Nüfus artışına paralel kitap ve gazete okumada artış

olmadığı sıkça gündeme geliyor. Gerçekten de bir hafta boyunca sürekli toplu

taşıma araçları ile dolaştım. İlk hareket noktam ile Anakara arası 10 saat

çekiyor. Ankara da oturduğum yer ile gazetemizin Ankara Bürosu belediye otobüsü

ile trafik sıkışıklığı olmaz ise 1,5 saat sürüyor. Ankara da sürekli hareket

halinde oldum, dolmuştan indim belediye otobüsüne, otobüsten indim dolmuşa

bindim. İkamet ettiğim ilçeye dönüşte yine 10 saatlik bir şehirlerarası otobüs

yolcuğu yaptım. Böylesine hareketli geçen bir hafta boyunca ne şehirlerarası

otobüs ne de her biri şehirlerarası yolculuk sayılabilecek şehir için yolcuğum

sırasında bir hafta içinde elinde bir gazete ya da kitap bulunan kişiye

rastladım. Rastlamadıysan ne olacak, denebilir. Elbette kimseyi gazete ve kitap

okumaya zorlayacak halimiz yok. Derdim, toplumdaki değişime dikkat çekmeye

çalışmak. Yıllar önce ister şehir içi ister şehirlerarası yolculuklarda

insanların pek çoğunun elinde ya gazete ya da kitap bulunurdu. Şimdi öyle

görünüyor ki insanlar kitap ve gazete ile bağlarını zayıflatmışlar, hatta

kesmişler. Koparmamış olanlar ise eskisi gibi her fırsatta kitap ya da gazete

okuma alışkanlığını terk etmişler.

Bu değişimin çeşitli sebepleri olmakla birlikte öyle

görünüyor ki, artık insanların hayatında cep telefonları kitap ve gazetenin

yerini almış durumda. İnsanlar uzun uzun telefonla konuşuyor, hatta belediye

otobüsünde yarım saat hatta 45 dakik boyunca telefon ile konuşan insanların

karşılıklı kırıştırmalarını yani özellerini dinlemek zorunda kalıyorsunuz.

Hemen belirteyim ki cep telefonları ile yapılan konuşmalar sohbet niteliğinde

de değil. Geyik muhabbeti denilen cinsten. Yani artık telefonlar haberleşme

aracı olmaktan çıkmış, gevezelik aracı olmuş. Gençlerde ise bu telefon işi

bağımlılık halini almış, Her yerden internete girebilme imkânı olan telefonlar

gençlerimizin artık tüm dünyasını meşgul ediyor. Böyle olunca da boş zaman

kalmıyor, okuma ihtiyacı duyulmuyor. Çünkü her türlü ihtiyaçlarını bağımlısı

oldukları telefonların giderdiği düşünülüyor. Öyle olmasa uyanır uyanmaz

gençlerin telefona sarılması, bir mesajlaşma trafiğinin içinde kendilerini

kaybetmeleri söz konusu olmazdı.

Kısacası gençlerimiz ve kendilerini genç sananlarımız

için yeni bir dünya oluşmuş, bu dünyanın adı da telefonlaşma ya da mesajlaşma.

Artık gençler telefonlarını ellerine aldıkları andan itibaren dünya ile bağları

kesiliyor. Karşınızda sizinle konuşurken bile gözleri ve elleri telefonda.

Konuşanı dinlemenin bir muaşeret kaidesi olduğunu söyleseniz bile nafile. Sizi

dinlemeden arada bir cevap veriyorlarsa da bilesiniz ki sadece dinliyor

görünmek için bir iki cümle ediyorlar.

Peki, gelişen teknolojiden yararlanılmasın mı Elbette

yararlanılacak. Ama hayatımıza giren her teknolojik vasıta o alandaki ihtiyacı

gidermek için kullanılmalı. Eğer, bir gencin boş zamanlarını sadece elindeki

telefonun tuşları dolduruyor, bunun dışında bırakın kitap ve gazete okumayı,

ders çalışmaya bile vakit ayırmaya imkân bulamıyorsa artık hayatınıza giren o

alet sizi esir almış demektir. Özgürlüğün en sık dile getirildiği bir çağda,

insanımızın bir takım aletlerin esiri haline gelmesi tehlikeli bir gelişmenin

işareti değil mi

Dünyayı algılamanın yolu, okumaktan geçer. Okumayan

insanlar bir takım merkezlerin yönlendirdiği şekilde düşünür, bir papağan

durumuna düşer. Hâlbuki dayatılan ezberi bozmanın yolu okumaktan geçer.

Piyasada ezber bozacak pek çok yayının olduğu bir dönemde insanların böylesine

kendilerini cep telefonlarına mahkûm etmişlerse gönüllü olarak güdülmeye teslim

oldukları anlamına gelmez mi Belli merkezlerin etki alanı içine girildikten ve

bunun farkında da olunamadığı sürece insanı düşünen bir varlık olarak tarif

etmenin fazla bir anlamı kalır mı