Rusya- Ukrayna çatışması ya da savaşı 10 günü geride bıraktı. Diyebiliriz ki, özellikle kendilerini özgürlükçü cephe olarak nitelendiren Batı Bloku akan kanı, ölen insanları seyretmeyi tercih ediyor. Aslında Ukrayna ile Rusya arasında yaşananları çatışma ya da savaş şeklinden çok Rusya’nın Ukrayna’yı işgali olarak nitelendirmek sanıyorum daha doğru olacaktır. Kısacası, Rusya tüm dünyayı yok sayarak bir bağımsız ülkeyi işgal ediyor, bunu yaparken tarihe giderek Ukrayna diye bir devletin geçmişte bulunmadığını ileri sürüyor. Eğer meseleye bu pencereden bakacak olursak dünya üzerindeki pek çok devlet de İkinci Dünya Savaşı öncesi yoktu, sonradan işgalciler Osmanlı’yı parçalamanın arkasından bir kısım kimseleri kral tayin ederek onları belli bir toprak üzerinde yetkilendirdiler. Yani, Putin’ın yaklaşımı üzerinden gidecek olursak diyebiliriz ki, dünyanın yeniden şekillendirilmesi gerekiyor.

Derdim geçmişi sorgulamak değil. Çünkü bu yaklaşım insanlığı yeni çatışmalar, yeni katliamlar ve yeni acıların içine sürüklemek demektir. Maksadım dünyayı ufak ufak devletçiklere ayıran, olmayan birtakım devletler icat eden sömürgeciler -bunların başında ABD ve Rusya geliyor- dünyayı gelecekte yeni çatışmalarından korumak adına birtakım uluslararası kuruluşlar ortaya çıkardılar. Birleşmiş Milletler ve NATO olarak ifade edilen bu kuruluşlar ne adına kurulmuş olurlarsa olsunlar Ukrayna-Rusya çatışması vesilesiyle görüldüğü gibi sadece sömürgeci ülkelerin işgal ve katliamlarına uluslararası hukuki birtakım kılıflar icat etmek için oluşturulmuş oldukları bu vesile ile bir kez daha görüldü. İşin bir başka boyutu da İkinci Dünya Savaşı sonrasının şartlarına göre gelecekte sömürgecilerin hangileri dünyanın neresini sömüreceklerini de aralarında belirlemiş ve bunu yazılı metinler haline getirmiş olacaklar ki, Rusya günlerden beri Ukrayna’da vurulmadık alt ve üst yapı bırakmıyor. Rusya genelkurmayından yapılan açıklamaya göre Ukrayna’ya ait 2037 askeri altyapı tesisi imha edilmiş. Yani işgal bittiğinde Rusya, Ukrayna’nın askeri gücünden tamamen mahrum kalmasını planlıyor. Bunun yanında Ukrayna’nın NATO üyeliğine ve Avrupa Birliği’ne alınmasını istemiyor. Zaten işgal hareketi de bu gerçeği bilmesine rağmen AB’ye üye olma konusunda ısrar eden Zelenskiy’e haddini bildirme hedefine yöneliktir.

Ancak üzerinde özellikle durmak istediğim bir başka konu ise Ukrayna’nın ısrarlı talebine rağmen aralarına almamakta direnen AB ve NATO işgal karşısında kıllarını bile kıpırdatmadı. BM’den söz etmeye bile gerek yok. Çünkü bu örgüt işgalci ve sömürgecilerin kontrolü altında. Sadece birtakım ekonomik yaptırımlar ilan ederek sanki Ukrayna’ya destek veriyormuş görüntüsü oluşturmaya çalıştılar. Bunun da ötesinde adeta Rusya’yı işgale teşvik ettiler. Şimdilerde önceden tahmin edemedikleri Ukrayna halkının işgale karşı direnişine de sahip çıkmaya başladılar. Medyaya intikal eden, “ABD, Ukrayna’yı şehir savaşına hazırlamış” başlıklı haberlerde Ukraynalıların sergilediği dirence sahip çıkmanın peşinde olduklarını gösteriyor. Halbuki, gelinen noktada çatışmalarda hayatını kaybedenlerin hesabını NATO ve AB’nin vermesi gerekiyor. Çünkü Ukrayna’yı ne aralarına aldılar ne de Rusya’ya karşı direnişinde açıktan destek verdiler. Sadece birtakım açıklamalarla meseleyi geçiştirmeyi tercih ettiler. Halbuki birtakım açıklamalar cinayetleri ve akan kanı önlemiyor. Bu bakımdan Zelenskiy’nin, “Her ölümden artık NATO sorumlu” sözleri bir gerçeğin ifadesidir. Ancak gerçeğin ifade edilmiş olması akan kanı, Ukrayna’nın yerle bir edilmesini engellemiyor. Netice olarak diyebiliriz ki, dünyanın yeniden kurulması, bunun da adalete dayanması gerekiyor. Yoksa işgalci sömürgeciler sömürü konusunda birbirlerine desteklerini sürdürecek, masumların kanı akmaya devam edecektir.