POMPACILAR BELLİ, ENGELCİLER NEDEN YOKTU?
Hangi olaydan kaynaklandığını ve niçin söylendiğini bilmediğim bir Demirel cümlesi hatırlıyorum; 70’lerin ilk zamanlarından.
“(Bizim yanımızda, nezdimizde, idareciliğimizde) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden bir farkı yoktur.”
Taraftarı kalemşorların dahi izahta güçlük çektikleri bu cümlenin en gizemli yeri, mukayese kurumunun adı idi.
Neden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü?
Mesela Vakıflar Genel Müdürlüğü niye değil, sorusu ilgi duyan herkesin aklına düşmüştü.
Amerika’da ölen ve orada bir yere gömülen, tescilli FETÖ sıfatı Türkiye Cumhuriyeti kayıtlarına ve basın tarihine geçmiş kişi dolayısıyla medya tefrikalarını ve sosyal paylaşımları takip ederken rastladığım bir bilgi, yukarıya aldığım o soruya cevap anahtarı oldu.
F.Gülen’in sahneye çıkış zamanındaki Erzurum’un Tapu ve Kadastro Müdürünün Yaşar Tunagür olduğunu, arkadaşım C. Sadık Özlevent’in paylaşımından öğrendim.
Muhtemeldir ki, merhum Demirel’in, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüyle paralellendirdiği o yıllarda, sonradan dahil olduğu Diyanet camiasında yükselmiş ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı makamına gelmiştir; Erzurum’un F. Gülen’iyle ilişkili tapu müdürü.
Merhum Demirel’in o demeci dolayısıyla basında günlerce aranan cevap, bana göre bu bilgi ile bulunmuş sayılmalıdır.
Yaşar Tunagür ve F. Gülen isimlerinin Edirne ve İzmir’de birlikteliklerinin tesadüf olmadığının ötesinde bir planın uygulanmasından kaynakladığını eline kalem alan herkes vatandaşlık görevi diyerek yazıp durmakta.
Merhum Demirel’in, istihbaratının yeterli, kuvvetli ve doğru olduğunu hissettirmek için Tapu ve Kadastro sabitiyle hedefine koyduğu ve sonraları çok duyacağım Yaşar Tunagür adını, bir kez de rahmetli Serdengeçti’miz Osman Yüksel ağabeyden duymuştum; bugün daha bir önemsiyorum.
Bir kaç kişilik bir sohbet toplantısındaydık. Serdengeçti ağabey güldüren anılarını anlatıp dururken, söz Edirne gezisine geldi. Ne zaman ve niçin gitmişti, teferruatı aklımda değil. Kalanları onun anlatımıyla yazayım.
“Edirne’yi dolaşıyorum. Tören meydanındaki Atatürk heykelinin önünde bir adet çelenk var. Dikkatimi çekti, gittim baktım. Üzerinde ‘Din Görevlilerinden Ata’ya saygılarla’ yazıyor. Düğün değil, bayram değil. Nerden çıktı bu diye sordum. Müftü (şu bizim) Yaşar Tunagür imiş. Ata’mıza saygımızı gösterdik, dedi.”
O sohbetten bugün aklımda kalan tek ismi, neden (özellikle) anlatmıştı Serdengeçti ağabey? Cevabım net değil, galiba başka yer ve zamanlarda da karşılaştığımızda şaşırmamızı istememişti.
FETÖ ve teşkilatının Türkiye’mize kaybettirdiklerinin canlı ve cansız neler olduğunun yazılamayacağına inananlardanım. Hatta bugün, yetiştirildiği iddia edilen dindar gençliğin, (Dünya gençliği, Siyonist katliamı her gün protesto ederken ve Gazze’ye doğru yürürken, bizdekilerin) yaşadıkları günlerin nasıl ve nice olduğunu, Saray’dan gelen bir sesin “Olmadığı kadar özgür” iddiasından çıkarmaya çalışması da var bu kayıplar hanesinde.
FETÖ ölümü dolayısıyla paylaşılan analizlerde özellikle anılan bir isim var; Fuat Doğu.
Türkiye’mizin yetimlerinden ve rahmetli Memduh Tağmaç’ın hamilik ettiği General Fuat Doğu ile mesai arkadaşlığı yapmış bir ağabeyimden duyduklarım da bilinsin isterim: İmamı Azam’ın kabrini Irak’ta ziyaret etti. Eşiyle gittiği Mescidi Aksa’da Cuma namazı kıldı. Portekiz televizyonunda bir Ramazan günü personelinden birine akşam ezanı okuttu.
Devletin bir kurumunu, dış kaynakların bekleyip büyüttüğü, koruyup kolladığı ve üremelerini sağladığı FETÖ ihanetiyle doğrudan ilişkilendirmenin bir başka hesabı daha var: Milli Görüş hareketini baltalamak için görevlendirilmiş kim olduklarını bilmediğimiz (!) bazı şahısları gizlemek.
Mesela Yeni Akit gazetesinin bir parçasının resmi var görüntülerde. Ünlü yazarları Şevki Yılmaz, “F. Gülen hocamız neden taşlanıyor?” sorusunu aydınlatan bir cevap yazmış. Gazete de onu haber yapmış.
“Şehitlerin kanlarından üstün olan kalemleriyle ve sohbetleriyle hep insanlığa nur ve ışık olacaklar.”
