Yûnus Emre nin buğday mı himmet mi tercihi var ya

bugün her birimiz bu konuda laf üretiyoruz da kimse buğday ile himmet

arasındaki ilişkide tercihini Yunus Emre örneğinde olduğu gibi zihinsel ve

gönül merkezli bir ayırıma gitmiyor. Bugün herkes buğdayın peşinde koşuyor,

varsa yoksa buğday diyor.

Sanki kıyamet i yaşıyor insanlar buğday iştiyakı

konusunda Kimsenin gözü ne bir başkasını ne de himmeti görüyor; hak hukuk,

helâl haram tanımıyor. Aldıkça alıyor, istedikçe istiyor, siz hep verin diyor;

Allah size verecek diyorlar. Peki, Allah niçin size vermiyor da veya siz

Allah tan istemiyorsanız da benden / bizden isteyip, beni Allah a havale

ediyorsunuz demiyoruz.

Milletin parasını pulunu son kuruşuna kadar almayı

istiyorlar da, parasını pulunu istedikleri insanlara bir şey vermedikleri gibi,

bu insanlar veremez noktaya gelince, onları şekeri alınmış pancar posası gibi

orta yerde bırakıveriyorlar. Aslında her şey vermeye endekslenmiş de kimsenin

bundan haberi yokmuş gibi

Peki ortalıkta yaşanan yüksek tansiyonun, ülkeyi kaos

ortamına çevirmenin kime ne faydası var derseniz, bu da makul ve mantıklı bir

söz olarak önümüzde durur, fakat onların gözünü menfaat öylesine bürümüş ki,

buradan çıkacak bir çökmede kendisinin de altında kalacağını dahi düşünemiyor.

Ota saldıran boğa gibi, saldırdıkça saldırıyor, uçurumdan düşecekmiş umurunda

bile değil!

Buğdayın sembolize ettiği nefis kaynaklı ve nefis odaklı

aktivite işte böyle bir şey! İnsanın aklını başından alıyor, insanı insanlıktan

çıkarıyor, insanları birbirlerine düşürüyor. Menfaat müşterekliği düşmanı

dost haline getiriyor.

Milletin cebine göz dikmiş olanlar, emeksiz para nın

tadına varmış olanlardır. Onlar birtakım maddî veya mânevî unsurları insanların

önüne koyarak, hedef yanıltıyorlar, en inandırıcı bir şekilde kendi

felsefelerini anlatarak insanları kandırmaya çalışıyorlar.

İnsanlara doğruyu söylemiyorlar, doğru ya hizmet

etmiyorlar, doğru yu nalıncı keseri gibi kendilerine yontuyorlar. Akrabanızın

aleyhine de olsa doğruyu söyleyiniz buyruğunu öylesine tahrip ediyorlar ki,

sizi yanlış yapmanın odağına getirip oturtuyorlar. Hâsılı her şeyin buğday

felsefesi ile bütünleştiği bir zaman diliminde yaşıyoruz.

Toplumda birileri üç kuruşa kurşun atarken, birileri her

zaman olduğu gibi eline geçirdiği deveyi hamutuyla yutmaya çalışıyor.

Hayvanlar, hiç olmazsa doydukları zaman avlanmayı bırakıyorlar, insan

görümündeki canlılar ise çalıp çırpmakta, haksızlıkta, haksızlığın yanında yer

almakta asla sınır tanımıyorlar.

Şimdilerde, geçmişte olup bitenleri daha iyi anlıyoruz.

İnsanlar niçin zulmediyorlar, niçin göz göre göre birbirine haksızlık

yapıyorlar. Hele maddî gücün iyice büyüdüğü zamanlarda bu tür olayların nasıl

sınır tanımaz hal aldığını şimdilerde daha iyi okuyoruz. Pasta büyükse, suç

işleme oranları da ona paralel olarak büyüyor.

Ortada yiyecek bir şey yoksa böyle durumlarda da insanlar

birbirlerini yeme ye başlıyorlar. Böyle zamanlarda insan suçları artıyor,

eşya suçları azalıyor. Çünkü ortada yenecek bir şey kalmıyor. Şebekeleşmenin,

örgütleşmenin, organize olmanın esprisi işte burada kendini gösteriyor.

Pasta çok büyükse bir kişinin veya birkaç kişinin onu

çevirmesi mümkün değilse, kendilerine suç ortakları buluyorlar, böylece daha

organize bir hal alan suç şebekesi kendine göre büyük bir güç oluyor.

Buğday ın çoğalması ve musluğun sürekli akması ve bunların korunması daha

büyük organizasyonları gerektiriyor, böylece suç imparatorluğu oluşuyor.

Kendilerine laf söyleyenin, yan bakanın haddi bildiriliyor.

Buğday metaforu böyle bir şey işte. Eğer kendini

buğdaya odaklarsan, hayatının merkezine buğday ı oturtursan, onun kulu kölesi

olmaya mahkûmsun demektir. Çünkü suç imparatorluğu nun sürekliliğini sağlamak

kolay bir şey değildir. Ayrıca köleleştirdiğin insanların karnını doyurmak

zorundasındır. Bu tür bir organizasyonun merkezinde oturan insanın

firavunluşması işte bu yüzdendir. Kendini olağan dışı bir konuma oturtuyor.

Her şeye gücünün yeteceğini zannediyor. Gözün dönmesi denilen şey de bu işte.

Paranın gücü, insanı insanlığından ettiği gibi olmazı

olur, düşünülmezi düşünülür ediyor. Merhameti alır götürüyor, himmet i bir

safsata olarak görmeye başlıyor. Çünkü himmet bir iman işidir. Yaratıcıya

güvenmek ve O na sığınmaktır. Kendini insan olarak görmektir. İnsan hayatı

boyunca buğday ile himmet arası imtihanındadır.

Önemli olan bunun farkında olup, insana yakışan tercihi

kullanabilmektir. Himmetten vazgeçmemiş gibi yapıp aslında himmeti pas

geçenler, yaratıcıya güvensizlik duydukları için milletin cebini kendilerine

hedef haline getirmişlerdir. Kavganın büyüklüğünün sebebi de buradan

kaynaklanmaktadır.