan mı çevresini kirletmekte yoksa çevre mi insanı? Tam bir tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan döngüsü değil mi?
Minik bir tebessüm
Küpe
Kadının biri kuyumcu dükkânına girerek kuyumcuya:
- Şu yüzüğümü alıp bana bir çift küpe yapar mısınız? Demiş.
Kuyumcu yüzüğü alıp inceledikten sonra üzerindeki “Seni Seviyorum” yazısını görünce:
- Hanımefendi neden bu yüzüğü kestirmek istiyorsunuz? Belli ki bir hatırası var diye sormuş. Kadın:
- Bu benim nikâh yüzüğüm, beni çok sevdiğini söyleyen kocam beni terk etti. Şimdi küpe istiyorum. “Seni”; kelimesi küpenin bir tanesinde, “Seviyorum” kelimesi de diğerinde olsun. Kuyumcu yine sormuş:
- Neden böyle yapmamı istiyorsunuz acaba? Kadın:
- İleride böyle cümleyi bir daha işittiğimde bir kulağımdan girip diğerinden çıkacağını göstermek için.
İlgilisine notlar:
• Ne güzel bir cümledir konuşurken Musa gibi konuşmak yaşarken Firavun gibi yaşamak cümlesi.
• “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.” BertrandRussel
• Bir insan yalnız kalmaya başladıysa çevresindekilerin ondan alabilecekleri bir şey kalmamış demektir.