Müslümanların masumiyeti üzerine

Günlerden beri bütün dünyada; Müslümanları kışkırtmak amacıyla ABDde çevrilen Müslümanların Masumiyeti adlı fitne filmi ve yapılan protestolar, çıkan olaylar konuşuldu, yazıldı, çizildi. Ben bunlara değinmeyeceğim. Ancak bu tip olaylara yani Haçlı zihniyetlilerin Müslümanlara ve onların en hassas noktaları olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)e hakaret etmeleri meselesine değineceğim. Biliyor musunuz, Haçlı zihniyeti taşıyan bazı medeni ( ) Batılıların Peygamberimiz (s.a.v.)e hakaretvari film yapmaları, karikatür çizmeleri ilk değil, bu Haçlı zihniyeti onlarda olduğu müddetçe son da olmayacak! İlk değil derken son yıllarda olanları kastetmiyorum. Kastettiğim 823 yıl öncesi.

Kudüs Patriği Çizdirdiği Karikatürle Asker Topluyor

Kudüs, büyük komutan, Şarkın Sevgili Sultanı Selâhaddin Eyyûbî tarafından 1187 yılında fethedilmişti. Ancak bu fetih Haçlılarca bir türlü hazmedilememişti. 1189 yılında, Papazlar, rahipler ve meşhur şövalyeler karalar giyinmiş, halk arasında dolaşarak onları Kudüsün intikamını almaya davet ediyorlardı. Kudüs patriği ise Hz. İsayı bir Arap tarafından dövülürken gösteren resimler yaptırıp dağıtmaya başlamıştı bile. Hz. İsanın kanlar içinde kalmış resimlerini çizerek, "İşte bu resim, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammedin Hz. İsayı dövdüğünü, yaralayıp öldürdüğünü göstermektedir"diye propoganda yapmaktaydı. Bu resimlerden o kadar çok çizmişlerdi ki gezdikleri her yerde halka gösterip, isteyenlere veriyorlardı. Resmi gören dindar Hristiyan halk ağlıyor, feryadı figan edip, Hz. İsanın yasını tutuyor, Peygamberimiz (s.a.v.)e kinleniyor ve Müslümanlara karşı bu kinlerini bileyerek, öfke kusuyorlardı... Bu söylemlerle çevre kasaba ve köylerde dolaşan patrik de her defasında bunun meyvelerini toplayıp, çok fazla yiyecek ve altınla geri dönüyordu... Böylece şövalyeler, papazlar ve rahipler çok uzak yerlerden gelen Haçlıların dinî duygularını harekete geçiriyor, büyük bir infial yaşatıyorlardı. Kışkırtmalar öyle bir vaziyet almış ki yapılması planlanan Haçlı seferine katılamayanlar yerine başka bir adam kiralayıp gönderecek ve mukabilince para verecek kadar galeyana gelmişti! Bugünkü gibi bir teknolojinin hayalinin bile kurulamadığı o zamanlar düşünün ki Haçlı zihniyetine mensup insanlar nelerin hayalini kuruyorlarmış Fitne ve kışkırtma ta o zamanlardan başlamış. Karikatür, resim çizerek Peygamberimiz (s.a.v.)e hakaret de...

Tek fark var, o günlerde Hristiyan halktı kışkırtılıp galeyana getirtilen, günümüzde ise Müslümanlar!

Galeyana getiriyorlar ki Müslümanları kışkırtıp, harekete geçirmek, sonra da dünyaya: "Görün bakın Müslümanlar ne kadar vahşi... Terörist... Biz boşa mı onlarla mücadele etmekteyiz Biz davamızda haklıyız. Bakın yaptıkları vahşete!" diyebilmek.

Selâhaddin Eyyûbî Müslümanların Savaşa Karşı Duyarsızlığını Halifeye Şikâyet Ediyor

Patriğin bu şekilde asker toplamasından rahatsız olan Sultan Selâhaddin, halifeye yazdığı bir mektupta durumu şöyle anlatmıştı: "Davaları uğrunda ölümü hiçe sayan, bu uğurda vatanlarından ve ailelerinden isteyerek ayrılan, azgın denizde yolculuk ederek canlarını tehlikeye atan Frenklerle İslâmın başı dertte. Onlar bunları papazlarına itaat etmek ve peygamberlerinin kabri uğrunda ölmek için yapıyorlar. İhtiyaçları olduğu halde mal istemiyorlar, bütün zahmetlerine rağmen de bu inançlarından vazgeçmiyorlar. Aksine pervaneler gibi kılıçların üzerine atılıyorlar. Öyle ki kadınlar bile ülkelerinden deniz yoluyla geliyorlar. Nice Frenk kadınları zırh giyip savaşmak için kalkanlar ve mızraklar taşıyorlar. Yapılan çarpışmalarda bu kadınlardan bazıları ölü olarak bulundu. Müslümanlar ise tam aksine sızlanıyorlar, sabır göstermiyorlar. Bölük bölük oluyorlar, toplanmıyorlar. Sıvışıp gidiyorlar, dönmüyorlar. Kalırlarsa para verilince kalıyorlar, gelirlerse de kalplerinde birlik olmadan geliyorlar." Daha birkaç yıl önce Hıttinde birlik ve beraberlik içinde kazanılan Kudüs Zaferinden sonra, Müslümanların gevşeyip lâkaytlaşması karşısında sultanın böyle bir yakınışı ne kadar acıdır!.. Bundan daha da acısı Sultan Selâhaddin Eyyûbî sanki o günleri değil de bu günleri tasvir ediyor gibi...

