Sorularla geçen önceki yazımda hem sormayı hem de yorumlamayı yeğliyorum. Dönemlerin kendine göre zorlukları var. İçinde yaşamakta olduğumuz dönemin zorlukları çok daha fazla. “Sanal” diye nitelendirebileceğim bir oluşum bulunuyor. Hemen herkesin içinde bulunduğu gizemi olmayan, hemen her durumun, şeyin ayan beyan saçılıp döküldüğü uçsuz bucaksız bir alan.

İnsanların aidiyetlerinden çok kendilerini ne denli ortaya dökeceklerinin bir yeri. Buna yurt diyemiyoruz, çünkü bütün bir insanlığın gezindiği yerler. Dünyanın dört bir yanından insanlarla karşılaşılabilir. Öyle bir dünya ki saçmalıklardan, soygunlardan, dolandırıcılıklardan, insan avcılarından her türlü insanla bu büyük sokakta, çarşıda, meydanda karşılaşabilirsiniz.

Kimin ne olduğu kestirilemez. Konuşulan bir erkek iken bir kadın olarak, ya da kadınken erkek olarak yüzleşilebilir.

Gençliğin boşluğu çok daha büyük. Arayışlar, gençliğin getirdiği tutkular, amaçlar çok karmaşıklaşıyor.

Gençlik arayışında hangi idealin, ülkünün, inancın peşindedir? Aile içi eğitimlere kadar yansıyan, içeri giren bir dünyadır “sanal”. Kapısız, penceresiz, bacasız evlerin içine çok rahat girilebiliyor. Gençlik bununla besleniyor. Eline diji aletlerden birini alan bir çocuğun hayal dünyası, gezintisi, masalları oradadır. Çocuğu çekip içine alacak olan o olağanüstü masallara gereksinim yoktur. Korkunç tipli karakterler çocuğun dünyasındadır. Dört yaşındaki bir çocuk “karakter” diyor. Çünkü o dünyada gezinip duruyor.

Hafta içinde gençlerimiz ziyaretimize geldiler. Bunların bir kısmı ilahiyat mezunu veya öğrencisi. Diğer okullardan da vardı. Biri içlerinden bir başkan. “Üniversiteye gelen gençleri yanımıza çekemiyoruz. Zamana kalıyor kimileriyle birlikte olmak için. Bir program yapılacaksa salon doldurulsun dendiğinde dolduruyorduk.” İnsanların çekim alanı, gücü yoksa ya da onları doğrudan ilgilendiren bir konu değilse o kapıdan içeri girilemiyor. İdealler ve ülküler iyice karıştı. Geçmişteki yanılgılar ve yanlışlar onları daha çok uzaklaştırdı.

Geçmiş zamandaki öğrenci grupları, dernekleri, birlikleri belli ülküler etrafında odaklanırlardı. İslâm inanç ve düşüncesini kendisine ülkü edinen bir genç o inancı yaşamanın heyecanı içinde olurdu. Birlikte toplantılara gitmek, namazlarını kılmak, konferanslara koşmak, kitap okumak, afiş asmak, gazete ve kitap elinde, parkasının cebinde taşımak başlı başına eylemlerdi.

Şimdi bu ülkü ve idealler olmayınca belli çevrelerden gelenler birbirine karıştılar. Çorba olmaktan da çıktılar. Akıncıların önde gelenlerinden biri bugün bozkurt işareti yapıyorsa, ya da 1968 kuşağı diye bilinenlerin sermayenin en önemli yerlerine sıçramışlarsa, o gençlik ideallerinin yerinde yeller esiyor.

O gençlerin bir bölümü, mafya, bir bölümü, sermayeye, bir bölümü ideal particilikten müteahhitliğe, yani mücahitlikten vazgeçip bir yerlere yamanmışsa örnek olmaktan çoktan çıkmıştır.

Gençler önlerindeki insanlara bakarlar.

Büyük düşünürlerini yitirmiş toplumlar sıradanların içinde olduğu bir dünyada savrulurlar. Kendilerine ışık olacak, yol gösterecek düşünceler, fikirler üretilmeyince “sanal” diye bilinen dünyanın gayyasında yitip gitmektedirler.

Varlık içinde olanların gençlere öncü olmaları beklenemez. Televizyonlarda programlar yapıp meslekleri dışında gelir elde edenlerin gençlere insanlara söyleyecekleri pek bir şeyleri yoktur. Çünkü gençlik geleceğiyle ilgili bir belirsizlik içindedir. Hem iş hayatı, hem gelecek, hem yuva kurma gibi hayallerden bir yoksundurlar. Ancak “sanal”ın bilinmezliklerinde avunuyorlar.