ABD nin ilgi-mücadele alanını Asya-Pasifik bölgesine

kaydırmaya başlaması ve bu bağlamda yeni denge arayışlarına girmesi, Türkiye

merkezli geniş bir coğrafyada etkisini göstermeye devam ediyor. Ortadoğu ile

somutlaşan ve derinleşme-gelime eğilimi taşıyan süreç,  Ukrayna-Gürcistan üzerinden Karadeniz-Kafkasya ya

yayılma eğilimi içinde. Dolayısıyla, en küçük bir olay, çok daha büyük bir

krize dönüştürülebiliyor.

Nitekim Bosna-Hersek in Tuzla kantonunda 3 gün önce

işsizlik protestosuyla başlayan eylemlerin bugün itibarıyla geldiği aşama

ortada. İktisadi bir mesele, ülkenin bekasını yeniden tartışmaya açan ciddi bir

güvenlik sorununa doğru ülkeyi sürüklemiş durumda. Bu bağlamda ülkenin

bölünmesi ve Dayton Barış Antlaşması nın tekrar revize edilebileceğine yönelik

iddialar oldukça düşündürücü.

***

Dolayısıyla, Bosna da yaşanan kriz yerel hatta bölgesel

olmaktan çok daha farklı bir anlam taşıyor. Balkanlar bir kez daha Yeni Büyük

Oyun da mücadele alanına dönüştürülüyor. Çıkış noktası da yine Bosna...

Burada, krizin yerel dinamiklerle izah edilemeyeceğinin

en temel göstergesi ise, söz konusu olayların çok hızlı bir şekilde gelişme

göstermesi ve akabinde ortaya konulan tepkiler.... Bu da, Bosna daki krizde

derin bir plana ve güçlü bir organizasyonun varlığına dikkatleri çekiyor

Nitekim olayların başlamasından kısa bir süre sonra

istifa etmek zorunda kalan Saraybosna Kantonu Başbakanı Zelykoviç in; Ülkede

suç konusunda bağlantılı insanlar bulunuyor. Devlet sisteminin, işlevsel bir

sistemin kurulması bu kişilerin işine gelmiyor. Yaşananlar son derece organize

bir sistem açıklaması bu açıdan fazlasıyla kayda değer.

Aynı şekilde, Aliya İzzetbegoviç in oğlu ve Bosna Hersek

Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Bekir İzzetbegoviç in yaşanan olaylar

hakkında yaptığı açıklamada; Yaşanan gelişmelerin ardından Bosna Sırp Cumhuriyeti

Başkanı Milorad Dodik in Sırbistan ı, Hırvatistan Başbakanı Milanoviç in ise

Mostar ı ziyaret etmesinin olayların arkasındaki planları açığa çıkardı

ifadeleri de bu endişeyi teyit ediyor.

Benzer bir yaklaşım, Saraybosna Üniversitesi nden Prof.

Dr. Şaçir Filandra tarafından da ifade ediliyor. Tuzla protestolarının sadece

bir başlangıç olduğunu ve ülkenin diğer şehirlerinde daha büyük protestoların

olacağını iddia eden  Filandra, Bosna

Hersek te yaşanan derin siyasi krizin sosyal krize yol açtığını ve tüm bunların

varoluşsal krize dönüştüğünü söylüyor.

***

Olayların Bosna Baharı olarak adlandırılması da dikkat

çekici. Bu adlandırma Bosna Hersek medyası ve ülkenin önde gelen uzmanları

tarafından da dile getiriliyor. Örneğin, Saraybosna Üniversitesi Hukuk

Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Zdravko Grebo protestoların yeni ve büyük bir

olay olduğunu ve bunun Boşnak Baharı nın başlangıcı olduğunu iddia ediyor.

Dolayısıyla, medya üzerinden yeni bir meydan darbesinin

daha devreye sokulduğunu görüyoruz. Bu da bize, Arap Baharı ile birlikte

gündeme getirilen Bahar kavramının aslında neye-kime/kimlere hizmet ettiğini

ve pratikte nasıl bir anlam-misyon taşıdığını göstermesi açısından önemli.

Bosna daki kriz, bizleri bir kez daha kimin baharı ve

nasıl bir bahar sorusuna yöneltiyor!

***

Bu seferki Bahar ın arka planı kendisini deşifre etmekte

gecikmedi. Ukrayna da kendisini gösteren perde arkasındaki aktör bu sefer AB

maskesi ile süreci yönetmeye, Balkanları yeniden dizayn etmeye ve nüfuz alanı

haline getirmeye çalışıyor.

Bu noktada açık kaynaklar iyice irdelendiğinde bu aktörün

ayak izleri rahatlıkla görünüyor. Nasıl mı Örneğin,  26 Mart 2009 tarihinde Bosna Hersek (BH)

Yüksek Temsilcisi ve AB nin BH Özel Temsilcisi olarak atanan Valentin İnzko nun

13 Kasım 2013 teki şu açıklamasında görüleceği üzere: Hırvatistan, AB üyesi

oldu. Sırbistan yakın zamanda aday olacak. Karadağ, müzakereler kapsamında üç

faslı tamamladı. Sadece Bosna Hersek duruyor.

Özel Temsilci Bosna da olayların başlaması sonrası da

şöyle diyor: Olaylar sakinleşmezse AB askerlerinin Bosna Hersek e gönderilmesi

mümkündür.

***

Türkiye boyutu mu Kuşkusuz, temel hedeflerden birisi de

Türkiye nin Balkanlar dan tasfiyesi. Bu bağlamda Müslüman kimliğinden dolayı

Türk olarak da adlandırılan Bosna nın hedef seçilmesi bir tesadüf değil.

Türkiye nin yaklaşımı ise net. Dışişleri Bakanı Ahmet

Davutoğlu nun şu ifadesi bir çok şeyi izah ediyor: Aliya İzzetbegoviç in

Balkanlardaki emanetine Anadolu insanı ebediyen sahip çıkacaktır. Bu arada, söz

konusu açıklamadan bir kaç yıl önce Brüksel in en az 2-3 defa Roma üzerinden

ilettiği ve Türkiye nin Balkanlar daki varlığından dolayı duyduğu rahatsızlığı

da unutmayalım!

***

Sonuç mu

Eğer Bosna krizinin önü alınamaz ise olaylar sadece bu

ülke ile sınırlı kalmaz. Bosna Baharı Balkan Baharı na dönüşebilir. Ne de

olsa tarihsel döngü bir kez daha işbaşında!