SEÇİM kampanyalarının başlaması ile parti sözcülerinin

vaatleri birbirini izlemeye başladı. Açıklamaların ortak noktası ülkemizin iç

ve dış bir dizi problemler ile boğuşuyor olması. Yani, partiler problemlerin

tespitinde birleşiyorlar ama bu problemlerin nasıl giderileceği, bunun nasıl

gerçekleştirileceği hususunda yeni bir öneri söz konusu değil. Özellikle

Meclis te temsil edilen partiler topluma vaat ettiklerini mevcut bozuk düzeni

koruyarak gerçekleştirileceklerini söylemeseler bile ortaya çıkan sonuç bu.

Yani, ülkemiz insanının sıkıntılarının uygulanmakta olan bozuk düzenden

kaynaklandığı, bu sistemin değiştirilerek yerine nasıl bir sisteminin

getirileceğini, en azından getirilmeye çalışılacağını açıklayan yok. Çünkü

Milli Görüşçüler hariç herkes mevcut bozuk düzenden memnunlar. Özellikle toplum

kesimleri arasındaki gelir dağılımındaki adetsizliğin giderilmesi için adil bir

düzene ihtiyaç olduğu akla getirilmiyor. Hak ölçüsünü esas almayan, adil

olmayan bir düzenden zulümden başka bir sonuç çıkmayacağı, bunun içinde

özellikle sistemin hak ölçüsüne dayanan adil bir düzen olması gerektiği tespiti

yapılmadan haksızlıkların düzeltilmesinin mümkün olmayacağı bir türlü akıl

edilemiyor/edilmiyor.

Bu arada partilerin en çok üzerinde durdukları toplumda

özgürlüklerin hâkim kılınması, demokrasinin tüm kural ve kurulları ile hayata

hâkim kılınması hususu. Peki, şimdiye kadar hayata geçirilememiş olan hak ve

özgürlüklerin aynı yapı ve bozuk düzen ile bundan sonra nasıl hayata

geçirileceği sorusuna kimse cevap vermiyor. Çünkü Batı taklitçiliğini esas alan

uygulamaların ülkemiz insanını huzura ve mutluluğa kavuşturmadığı en az 100

yıldan beri sergilenen uygulamalarla görüldü. Diğer partilerden farklı olarak

iktidar sözcüleri, Başkanlık sistemini getirmek için 400 milletvekili verin

yeni bir anayasa yaparak topluma dar gelen Parlamenter sistemden ülkeyi

kurtaralım diyorlar. İlk bakışta doğru gibi görünen bu söylem toplumu

oluşturan esas unsur insanın unutulduğunu gösteriyor. Çünkü hangi anayasal ve

yasal düzenlemeyi yaparsanız yapın, hangi sistemi getirirseniz getirin

uygulamayı gerçekleştirecek olan insandır. Bu bakımdan öncelikli olarak tüm

yatırımların insana yapılması, insan unsurunun bizi bin yıl lider yapan

anlayışın özümsenmesini sağlayacak uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

Batı nın değer yargılarının millet olarak bize uymadığı

görülmeden, ulaşılması gereken hedef olarak kokuşmuş Batı medeniyeti ölçü

olarak görüldüğü ve o hedefe ulaşmak için uğraş verildiği sürece bu toplumda

hak ve özgürlüklerin bütün fertler arasında eksiksiz hayata geçirilmesini

beklemek en hafif ifadesiyle kendimizi kandırmak olur. Bu gerçek bilindiği

halde mevcut sistem içinde insanların huzur ve mutluluğa kavuşturulacağını

söylemek toplumu kandırmadan öte bir anla ifade etmez. Sözün özü, tarih boyunca

bizi biz yapan, bizi diğer dünyadan ayıran değerlerin hayata hâkim kılınması

dışında isterseniz insanımızın maddi gelirini üçe beşe katlayın toplumda huzuru

ve mutluluğu hâkim kılamazsınız. Çünkü esas olan refah değil, refah ile

birlikte huzurun ve mutluluğun hâkim kılınmasıdır. Yani, Milli Görüş ün 40 yılı

aşkın bir süreden beri topluma anlatmaya çalıştığı hedefe yönelmek, insanımızı

doğu ile batı değer yargıları arasında sıkışıp kalmaktan kurtarmak gerekiyor.

Çözüm Milli Görüş, Adil Düzen dir. Gerisi oyalanmadan ibarettir.