Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin sadece Kuzey Afrika ve Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağı Myammar (Burma/Birmanya) ve Keşmir’de yaşanan son gelişmelerle birlikte daha bir netlik kazanmaya başlamış durumda. Dolayısıyla proje; ruhuna, hedeflerine ve tam adına uygun olarak alan bazlı bir “genişletilmiş” derinlik sürecinde. 

Bu projede önceliğin ilgili ülke-bölgelerde mevcut etnik-mezhepsel/dini bazlı fay hatlarının (sorunların) harekete geçirilmesi üzerinden ucu iç ve hatta bölgesel savaşlara kadar açık bir krizi hedeflediği mevcut ortamdan rahatlıkla anlaşılabiliyor. Dolayısıyla burada bir öngörü değil, yaşananlar üzerinden yapılan bir tespit söz konusu.

İslam dünyasının kendi içerisinde yaşadığı (daha doğrusu yaşattırılan) “örtülü iç savaş”ı bir fırsata çevirmeye çalışan ülkeler, bir takım oldubittilerle yeni uluslararası sistemdeki pozisyonlarını kuvvetlendirmeye çalışıyorlar.

Bu bağlamda, Çin’i kuşatma politikası yürüten ABD’nin bu bağlamda Myammar’ın yanında Keşmir sorununu da suistimal ettiği görülüyor. Pakistan-Hindistan ikilisine karşı elinde önemli bir enstrüman olarak tuttuğu Cammu Keşmir, ne yazık ki bu kirli oyunun/projenin bir parçası durumunda. ABD, dün olduğu gibi bugün de bu kriz üzerinden Hindistan ve Pakistan karşısında ikili oynuyor. ABD her ne kadar sorunda tarafsız gibi görünse de, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’nde olmak üzere izlediği politika elbette Hindistan’a bir adım daha yakın. 

Türk-İslam dünyasının içinde bulunduğu “acziyet” ve BMGK’da temsil edilmiyor olması, başta Keşmir olmak üzere birçok coğrafyada Müslümanların kan ve gözyaşı dökmesine neden oluyor. BM Güvenlik Konseyi kararlarını uygulamayan Hindistan’a karşı başta BM olmak üzere, uluslararası toplumun kayıtsız kalması, Cammu Keşmir’de güvenlik güçleri tarafından yapılan toplu ve sistematik insan hakları ihlallerini adeta teşvik ediyor. Ne gibi mi? 

Cammu Keşmir’de Savaş Suçu mu İşleniyor?

Bu kapsamda Pakistan Başbakanı Navaz Şerif’in Cammu Keşmir Özel Elçileri Muhammad Pervez Malik ve Mohsin Shah Nawaz Ranjha’nın Türkiye ziyaretleri kapsamında verdiği bilgiler oldukça dikkat çekici.   Milli Gazete yazarı ve bir akademisyen olarak davet edildiğim toplantıda Özel Elçilerin belgelere dayalı yaptığı konuşma ve sunumlarda verdiği bilgiler, Keşmir’de tam manasıyla bir insanlık trajedisinin yaşandığını gösteriyordu. Uluslararası anlaşmalarla kullanımı yasaklanan misket bombalarının özellikle genç erkek ve kadınları hedef alır şekilde kullanımına yönelik verilen bilgiler en çarpıcı olanıydı. Çünkü bunun adı doğrudan doğruya savaş suçu!

Bunun dışında, Özel Elçiler Malik ve Ranjha; Hindistan’ın bu sistematik katliam ve baskılarla Keşmir gençliğini kaynama noktasına getirdiğini, Keşmirli gençlik lideri Burhan Muzaffar Wani’nin 8 Temmuz 2016’daki yargısız infazının Cammu Keşmir’deki yasadışı işgale karşı en son kendiliğinden bir başkaldırı için dönüm noktası oluşturduğuna dikkatleri çektiler. 

Bu kapsamda, sorunun en başından itibaren BM’nin plebisit çağrısına kulaklarını tıkayan Hindistan yönetimine karşı on binlerce sivil, silahsız Keşmirlinin kendi kaderlerini tayin noktasında bir kez daha toplu protestolarda bulunmak için sokaklara çıktığının altı çizildi.  Bu barışçıl protestoculara karşı rastgele orantısız güç kullanılması sonucu şimdiye kadar 110 Keşmirlinin şehit edildiğini ve 12,000’den fazlasının yaralandığını da ifade ettiler ve en acısı bunlardan başta biz olmak üzere dünyanın haberi yok! Oysa Pakistan ve Hindistan arasında 1947’den beri büyük bir ihtilaf konusu olan Cammu Keşmir’de 27 Ekim 1947’den bu yana her gün bir “Kara Gün”.

