“Nerde o eski bayramlar” diye başlar bütün bayram sohbetleri.

Biz engelliler açısından bazen bayram bir hüzün zamanıdır. İnsan içinden şunu da söyler; “Bayram geldi neyime, kan damlar yüreğime.” Söyler söylemesine ama etrafını, dostlarını üzmemek için de pek de aşikâr edemez.

Engellilerin birbirleriyle bu türden dertleşmeleri, söyleşmeleri kendi kaderdaşlarının bir araya geldiği zamanlarda olur. İşte bu zamanlarda içini dökerken, kendi ailesini bile eleştirenler olur. Bu kaderine bir sitemden öteye, toplumun engelliye bakışına bir isyan gibidir. Bunun bir örneği, kendisi de âmâ olan ünlü bir halk ozanı Aşık Mevlüt İhsani’dir. O şöyle derdi;

“Sakatı anası da sevmez. Çünkü sen artık arızalısın.” O gözle baktıklarını düşünürken, şöyle de bir misal verirdi;

“Bir adamın bir sürüsü olsa, içlerindeki en baş değerli koçu ise, onun ayağı kırılsa hemen o sürünün içinden kesilecek biri icab etse o en değerli olan koçu keserler. Çünkü o artık “sakattır” diye. Biz de aynı durumdayız.” Derdi. Biz de buna karşı çıkardık, “neden böyle düşünüyorsun ” diye kendisini teselli ederdik.

Bir başka örnekte ise kendisi de ama olan Aşık Mustafa Ruhani’de dizelerinde şöyle der:

Ne mutludur arzusuna kavuşan, gönlü bir hoş olur bayram sabahı

Hasreti dağların ardına düşen, gözleri yaş olur bayram sabahı

Kimi dosta gider gül serpe serpe, kimi altın takar kimi de küpe,

Kimi mavi giyer kimi tozpembe, ala haşhaş olur bayram sabahı

“Aşık Ruhani’yim sesimi duyun, hayat bir bilmece dünya bir oyun

Değil insanoğlu kurt ile koyun, bacı kardeş olur bayram sabahı.”

Yani iki kaderdaşın bakış açısı bu kadar farklı olabiliyor.

Demek ki insanlar engelli de olsa kendi iç dünyalarındaki düşündükleri bayramı böyle yaşıyorlar.

Bana göre de bayram şöyle olmalı: Erzurum’un büyük âlimlerinden “Alvarlı Muhammed Lütfü Efendi Hazretleri” olarak bilinen zatı muhteremin şu değişindeki anlamı ifade eden bayramların olmasını diliyorum.

“Can bula cananını, bayram o bayram olur,

Kul bula sultanını bayram o bayram olur.”