Gelişmeler hayra âlâmet değil. Zira olaylar normal seyrini tâkip etmiyor. Alışılmışın dışında hızlandırılmış bir süreç başladı. Daha önce olmasını mümkün görmediğimiz şeyler imkân dâhiline girdi.

Böyle midir, değil midir Durumu misaller üzerinde inceleyelim:

Meselâ: Türkiye senelerdir Bush yönetimine baskı yapıyor, Madem ki stratejik müttefikiz, Kandil dağındaki PKK yuvalarını ABD askerleri temizlesin diyor, Bush, "hayır bunu yapamayız elimizdeki imkânlar buna müsait değil" diyor. Bununla da kalmıyor, gidin Irak ta bir hükûmet var onunla konuşun, onunla anlaşın diyerek bizi baştan savıyor idi.

Şimdi ise Bush un tavrı, üslubu değişti. "PKK bizim de düşmanımızdır" diyerek önemli ölçüde olumlu davranmaya başladı. Bir ölçüde sınır ötesi harekâta bile yeşil ışık yaktı.

Bush, Sayın Erdoğan ı, aracı kullanmadan bizzat ABD ye davet etti. Teknik ve lojistik destek vâadinde bulundu. Çeşitli tâvizler vermeye başladı.

Bizce Bush, İran ı vurma konusunda bizden âzimi desteği koparmak için yüzümüze gülüyor. Bizimkiler ise "Bayram değil seyran değil amma, eniştemiz, bizi sevdiği için öpüyor diye keyfinden dört köşe oluyor...

Tavır değişikliği bununla da kalmadı:

Gördüğümüz gibi şu günlerde Ankara ya gelmiş olan İsrail C. Başkanı Şimon Peres de de Bush a paralel aşırı bir sevecen tavır var, mümkün olduğu kadar yumuşak davranıyor, bir dereden bal bir dereden yağ akıtıyor. Sanki hemencecik, İsrail-Filistin ihtilâfı bitirilecekmiş gibi yüzümüze gülüyor.

Görülen odur ki, Bush un baş aktörlüğünü yaptığı bu oyunda, Şimon Peres kendine verilen rolü fazlasıyla beceriyor.

Bize göre bu yaklaşımlarda güttükleri, fakat şimdilik açıklamadıkları maksat, İran ın nükleer tesislerinin vurulmasında, bizim desteğimizi elde etmektir. Zira kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez.

İran a karşı Batılıların çizdikleri müşterek rotanın, üçüncü bir ayağını da Sarkozy-Merkel ikilisi teşkil ediyor. Üç gün önce yaptıkları toplantıda "İran a karşı DAHA ETKİLİ yaptırımlar uygulanması gerekir" diye karar aldılar.

Ayrıca, Peres-Abbas konferansından, elde edilmek istenen en önemli kazanç ise, bu konferans vesilesiyle Bush a ve İsrail e karşı son derece kızgın olan kamuoyumuzun fikrini değiştirmektir. Tamâmen olmasa bile milletimizi mümkün olduğu kadar yumuşatmaya çalışmaktır.

Görülüyor ki bu senaryo bir taşla sayısız kuşları vurmak için düzenlenmiştir. Bu arada Suud Kralı Abdullah ın da Ankara da bulundurulması, oynanan senaryoya olumlu bir çeşni katmıştır.

Elbette ki ABD ve İsrail, muhtemel bir İran operasyonunda Türkiye yi yanlarında görmek isterler.

Maksadımız yetkililerimizi bu konuda uyarmaktır.

Türkiye asla böyle bir oyuna gelmemelidir.

Böyle bir operasyon için, üslerimizi ve hava sahamızı asla vermemeliyiz. Edindiğimiz tecrübeler Bush ve İsrâil liderlerinin iki yüzlü olduğunu, kesinkes ispat etmiştir.

İran a karşı yapılması muhtemel bir müdahalenin, ihtilata müsait olduğu, başka devletlerin de işe karışabileceği, operasyonun tırmanışa geçerek büyük ve içinden çıkılmaz bir savaşa yol açabileceği göz önünde tutulmalıdır.

ABD seçmeninin dahi güvenini kaybetmiş olan, topal ördek lakabıyla anılan hem Afganistan da ve hem de Irak ta kesin başarısızlığa uğramış bulunan bu ikilinin kılavuzluğunda, Türkiyemizin ileride telâfisi imkânsız zararlara uğrayabileceği muhakkaktır.

Bush, İran ı vurarak, sıfıra düşmüş olan itibarını yenilemek için pusuda beklemektedir. Türkiye buna alet olmamalıdır.

Devlet adamlarımızı uyarıyor ve içinde bulunduğumuz kritik durumun ciddiyetini, milletimize ilân ediyoruz.