İslam dünyasına karşı aslan kesilen insan hakları kuruluşlarının ve ilgili Sivil Toplum Örgütleri’nin bu konudaki çifte standartları dikkatlerden kaçmıyor. Kediye, köpeğe, balinaya sahip çıkan aktivistler, her ne hikmetse yaratılanların en değerlisi, güzeli, şereflisi olan insan ve onun hayatı noktasında üç maymunları oynuyorlar. 

En azından şunları sormak lazım: Hindistan hükümetine toplu insan hakları ihlallerini bitirmesi ve suçluların tespiti noktasında bağımsız bir araştırma komisyonunun kurulması noktasında bugüne kadar en azından kendi içimizde kimler ne kadar çağrıda bulundu? Türkiye’yi bir çok yere şikâyet eden STK’lar, aktivistler ve medya nerede? Buradakiler sokaklarda öldürülen hayvanlar kadar bir canlı olarak anlam ifade etmiyor mu?

Hindistan Medeniyetler(in) Çatış(tırıl)ması Tezine Hizmet mi Ediyor?

Özellikle Batı kamuoyunun bu tutumu akıllara “Medeniyetler Çatışması” ya da “Medeniyetlerin Çatıştırılması” tezini akıllara getiriyor. Burada anlaşılamayan husus ise, Batı açısından bir “öteki medeniyetin” temsilcisi olarak ön plana çıkan Hindistan’ın bir diğer “öteki”nin (İslam Medeniyeti’nin) parçası olan Cammu Keşmir Müslümanlarına yönelik takındığı tavır. Hindistan bu tutumuyla Batı’nın tezlerinden birine hizmet etmiş oluyor ve bu onun ne inanç ne de dış siyasette izlediği değerlerle örtüşmüyor.

Keşmir Sorunu’nun uluslararasılaş(tırıl)ması, hiç kuşkusuz çözümün önündeki en büyük engellerden birini teşkil ediyor. Bu sorunda, İslam dünyasının yekpare bir duruş ve Keşmir halkına topyekûn bir destek sağlayamaması oldukça dikkat çekici. İslam dünyasının bu kronik sorunu, hiç kuşkusuz Keşmir vb. meselelerin içinden çıkılamayacak derecede yapısal bir mahiyet kazanmasına yol açıyor. Bu noktada Keşmir Sorunu, Müslümanların ve İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu resmetmesi açısından da oldukça önemli.

Peki, Neler Yapılabilir?

Pakistan’a ve Cammu Keşmir’e Türk-İslam dünyasının vereceği destek oldukça önemli. Bu kapsamda bir kurumsallaşmaya ve ortak duruşa gidilmesi kaçınılmaz. 

Bu noktada önerilerimiz şu şekilde sıralanabilir: 1) Öncelikle, Türk-İslam dünyasındaki meselelerin sadece bir iki sorunla tutulmaması, diğerlerinin de mümkün mertebe gündemde tutulması ve gereken hassasiyette sürekliliğin sağlanması; 2) Yerel-bölgesel-uluslararası bazda kamuoyu oluşturma faaliyetlerinde etkin işbirliği ve bu kapsamda bir koordinasyon merkezinin İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) içerisinde kurularak küresel bazda baskı ve caydırıcılığın eşgüdüm içerisinde sağlanması; 3) İİT’nin saha çalışmaları, raporlamalar ve bunların önde gelen başkentlerde-ülkelerde etkin kullanımı noktasında lobi faaliyetlerine ağırlık vermesi bu konuda daha fazla bütçe ayırması; 4) Türk-İslam dünyasında katliamları ve soykırımları araştırma merkezlerinin kurulması; 5) Yeni yetişen neslin Türk-İslam dünyası noktasında bilgilendirilmesi, daha bilinçli-şuurlu hale getirilmesi. 

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse; tarih boyunca “Cennet Vadisi” olarak adlandırılan bölgeye yaklaşık olarak 70 yıldır, hayatta kalabilenler açısından bir cehennem hayatı yaşatılıyor. Cammu Keşmir halkı için her doğan ve geçen gün bir “Kara Gün”. Buna hiç kimsenin hakkı yok. Umarız başta Keşmir Halkı olmak üzere, tüm Türk-İslam dünyası bir an önce o karanlık günlerden kurtulur ve aydınlığa kavuşur. Bunun için de “İslam Jeopolitiği”nin dönüşü şart.