Çürümenin insanlığın hemen bütün katmanlarına, kesimlerine kadar yaygın hâle geldiği ortada. Güne gözler açıldığı andan itibaren insanı şaşkına çeviren ama ne yazık ki kanıksanan olayların veya durumların yoğunluğu görülüyor. Sadece yazılı ve görsel medyada değil hemen bütün iletim alanlarında yoğunlukla karşımıza çıkmakta. Cinayetler, soygunlar, darplar, zulmün hemen her boyutuyla yüzleşiliyor. Sadece sonuçları ile karşılaşılıyor. Nedenlerin asıl kökeni nedir üzerinde pek de düşünülmüyor.
İnsanlara manevi olarak sınır getirecek güç nedir? İdeolojilerin, devletlerin, kişi devletlerinin ortaya koydukları hükümlerin etkisi ve gücü nedir, ne kadardır ya da var mıdır? Türkiye özelinde bakıldığında, dini bir kenara koyarsak, insanlar üzerinde etkili olan, oluşturulan kurallar ve geleneklerin gücü var mıdır, varsa nedir? Sabahtan itibaren gözler açıldığında yüz yüze olduğu, resmi ideolojinin dini veya mezhepleri bu çürümeleri engelleyecek bir yönü ve özelliği var mıdır? Bu dünyevî dinin de kendine özgü mezhepleri vardır. Adına mezhep denilmese de gerek ideolojik ve gerekse kimi tanımlayıcılıklar onları mezhep konumuna getiriyor.
Milliyetçilerin dini birkaç yönlüdür. Bunlar da kendi aralarında ne örtüşüyorlar ne de benimsiyorlar. Ama kimi zaman ortak bir düzlemde de buluşmuyorlar değil. Bazı örnekler bunu açıkça gösteriyor. Tahammülsüzlük ve sınır tanımazlık onların zaten bir araya gelmelerine engeldir.
Kemalizm dininin milliyetçilerinin keskinliği, tahammülsüzlüğü kendilerinin dışındakilere asla yaşama hakkı tanımıyor. Turancı ulusalcılarla aynı ideolojiyi benimsiyorlar olmalarına karşın aynı düzlemde bir arada olamıyorlar. Kimi zaman ve kimi yerlerde ortak bir seste buluşuyorlar.
Aynı coğrafyada yaşayan ve bir gerçek olan başka ırklara mensup olanların kendi kurallarına uymaktan başka seçenekleri yoktur. Çünkü eğer bu topraklarda yaşıyorlarsa Kemalizm milliyetçiliği ve dini kurallara uymak zorundadırlar. Diyarbakır’da bir partinin öncülüğünde yapılan bir çalıştayda alınan kararlar üzerine her iki milliyetçi kesimin keskinliği kendini gösterdi. Çünkü dinlerinin ve tapındıklarına yapılan göndermeler ya da çözüm önerileri için kimi eleştirilere şiddetle karşı çıktılar. Bir yandan Batı düşüncesinin hümanizmini savunuyorlar, öyle olduklarını ileri sürerlerken birden birer şahin kesiliyorlar. Çünkü kendilerinin bir dini, inanışı ve kimi mezhepleri bunlara fırsat vermez, vermeyecek de.
Baskın ideoloji, toplumun çözülüşüne, ahlâksızlıklarına, hırsızlıklarına, adaletsizliklerine, insanlık ve komşuluk ilişkilerine nasıl bir akidesi vardır. Onların haram ve helalleri insanların tepesine indirilen yumruklar manevi güçleri.
Dinlerin kimi kuralları, yasakları ve önerileri insanlık tarafından kimi zaman ortak bir düzlemde buluşuyor. Dinlerin helal ve haramları var. Öte duyguları bulunuyor, yani kendilerini bekleyen cennet ve cehennem gibi gerçeklikleri bulunuyor. Buna göre de kendilerini belli bir disiplin ile sınırlıyorlar ya da serbestlik alanları buluyorlar,
Batı düşüncesinin ve ruhunun şu dönemdeki yaşanmışlıklarına ne gibi çözümleri ve önerileri vardır? Ahlâk denen olgunun onlardaki sınırları nedir ya da var mıdır?
Mevcut ideolojilerin sınırsızlığı ve hatta dinlerin belirlediği sınırları ortadan kaldırma çabaları gözlerden kaçmıyor. Zaman zaman medyaya yansıyan, gayri ahlâkî ilişkilerin artık sokaklarda insanların gözlerinin önünde yapıldığı da günün gerçeği. Onlara karşı bir tedbirleri olmadığı gibi hatta tepki gösterenlere karşı tepki gösterme gibi bir anlayışları bulunuyor.
İnsanların sınırlarını zorlayan yaşama tarzları bu ideolojilerin sanki bir amacıdır.
Helali ve haramı olmayan bu ideolojilerin sınırsızlığı ahlâkî tutumları gibidir.
İnsanlığın genelini etkileyen dalgalar oluşturan bir ruhtur bunlar.