Dahası da var Şevki Yılmaz üfürüğünün. Küçük puntolarla yazmışlar: Diyor ki: “Doğu Perinçek, Apo ve benzerleri gibi yeterince düşmanı varken...”
Bugün kim sorar kalın bağırsak ifrazatını iddia diye ortalığa salan şahsa, bilmeyiz. Doğu Perinçek ittifakın neresinde? Apo dediğine Meclis daveti çıkaran kim?
Geçer bu günler de geçer! Keser de döner…
HAYKIRMADA ÖYKÜNMEK
“TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün tamamen bittiğini haykırsın.”
Geçtiğimiz Salı günü MHP grup toplantısında nutuk geleneğini sürdüren Sayın Bahçeli’nin en dikkat çeken ve sosyal medyada paylaşım rekorları kıran bu cümlesinin başında beş kelimelik bir cümlecik daha var.
Dilek şart kipinin olumlu tipinde üretilmiş bu cümle parçasında, konuşması haykırma şeklinde olsun istenenin kimliği de açıklanmaktadır.
“Terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin.”
Sayın Bahçeli’nin, bahis mevzuu edilen konuşmasında, “Terörist başı” resmi sıfatlı kişiyi çok kez nutuk ve demeç malzemesi yapması ve hatta seçim meydanlarında urgan pazarlaması, herkesin tarih ve coğrafya defterlerinde yazılıdır.
Edebiyat kitaplarında yazılı bir başka bilgi daha var ki, Sayın Bahçeli’nin MHP grup toplantısı nutkunun önemini artırıyor.
İlkokul sıralarında Sayın Bahçeli’nin de okuduğuna inandığımız bu bilgi, bir edebiyat türü sayılan şiir şeklindedir.
Başlıktaki anlatımıyla akıllarda kalan ve mısralarının birinde de aynen tekrarlanan “klişeli” şiirin şairi Mehmet Emin Yurdakul’dur. Birinci Cihan Harbi öncesinde “Türk Sazı”nda yayımlanmıştır.(1914)
“Bırak beni haykırayım!”
Yurdakul’un şiirinde tanımladığı vatan evladının, Sayın Bahçeli’nin “Gelsin” daveti yaptığı ve resmi sıfatını andığı kişiyle hiçbir zamanda ve mekanda benzerliği ve paralelliği olmamasına rağmen, Sayın Bahçeli’nin çağrışım ustalığı gözlerden ırak tutulmadan yapılmalıdır tüm ihtimallerin yorumu.
Biz birini yazacağız o ihtimallerin.
Sayın Bahçeli, gelsin ve kendisine yakınlığı tescilli partide konuşsun dediği ve ikametgahı “İmralı” noktasıyla da andığı kişinin haykırmasını niçin istiyor?(Kazığın hacmi ses seviyesine göre ayarlanır. Sesi çok çıkan bir şeyleri örtmek peşindedir. Demiş Karar’dan A. Yağmur Tunalı)
Orta yükseklikteki bir ses tonuyla, Sayın Bahçeli’nin yapsın dediklerini, yapacağım fiilli cümlelerle kayıtlara aldırsa, Sayın Bahçeli planının neyi eksik olur?
MHP grup toplantısında nutkunu haykırarak okuyan Sayın Bahçeli’nin, “Haykırsın!” haykırışı, “Terörist başı” dediğinin, mesajını, “Bırak beni haykırayım!” şeklinde göndermiştir ihtimalinin izahı böyle olabilir.
Çünkü burada “Tecridi kaldırılırsa” dilek şart kipine ihtiyaç duyulmuştur.
“Hava güzel olursa, birlikte gezebiliriz” cümlesi belki başka konuya örnek verilebilir.
URGAN ATANLAR KİM?
“Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
Kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa”
Dilimizden düşmeyen “Esenlik Bildirisi” şiiri İsmet Özel’in, bu mısralarla başlar.
Kelimeleri değiştirerek gündeme uyarlamamız hoş görülsün. Ne çare, ne yeni şairlerimiz var, ne yeni şiirler yazılıyor.
Bir ülkenin urgan atan politikacıları emniyetsiz.
Gemileri işgalcilere savaş malzemesi taşıyorsa,
Fabrikaları talan şehirlerde “Burger” açılıyorsa,
O ülkede AKP iktidar demektir.
Milli Gazete’mizin sitesindeki yürek yakıcı haberler bu çağrışımıları yaptırıyor: “Gazze’de korkunç katliam: En az 150 şehid!”
“TUSAŞ şehidlerimiz son yolculuğuna uğurlandı” başlıklıydı bir diğeri.
“Silah göndermediniz, ekmek göndermediniz, bari kefen gönderin” feryadının yansımasında ise, renkli dokumalara sarılmış şehid cenazeleri resmi var.
Az mı dinlemiştik, bize bu vatanı bırakanların, “seferberlikte ölülerimizi soracağımız kefen bezi olmadığından, ne bulursak ona sarıp gömdük” diye anlatırken ağladıkları o anıları.
“Söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız.”
Yeni doğan cinayetleri polis kayıtlarında. Partimizi bağlamaz demeçleri yetkili (üstelik) kadın politikacıların ağızlarında.
Soruşturma başlatmıştır.
THE END