Fazla söze bilmem ki gerek var mı

Selâhaddin Eyyûbî Dinine Hakaret Edenlere Merhamet Etmezdi

Selâhaddin, başka dinlere saygılı olduğu gibi, İslâma hakaret edenlere de oldukça öfkeli olabiliyordu. Kerek Prinkepsi Renauld de Chatillon, sultan ile yapılan ticaret kervanlarının serbestçe dolaşması antlaşmasına uymayarak, kendi bölgesinden geçen kervanlara saldırıp mallarını gasbetmiş, kervancılara işkence edip zindanlara kapatmıştı. Kendisinden esirleri serbest bırakması istenilince de verdiği cevap, "Muhammedi çağırın, bu durumdan sizi o kurtarsın" olmuştu. Bu olay Selâhaddine ulaşınca "Eğer, Allah, o adamı ele geçirmeyi bana nasip ederse onu kendi ellerimle öldüreceğim" diye yemin etmişti. Üstelik Kerek Prinkepsi Renauld de Chatillon, Mekke ve Medineye saldırmak istemişti. Bu gaye ile içinde Sultan Selâhaddinin akrabalarının da bulunduğu hac kervanına, Kerekten geçerken baskın yapmış, sultanın akrabalarını ve hacıları öldürmüştü. Bunun üzerine sultan da onu ele geçirdiğinde öldüreceğine dair ikinci defa yemin etmişti. Savaş sonucunda esir düşen Kudüs Kralı De Guive Chatillonu ile diğer ileri gelenleri Selâhaddinin otağına götürdüler. Selâhaddin esirlerini güler yüzle karşıladı. Kudüs kralını yanına oturttu. Ona kar ile soğutulmuş bir sürahi gül suyu ikram etti. Gui, sudan içtikten sonra sürahiyi Chatillona uzattı.

Arap âdetlerine göre bir esire yiyecek ve içecek vermek, onu bağışlamak anlamına geliyordu

Arap âdetlerine göre bir esire yiyecek ve içecek vermek, onu bağışlamak anlamına geldiğinden Selâhaddin, tercümanı vasıtasıyla krala dönerek, "Krala söyle, bu adama su veren kendisidir, ben değilim" dedi. Belki de Chatillon, Arap âdetlerini bildiği için sürahiyi Guinin elinden çekip almıştı. Sonra Renaulda dönerek ihanetlerini ve işlediği cinayetlerini bir bir yüzüne sayarak, onu öldüreceğine dair iki defa yemin ettiğini hatırlattı. Kendisine, "Sen benim Peygamberim Muhammed Aleyhisselâma hakaret ettin. Üstelik bunu da Müslümanların yüzüne karşı söyledin. Böyle yapmamalıydın" dedi. Chatillon, Selâhaddine diklenerek, aksi bir cevap verince sultan kılıcını çekerek onu kendi elleriyle öldürdü. Kudüs kralı sıranın kendisine geldiğini düşünerek korkudan titremeye başlamış. Sultan onu şu sözlerle teskin etti: "Bir hükümdar diğer bir hükümdarı öldürmez. Ancak bu adamın alçaklığı ve utanmazlığı, dinîme ve kutsal saydığım şeylere yaptığı hakaretler haddini aşmıştı, bu yüzden ölümü hak etti. Ne yaparsan, karşılığını bulursun" sonra da etrafındakilere dönerek, kral ve maiyetindekilerin esaretleri sırasında incitilmemeleri ve onlara saygılı davranılarak rahat ettirilmeleri emrini verdi.

823 yıl önce Müslümanlara savaş açmak için Haçlı ordusu toplamak amacıyla Hristiyanları galeyana getirenler bugün de aynı amaçlarla Müslümanları galeyana getirmekteler ne yazık ki... Acaba diyorum ne toplamaktalar

KAYNAKLAR

Cemal Toksoy-Fatma Toksoy, Selâhaddin Eyyûbinin Liderlik Sırları, İstanbul: Okumuş Adam Yayıncılık, 2008, s. 220.

İbnül-Esir, el-Kamil fit-Tarih Tercümesi (trc. Ahmed Ağırakça, Abdülkerim Özaydın), İstanbul, 1987, c. XII, s.s. 38-39.