Hemen her gün en az bir cinayet haberi medyaya yansıyor. İşlenen cinayetler de anlık bir öfkeye kapılma sonucu da işlenmiyor. Olaylar izahı mümkün olmayan bir noktaya hızla gidiyor. Söz gelimi eşini katledip ardından da son kurşunu kendi beynine sıkanlar, bunun da ötesinde anne ve babasını ya da kardeşini öldürdükten sonra intihar edenler giderek çoğalıyor. Bu sebeple sadece olaylara temas etmek, işlenen cinayetlerin detayına girmek istemiyorum. Çünkü bu tür haberleri okurken şaşkınlığımı gideremiyorum. Derdimi anlatmak için iki misal vererek hepimizi düşünmeye davet etmek istiyorum. Çünkü hayatın her safhası madde peşinde koşmakla, üç kuruş daha fazla kazanmak için atılan taklalarla geçiyor. Hâlbuki insanın ne kadar maddi imkânlara ihtiyacı varsa, en az onun kadar da sevgi, şefkat ve nezakete ihtiyacı var. Gerçi bazı okuyucularım bu nezaket denen şey de nereden çıktı? Çevremizde özür dileyen bir kişiye rastlamayalı uzun zaman oldu diye sorabilirler. Sormalarında da haklıdırlar. Çünkü zaman zaman kendi kendimi düşünmeye zorlar, ne kadar zamandan beri çevremde özür dileyen bir kişiye muhatap olduğumu sorarım. İnanın aylar boyunca muhatabımızdan özür dilemediğimizi hatırlıyorum. Yani özür dilerim, af edersiniz demek aslında karşımızdaki öfkeden patlama noktasına gelmiş bile olsa onun yumuşamasına sebep olabilir. Ama toplumda giderek fertler patlamaya hazır bombalara dönüşüyor. Korkum o ki, yakında araba kullanan herkesin yanında ya tabanca ya da bıçak ve demir çubuk taşımaya başlayacak endişesini duyuyorum. Kaldı ki bu tür şeyler taşıyanların sayısı da her gün artıyor. Çünkü arabası ile giderken yanından geçen bir başka sürücünün biraz ters bir hareket yapması karşısında kornaya basıldığında nedense işi daha fazla uzatmamak için uzun uzun kornaya basmak yerine bir el hareketi ile özür dilenebilse öyle sanıyorum ki, trafikte her gün yaşanan tartışmalar çok azalacak, insanlar evlerine ve işlerine öfkeden patlamak üzere gitmeyecek.

Hemen belirteyim ki, olay sadece bir kişisel tepkide ölçüyü kaçırmaktan ibaret değil. Olayın psikolojik ve sosyal boyutu var ve işin bu boyutu nedense pek düşünülmek istenmiyor. İnsanlar birbirlerine kişisel güçleri ile karşılık vermeyi ve muhataplarını bir yumrukta yere sermeyi marifet sanıyorlar. Böyle olunca da medyaya her gün yansıyan, şahsen düşünmek bile istemediğim cinayet haberleri yansıyor. Medyaya, “Kanseri yendi canavara yenildi” başlığı ile yansıyan bir haberi okur okumaz, “Bize neler oluyor?” diye sormadan edemedim. Çünkü haberde canavar olarak kastedilen hanımın eşi. Bir başka haber ise, “Tartıştığı kız arkadaşının boğazını kesip teslim oldu” balığı altında yansıdı. İnsan tavuk keserken bile zorlanırken bir başka insanın boğazını keserek öldürüyor olmasının bir izahı olamaz diye düşünüyorum. Bu işin sonunun ülkemizi bir vahşetler ülkesi haline getirmekte olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Aynı gün aynı sayfalara yansıyan bir haber de gazetede, “Kardeşlerini bıçaklayan caniye müebbet hapis” başlığı altında yer aldı. Örnekleri çoğaltmak istemiyorum. Ancak, toplum olarak genel değer yargılarımızın yerini anlık tepkiler, kin ve öfke kaplıyor. Böyle olunca hayat yaşanmaz hale geliyor. İnsanlar sadece kızdıkları kişiyi öldürmekle kalmıyor. Yani bir kişiyi öldürmek yetmiyor, cesedini parçalara ayırmaya kadar işi götürüyorlar. Böyle bir öfke ve kinin psikolojik olarak bir izahı var mıdır bilmiyorum ama bu gidişat iyiye değil. Ülkemizde üniversitelerin sayısını artırmaktan daha fazla yükselen vahşetin önlenmesi için çaba sarf etmek gerekiyor. Aksi halde ülkedeki tüm insanları üniversite mezunu yapsak ne olacak. Sadece öldürenler ve ölenlerin tahsil seviyesi yükselecek.