Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere dünyadaki sömürü sisteminin getirdiği problemlerin çözümünün İslam Birliği olduğu apaçık bir şekilde ortada iken Müslümanların bu kadar hareketsiz kalmasının sebebi nedir? Belki de durmadan sormamız gereken soru bu! Evet, ortada büyük zulümler var. Ve bu zulümlerin en büyük mağduru da yine Müslümanlar. Ama bunu çözmekle sorumlu olanlar da Müslümanlar.
Bakıyoruz ümmet coğrafyasına neler yapıyor diye, hepsinin içinde birbiri ile kavgalı olacak konuları kaşıyıp duruyorlar. Ortada acil durdurulması gereken soykırım varken bunun ne olduğunu çok anlamadıklarını görüyoruz. Hâlâ ırkçılıktı, mezhepçilikti, hizipçilikti diyerek yan yana gelmemek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. ABD, 7 Ekim’den beri kaç defa işgalciyi destek için ziyaret etti. Tek bir Müslüman ülke lideri Gazze’ye gidemedi. Belki de gitmediler. Müslüman liderler toplanıyor, toplanıyor, şiddetli kınayıp dağılıyorlar. Oysa yirmi sene öncesine göre, otuz sene öncesine göre Müslümanların zulme karşı yapacakları başka işler olmalıydı.
Müslüman toplumlar ile Batılı toplumları kıyasladığımızda son Filistin’deki soykırım ile ilgili olarak Batılı toplumlar Müslüman toplumlardan özellikle de bin sene İslam’ın bayraktarlığını yapmış Anadolu coğrafyasından daha etkili ve daha samimi olduklarına şahit oluyoruz. Kendi iktidarlarına, soykırımcı İsrail’in yanında değil, Filistin halkının yanında olmasına dair büyük mitingler yapıyorlar. Bazı yerlerde halk katil İsrail’e destek veren hükümetlerini istifaya davet ediyor.
Peki ya iktidarları harekete geçirecek Müslüman vatandaşlar ne yapıyor? Seçim zamanlarında yerel seçimlerde bile “ Esenyurt’u kaybedersek İslam’ı, Kudüs’ü ve Mekke’yi kaybederiz” diyenlerin yirmi seneden fazla zaman iktidarda olduğu bir zamanda Gazze’de olanlara dünya şahit. Bu soykırıma dair iktidarın tavrı da ortada. Katil, çapulcu işgal güçlerinin (artık İsrail ordusu demekten de vazgeçilmelidir) iç donuna kadar ülkemizden temin edildiği inkâr edilemez bir gerçek olarak ortada. Bu iktidara oy vermiş tek kişi de çıkıp siz böyle demiştiniz, bu hal nedir diye hesap sormuyor.
Ve bu iktidara destek vermiş, kendini dindar olmakla kimliğini ifade eden, Filistin konusuna duyarlı olduğunu söyleyen kitlede şu sözleri de duymaya başladık. “Efendim evet üzülüyoruz orada öldürülen bebelere, çocuklara, içimiz parçalanıyor. Ama zamanında yapılan ticari anlaşmalar varmış. Onlardan vazgeçersek biz mahvoluruz. Zaten ekonomik darboğazdayız.” Bu sözü söylemek ile zalim oluyor, farkında bile değil. Çünkü bu insanımıza sufle veren hocalar, yazarlar, sosyal medya fenomenleri sayesinde bir dünya algıları var. Öyle bir Müslüman kitle oluşturuldu ki; -Haim Naum’un istediği İslam’dan uzaklaştırılan, hem bu sefer öyle bir uzaklaştırma ki İslam adına İslam’dan uzaklaştırma- Allah’a verdiği sözden önce katil İsrail ile yapılan anlaşmayı önceleyen ve bunun sonucunda mahvolacağını düşünen abdestli, başörtülü bir kitle. Şimdi işin neresini düzeltelim? “Zulüm bizdense ben bizden değilim” diyerek İsrail tankları altında can veren Rachel Aliene Corrie’nin olduğu dünyada alnı secdeden kalkmayan ama oy verdiği iktidarın yanlışlarını savunmak adına Allah’a verdiği sözü değil de İsrail’e verilen sözü önceleyenlerin olduğu dünya.
Hadi her şeyi geçelim, orada kendi çocuğu vurulsa katil ile yapılan anlaşmayı düşünecek miydi? Korunmak için sığındığı hastane, cami, kilise vurulsa katile barut satan devletlerin siyasi geleceğini hesap edecek miydi? Bir yandan saldırılardan kaçarken diğer yandan ailesine bir bardak içilebilir su bulmaya çalışan bir insan olsaydı “ama”lı cümlelerin hangisini kuracaktı? Hastanede kuvözde elektriğe muhtaç olan bebeklerden biri kendi torunu olsaydı, dünyanın geri kalan kesiminin sadece boykot etmesini mi, yoksa işgalci İsrail’e askeri destek sağlayan İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılarak saldırılarının durdurulmasını mı isterdi?
Maalesef, toplumumuzun çoğunluğu ekonomik krizden dolayı gerçeğin peşinden gitmeyi seçemezken milletimizin dindar duyarlı kesimi de bu temel soruları soramaz halde. Ama belki de sormak işlerine gelmediği için sormuyor, gündem yapmıyor. Başta da insani yardım için çalışan sivil toplum kuruluşlarının önde gelenleri. Beyler, bayanlar bu soykırımının hesabını yedi ceddiniz alnını secdeden kaldırmasa sizin sorumluluğunuz, milletimizin sorumluluğu üstünden kalkmayacak.
Olur da bu kitlenin vicdanına gerçekten dokunur ve gerçekten harekete geçmesi gereken iktidarlarını harekete geçirecek işler yapmaya çalışırlar diye bazı verileri yazacağız. “Benim başörtülü bacım…” diyerek konuşanlara “Müslüman coğrafyasının en mazlum coğrafyasındaki başörtülü bacılarının” başlarına gelenleri rakamlarla gözlerinin önlerine dökelim: BM’nin verdiği rapora göre (o kadar aciz ki Müslümanlar, Müslüman kardeşinin başına geleni ancak BM gibi amacı İsrail’i kurmak ve korumak olan kurumdan elde ediyor) Gazze'de yerinden edilen 1,9 milyon kişinin yaklaşık 1 milyonu kadındır. BM’nin kadın biriminin yaptığı açıklamada, saatte iki annenin hayatını kaybettiği, 10 bin çocuğun babasını kaybettiği tahmin ediliyor. Yani hemen hemen 10 bin eşini kaybeden kadın demek bu. Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre de yaklaşık 25 bin kişi şehit edildi ve bunların yüzde 70'i kadın ve çocuk!
Şimdi katil, işgalci İsrail ile her türlü ilişkiyi durdurun diye tepki gösterenlere “ama”lı cümle kuranlar hâlâ gerçeği idrak edemiyor musunuz?