Bugün aslında bizim mesleğin dışlamışları, stat kapısının önüne koyulmuşları ile ilgili yazacaktım. Daha doğrusu yazıma bu konu ile başlangıç yapacaktım. Bizim gençlerden Ahmet Ercanlar ki, en çok ona yapılana şaştım. Aygün Özipek, Volkan Demir, Ahmet Selim Kul ki, gazetesinin eski tutumu malumdur, Emre Bol, akredite olmalarına rağmen, "Yetiştiremedik" gibi uydurma bir bahane ile Ajax maçı için kendilerine verilen, "Yerinde izlenerek yazma" görevlerini yapamamışlardır. Nasıl mı Aziz Yıldırımın talimatı ile stada soyulmamışlardır. Bu konuya döneceğim tabii ki...

Ama daha beter bir durumun değerlendirmesini yapmak öncelik kazandı. Fenerbahçenin Yüksek Divan Kurulu toplantısında, bizzat kendi sesi ve kendi görüntüsünden, Aziz Yıldırım, "Galatasarayla dost falan değiliz. Onlar eskide kaldı. Bizim stadımızda şampiyonluk kutlaması yapmışlardır. Bu nedenle de bu maçı kesin alacağız, onları mutlaka yeneceğiz" demiştir. Bizler de, ya da spor olgusuna medeni gözlerle bakıp, aklı kötülükte olmayanların yıllar önce yapıştırdığı, "Ezeli rekabet-ezeli dostluk" sloganı da böylece çöpe atılmıştır. Bu akşam Fenerbahçe Stadında meydana gelebilecek bütün kötü olayların müsebbibi şimdiden Aziz Yıldırım olmuştur. Acaba, asla istemem, hatta asla düşünmek bile istemem, ama maçın gidişatına göre çıkabilecek olayların müsebbibi nasıl cezalandırılacak ki Ne kadar emniyet tedbiri alınmışsa, şimdiden uyarıyorum, üçe beşe katlayınız.  Bir kaç yıl önce benzin istasyonunun kıl payı kurtulduğunu sakın unutmayınız!

Bendeniz doğduğundan beri bu futbolun içindeyim. Benim ailemin sofrasında nice ünlü Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler, hem de sadece futbolcular değil, diğer branşlardan da, birlikte olmuşlar, sevinmişler, dert paylaşmışlardır. Ama hiç birinden bu Aziz Yıldırım denen adamın sözlerini işitmemişimdir. Yazık! Nerede 6-0 yenildikten sonra Aziz Beyin elini sıkıp tebrik eden rahmetli Özhan Başkan, nerede bu kişilik Aklıma ne geldi biliyor musunuz Aylar önce Hasan Başaran adlı bir savcı, sahte diploması sayesinde kısa dönem askerlik yapmış olan Serdar Coşkuna şöyle seslenmişti mahkeme salonunda; "Sana yaylalar gözüktü..." Siz aynı savcılar yayla göstermede ayırımcılık yaparsanız, siz askeri makamlar, siz adalet dağıtıcılar ellerinizdeki belgelerin üstüne yatarsanız, olacağı da buydu zaten... Hadi bakalım benim hakkımda suç duyurusu yapın da görelim...

Gelelim benim dışlanan meslektaşlarıma... Gazeteciler Cemiyeti, nasılsa, hayli ağır bir protesto bildirisi kaleme almış. Sanırım benim isyanım bunda etkili olmuştur. TSYD de üç-beş kalemden bildiri sunmuş. Havagazı, tam anlamıyla... Yahu Oğuz kardeş; tüzük tadil kongresinde derneğe üyelikte sarı basın kartı koşulunu kaldırıyorsun, sonra da Aziz Beyin dümen suyuna katılıp, dernek üyesi olmayanların stada giremeyeceğini açıklıyorsun. Sen ne yaptığını biliyor musun Oğuz Dernek üyesi olmayı bu kadar ucuzlatırsan, yarın seni de almazlar stada bilesin...

Devam edelim. Bu stat kapısından çevrilen arkadaşlara sesleniyorum; Meseleyi UEFAya taşıyın! Ben de meslektaş olarak müdahil olacağım. Yani eskiden olduğu gibi, kendi stadında malum zevat tarafından dayak yemiş eski genel yayın yönetmeni Fatih Altaylının gazetesi Habertürkün dümen suyunda kalmayın... Sizden çağrı bekliyorum gençler!