Bir adam,on yedi yıllık eşini bıçakla öldürüp, çöp
konteynırına atıyor. Bir cani, on yaşında bir çocuğa tecavüz edip öldürüyor.
Bir evlat anneyi katledip, yol kıyısına bırakıyor. Bir kadın kendisine şiddet
uygulayan eşini boğarak öldürüyor.
Bir adamın attığı kartopu bir esnafın dükkânına isabet
ediyor, adam oracıkta bıçaklanarak öldürülüyor.
Bir kişi, otobüs durağında diğerinin sırasına saygı
göstermediği gerekçesiyle bıçaklanarak öldürülüyor.
Kendisine evlenme vaat eden bir gençle kıyıda dolaşan
genç kız, bu kişi tarafından denize atılıyor ve boğularak can veriyor.
Hemen her gün tatsız bir olayla uyanıyor ve güne karamsar
bir ruh hali ile başlıyoruz. Korkularımız iyice pekişiyor, sağımıza solumuza
bakıyor ve olmadık şeylerden korkular üretiyoruz.
Komşumuzdan, yakınlarımızdan ve her gün yan yana
yürüdüğümüz insanlardan dahi korkar hale geliyoruz. Otobüslerde, cadde ve
sokaklarda, iş ortamında karşılaştığımız insanlardan tedirgin oluyor ve
kendimizi güvende hissedemiyoruz. Öyle anlar oluyor ki, neredeyim diye
soruyor ve olup bitenleri anlamaya çalışıyoruz. Sanki onlarca caninin arasında
yürüyen bir yabancıyız. Cezaevleri dolup taşıyor, köprü altlarına terk edilen
gençler birer suç aletine dönüşüyorlar. Çocuklarımız evlerimizin önünden kaçırılıp
dilendiriliyor, genç kızlarımıza türlü türlü tuzaklar kuruluyor. Uyuşturucu yaşı ilkokula kadar indi,
gençlerimizin zihni ve bedeni uyuşturuluyor. Eskiden yaşlı ebeveynlerle karşılaştığımızda, hemen kalkar ve yer
verirdik. Onları başımızın tacı olarak görür ve böyle bilirdik. Artık bu
kimseler evlatları tarafından terk ediliyor ve evlerinde birkaç kuruş paraları
için öldürüyorlar.
İnsanlarımız, daha iyi şartlarda yaşayabilmek için gece
gündüz çalışıyorlar. Ama ölen insanlığı ayağa kaldırabilmek için kimse elini
dahi kıpırdatmıyor.
Oysa bu enkaz ortada iken, ne kazandıklarımız ne de
kazanacaklarımız tek başına bir anlam taşımayacaktır. O nedenle gözlerimizdeki
perdeyi aralayıp hayatın gerçeklerini görmek zorundayız.
Güvenli bir dünyada değiliz, dört yanımız vahşi
yaratıklarla çevrilmiş ve her an tetikte bekler gibiyiz.
Ey anne-babalar! Unutmayın ki, bu caniler sizlerin
eserleri. Ve sanırım ortaya çıkan vahşet sizleri de korkutuyor. Lütfen silkinin
ve nerede hata yaptık sorusunu kendinize sormaktan kaçınmayın. Çocuklarınıza
makam mevki hırsı değil, Allah sevgisi aşılayın. Bu hem sizin için hem de
çocuğunuz için bir kazanç olacaktır.