Vahşi Batı nın görünmeyen yüzleri var. Bu, dolaylı ve
büyük bir oyun için böyle. Özellikle de Müslümanların bulunduğu coğrafyada
yaşanıyor. Son zamanlarda önce Afganistan, ardından Irak ve sonra da en somut
hâliyle Suriye-Irak düzleminde yaşanıyor. İçimizi yakan ve acıtan bu büyük
oyunun bir vahşete dönüşebileceğini kimse hesaba katmıyordu. Oysa gören
görüyordu. İnsanları yanıltmak o kadar da kolay ki, kimi değerler ve
duyarlılıklar öne çıkıyor ardından da süreç başlıyor.
Dünyanın gözleri önünde Filistin de yaşanan büyük ve
acımasız vahşetin boyutları on yıllardır görünmez kılınıyor ve görünmezlikten
geliniyor. Sanki orada ölenler insan değil ve sanki orada hiçbir şey yaşanmıyor
gibi.
Emperyalizmin başlattığı ve belli bir yerde durduğu Arap
Amerikan Baharı nın sonuçlarının hâli ortada. Elbette bu girişim bir büyük
umuttu. Oysa bu umudun arkasında yatan yeni bölünme ve canavarlaşmalara yol
açmaktı. Batı ya özgü ve kendi kurallarıyla oynadığı oyun Müslümanların da pek
hoşuna gitti. Cihat ruhunun bir anlamda tüketilmesiydi, Müslüman genç birikim
ve enerjisinin boşa çıkarılmasıydı.
Köhnemiş, eskimiş, umut olmaktan çıkmış kendine bağlı
krallıkları devirirken, genç enerji ile onun yerine daha canlı diri, daha bağlı
yeni kuklalar getiriyordu. Bunun en çarpıcı örneği GENERAL SİSİ. Demokrasi
yanıltması ve şaşırtması adı altında. Sisi, İsrail e daha bağlı, Müslümanlara
karşı ise daha gözü kara.
Mevcut krallar da kendi konumlarını ve saltanatlarını
yitirmemek adına emperyal efendilerine daha sıkı sarılmasını sağlıyor bu eylem.
Diğer yandan Müslümanların umudu olabilecek olan son
bölgeler de etkisizleştiriliyor. Müslümanların Müslümanlara kırdırılması
emperyalizm büyük, basit ve maliyetsiz oyunu. Müslümanlar da ne yazık bu oyuna
geliyor ve kurban oluyor, heba oluyor. Sadece Müslümanların heba oluşu mu söz
konusu; Müslümanların gelecekleri, heyecanları, inançları, bilinçleri
tüketiliyor, köreltiliyor, önleri kesiliyor.
IŞİD Müslümanlar için son bir felâket. Onların cinayet ve
vahşetleri İslâm a mal ediliyor. İlk günden itibaren hedef tahtası gibi görünen
Şia ve mensupları idi. O süreçte de bilinçli bir biçimde yoğun bir mezhep
gerilimi oluşturuldu. Şia ve mensupları emperyalizmden ve Siyonizm den daha
tehlikeli olarak sunuldu. Bu canavar beslenerek büyütülürken sınır tanımazlığı,
insanları vahşi öldürmesi bunların medya aracılığıyla gösterime konulması İslâm
ve Müslümanlara en büyük darbe ve savaş oldu. Dünya, Müslümanları bu gözle
görüyor ve öyle değerlendiriyor. İnsanların gözleri önünde kıtı kıtır kesilen
insanlar, boğazlananlar, toplu öldürmeler vs. Gerçi emperyalizm güdümünde olan
medya buna hem katkı sağlıyor hem de bir sinema filmi gibi sunuyor. Dolayısıyla
amacına çok yönlü olarak ulaşıyor.
Suriye deki muhalefet Türkiye dâhil olmak üzere
Batılıların ve Batıcıların desteğiyle oldu. Bu canavar sınır tanımayınca acının
ucu Batılılara değince artık bir yerde durdurulmasına kanaat getirilince bir
ölçüde hızı kesilmeye karar veriliyor ama hepten yok edilmiyor. Çünkü onların
varlığı işlerine geliyor, gelmeye devam edecek. Her zaman için yedekte
tutulacak.
Dikkatler emperyal güçlerin merkezine yöneltilmedikçe,
kuklalar üzerinden yapılan değerlendirmelerle bir yere varılamaz. Varılamayacak
da. Müslümanlar ise bilinçle kendi medeniyet değerlerini bir bütün olarak
görmez ise sonuçta büyük oyunların kurbanı oluyor.
Ne yazık ki Türkiye gibi büyük, geçmişi olan bir ülke
yöneticileri de bu oyuna geliyor ve bu tuzakta rol alıyor. Sonra işin içinden
çıkamaz bir duruma düşüyor. Bu da yenilmişlik psikolojisinin getirdiği bir
sonuç. Teslimiyet ve kölelik ruhu. Ben onlarsız yapamam dediğin andan itibaren
teslim olmuş olursun. Ne yapalım NATO gerçeğini göz ardı edemeyiz noktasına
takılıp duruluyor. Büyük canavar ile canavarlar üretmeye, onların da
oyunlarının kurbanı olmaya devam ediliyor. Bir türlü bu çıkmazdan da
kurtulunmuyor.