Bir yenisini daha uğurlarken bir kez daha anladık ki bayramlar artık bir gönül yarası bizde. Hazırlıksız yakalanılan, zevk alınamayan, tadına varılamayan, çabucak gelip geçen, anlam yüklenilemeyen, manası idrak edilemeyen...
Bayramı bayram gibi yaşatacak olan, o coşkuyu gönüllerden taşırıp bir muştu gibi âleme yansıtacak sebep Ramazan’dı çünkü. Koskoca bir Ramazan geldi geçti. Her zamanki gibi yine zordu, yine ağırdı nefislerimize. İmtihan gereği zor da olmalıydı zaten. Ama şu da bir gerçekti ki her geçen yıl biraz daha eskitiyor biraz daha yıpratıyordu bizi. Her seferinde bir parça daha eksilen hatta birçoğumuzda kaybolmaya yüz tutan bir feyizle geçiriyorduk Ramazan’ı. İçten içe bunun rahatsızlığını duysak da yine de bir ay boyunca aç kalmanın ötesine geçiremiyorduk bu büyük ibadeti. Tamamen bağışlanmış, bütün bir yılın kirlerinden arınmış, hamallığını yaptığımız günahların ağırlığından kurtulmuş, hafiflemiş bir canla karşılayamadığımız bir bayramı bize ait hissedemeyişimiz bundandı. Biz ona ait değil, o bize ait değil. Biz ondan uzak, o bizden uzak...
Böyle olduğu için de yine çoğumuza bir yükmüş gibi geldi bayram. Büyüklerimizden duymaya alışık olduğumuz “Nerede o eski bayramlar” sözüyle, gençlerden duyduğumuz “Hiç bayram gibi hissetmiyorum” itirafı doldurdu yine bu üç günü. Hayal bile edemiyorduk artık gerçek bir bayramı.
Öyle ki arifesini dopdolu geçirdiğimiz bir bayram lazımdı bize. Temizlikle, alışverişle, yemekle, tatlıyla uğraşarak değil, “Bağışlanmamız için son gün, son umut, son çırpınışlar” diyerek dört elle ibadete sarıldığımız, duayla, zikirle, tövbeyle geçirdiğimiz, bayrama ulaştıranı hamd ile tesbih ettiğimiz bir arife…
Ardından öyle bir sabah ki hiç olmadığımız kadar dinç kalktığımız. Zaten bütün bir Ramazan sahura kalkıyoruz uykumuz bölünüyor diyerek öğlen vakitlerine kadar uyuduğumuz değil, erkenden gözlerimizi de gönüllerimiz de açtığımız, sevdiklerimizle kucaklaşmaya vesile olacak bugüne madden ve manen hazırlanmaya başladığımız taze bir sabah…
Sonra öyle bir muhabbet ki “İşte bayramın bereketi” dedirten. Anne babamızla, çocuklarımızla, kardeşlerimizle sımsıkı sarıldığımız, birbirimize parlayan gözlerle baktığımız, ev ahalisini yüreklerimizde misafir ettiğimiz, bayramın bereketini iliklerimize kadar hissettiren bir muhabbet…
Sonra büyükleri ziyaretler, yolumuzu gözleyen yaşlılardan başlayarak. Girdiğimiz her eve stres taşıdığımız değil huzur götürdüğümüz, ellerimizdeki akıllı telefonlarımıza sarıldığımız değil uzun süredir görmediğimiz, görüşemediğimiz akrabalarımızla kısa süreliğine de olsa görüştüğümüz ve kaliteli zaman geçirdiğimiz, sevginin oksijen gibi ciğerlere çekildiği bir muhabbet…
Daha da önemlisi gönüllerimizin huzur dolu olduğu bir bayram… Öyle ki, hangi İslam topraklarına gözümüzü çevirsek mutluluklarına şahit olduğumuz… Doğu Türkistan’ın güldüğü, Arakan’ın, Patani’nin, Myanmar’ın mutlu olduğu, Kudüs’ün kurtulduğu, Mescidi Aksa’nın, Kâbe’nin gönüllerimize düştüğü, Çeçenya’da, Irak’ta, Afganistan’da ve zulüm altında inleyen topraklarda katliam yapan zalimlerin perişan olduğu, namusu kirletilen kadınların, hayalleri çalınan çocukların ahlarının kâfirlerin gecelerini böldüğü, İslam şefkatinin tüm dünyaya yayıldığı bir bayram…
Sosyal medyaya öldürülen çocukların, gözü yaşlı annelerin, yakılan insanların, çaresiz babaların acı ve zulmün resimlerinin düştüğü ve yüreklerimizi dağladığı değil; en güzel bayramlıklarını giymiş sokakları cıvıl cıvıl gülen yüzleriyle doldurmuş çocukların, evlatlarının mutluluğuyla huzur dolan anne babaların, yarına umutla bakan mazlumların objektiflere gülümsediği ömürlük bir bayram…
Düşüncesi bile güzel, hayali bile tatlı böyle bir bayramın değil mi Zulmün, zalimin, şeytanın, nefsin, teknolojinin esaretinden kurtulduğumuz, herkesin mutlu olduğu, İslam bayrağının burçlarda yükseldiği, Adil Düzenin tüm dünyaya hâkim olduğu böylesi gerçek bir bayramı görmek ne zamana ve hangimize nasip olur bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şu ki biz Ramazan’ı eğlence ayı olmaktan çıkarıp da gerçekten ibadet ve tefekkürle bezenmiş bir Ramazan gibi geçirirsek, iyiliklerin yaşanır hale gelip kötülüklerin ortadan kalkması için olanca gücümüzle çalışıp sürekli dualar edersek ancak erişeceğiz böylesi bayramlara. İşte o zaman Ramazan’da doymuş ve bayramı bulmuş olacağız biiznillah…