AKP’li Akif Çağatay Kılıç, İbn Haldun Üniversitesi’nde katıldığı bir etkinlikte öğrencilere “Erdoğan’ın Türkiye ve Türk milletine ihanet edeceğine inanır mısınız?” diye sormuş.
Herhalde böyle bir soruya karşılık “Hayır inanmayız, katiyetle böyle bir şey söz konusu olmaz” cevabını almayı umuyormuş.
Ama tam aksi bir cevap almış.
Öğrencilerden biri “evet” cevabını vermiş!
Evet, cevabını alınca da fena halde kızmış ve öğrenciye “Sana hayatta Ümit Özdağ ile başarılar dilerim” diye çıkışmış.
Böyle bir soru nasıl sorulur?
Bir siyasetçi, devlet tecrübesi olan bir kişi böyle bir soruyu nasıl sorar?
Yani böyle bir risk almaya değer mi?
Kendisini dinlemekte olan kalabalık içinde herhangi bir kişinin böyle bir münasebetsizlik yapabileceği nasıl hesaba katılmaz?
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Türkiye ve Türk milletine ihanet edeceğine inanırım cevabı kulaklara ne kadar ters geliyorsa böyle bir sorunun sorulmuş olması da kulaklara o kadar ters gelmiyor mu?
Durduk yerde böylesine yersiz bir tartışmayı başlatmanın kime ne faydası olabilir?
Tamam, bugüne kadar Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı takdir edenler olduğu kadar pek çok eleştireni de oldu!
Ama eleştirenlerin hiçbiri işi ihanet noktasına taşımadı!
Aldığı kararlar eleştirildi!
Yaptığı icraatlar eleştirildi!
Atamalarındaki isabetsizlik dillere dolandı!
Ancak hiç kimseden böylesine çirkin bir eleştiri gelmedi.
Böyle bir sorunun sorulması ile dikkatler birdenbire ihanet konusuna çekilmiş olmadı mı?
Buna ne gerek vardı?
Sanırız bu tür sorular sormak ve karşılığında münasebetsiz cevaplar almak siyasi tecrübesizlikten kaynaklanıyor.
Bir siyasiyi düşünce ve fikirlerinden dolayı eleştirmek başka, O’na ihanet yakıştırması gibi bir terbiyesizlikte bulunmak ise bambaşka bir olay!
Kuşkusuz tecrübeli siyasetçiler söylemleri ve soruları ile böylesine tersliklerin yaşanacağı mevzulara hiç girmezler.
Girmemeliler de!
Şimdi iyi mi oldu?
Bir terbiyesizliğin aşikâr hale gelmesi kime ne kazandırır!
Keşke böyle bir soru hiç sorulmamış olsaydı!