1989-1990’lı yıllardı…

“Olur mu, olmaz mı ”, “Onursuzca indiririz”, “Noter mi olacak ” tartışmaları arasında dönemin Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal, Kenan Evren’den boşalan Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne çıktı.

Başbakanlık koltuğunu da, kendisine “emanetçi” sıfatı yakıştırılan Yıldırım Akbulut’a bıraktı.

Akbulut Başbakanlığındaki Hükümet’te 2 Bakan icraatlarıyla çok dikkat(!) çekti.

Devlet Bakanı Işın Çelebi ve Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol…

Her iki Bakan da muhafazakâr-dindar bürokratlara yönelik kıyım başlattı.

Kıyımın bir ucu Milli Eğitim Bakanlığı’nda sürerken, diğer ucu şimdi buharlaşan DPT’de (Devlet Planlama Teşkilatı) sahneye kondu.

İlginçtir;

Her iki Bakanlıktaki kıyım, bir Amerikan raporunun basına yansımasından sonra başladı.

Bir özel kuruluş tarafından ABD yönetimine sunulan raporda, Türkiye’de İslam’a kaşı daha ılımlı bir politika takibinin yararlı olacağı belirtiliyor, “İslamcı” kesimin, kendi entelektüellerini yetiştirdiği, eskiden olduğu gibi sadece bir “halk hareketi”nden ibaret olmadığı vurgulanıyordu.

Müslüman entelektüeller içinde de, DPT Genel Sekreteri yazar-romancı Rasim Özdenören’in adı geçiyordu.

Rapor kısaca böyleydi.

Ancak Asil Nadir patronluğundaki dönemin Günaydın gazetesi, haber üzerinde öylesine oynadı ki, ortaya, kıyım operasyonunu kışkırtan bir manşet çıktı.

Günaydın’a göre DPT’de “dinci”ler yuvalanmış, bu durum Amerikan raporunda tespit edilmiş ve DPT’deki “dinci” kadroların dağıtılması için hazırlıklar tamamlanmıştı.

Gazetenin “dinci kadro”yu temsilen verdiği isim ise Rasim Özdenören idi.

Haberin hemen peşinden Rasim Özdenören ve birkaç üst düzey bürokrat görevden alındı.

Ondan birkaç gün sonra da yeni bir kıyım listesi devreye sokuldu; 19 personelin görev yerleri değiştirildi.

DPT, Devlet Bakanı Işın Çelebi’ye bağlıydı…

Işın Çelebi, DSP Genel Başkanı Ecevit’le, CHP Genel Başkanı iken birlikte çalışmış, sosyal demokrat niteliği ile bilinen bir kişi.

Meşhur “Dört eğilim” politikası onu da ANAP bünyesine getirmişti…

***

İşte o Bakan…

DPT’den sorumlu Devlet Bakanı iken muhafazakâr bürokratlara kıyım yapan Işın Çelebi Remzi Kitap Gazetesi’nden Özlem Özdemir’e son derece ilgi çekici bir röportaj verdi.

O röportajdan sizin de çok ilginizi çekeceğini sandığım bazı satır başları vermek istiyorum:

*Ben 12 Eylül’ün İran’da Humeyni hareketinden dolayı olduğunu düşünüyorum. Abdi İpekçi de İran’da Humeyni’nin Tahran’a geldiği gün öldürüldü. Bu önemli bir kilometre taşıdır…

*Ben 12 Eylül’ün İran’a karşı Türkiye’de yapılan bir askeri hareket olduğunu düşünüyorum. 24 Ocak Kararları hayata geçsin diye 12 Eylül yapıldı tezini kısmen doğru bulabilirim ama yüzde 80 İran’a karşı Türkiye’yi kontrol altında tutmak isteyen insanların yaptığını düşünüyorum.

*Ağustos 90’da Türkiye’nin sınır ötesi harekât yapması ve güvenlik bölgesi kurmak istemesi Meclis’te sulandırılarak reddedildi. Bu PKK’nın güçlenmesine yol açtı. Türkiye Habur sonrası güvenlik bölgesi oluşturamadı. Aynı şey 1 Mart 2003 tezkeresinde de oldu.

*Daha önce Deniz Bölükbaşı ve Suna Ilıcak bir müzakere yapıyor Amerika’yla. 40 kilometrelik bir güvenlik bölgesi oluşturulması kabul ediliyor. Tezkere kabul edilmeyince o güvenlik bölgesi oluşturulamıyor. Terör kampları kuruluyor ve terör artıyor, PKK uluslararası güçlerin yardımını alır hale geliyor. Bu Ortadoğu’da pek çok dengenin değişmesine yol açıyor. Kürt meselesi de uluslararası bir mesele haline geliyor. Ama Türkiye tezkereyi geçirip güvenlik bölgesi oluşturabilseydi terör meselesi de Kürt meselesi de bu kadar artmazdı.

*Adnan Kahveci de Ecevit’in arkadaşları içinde en önemlilerinden biriydi.

MİLLİ GAZETE MANŞETLERİNİ TAKİP EDİN…

Yukarıdaki yazıyı neden yazdım

Milli Gazete’nin dünkü manşetini okudunuz.

Ne diyordu Milli Gazete manşet haberi;

“İsrail-Türkiye ilişkilerinde başlatılan yeni sürece dair soru işaretleri giderek cevap buluyor. Türkiye’nin itirazlarına rağmen Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arayan İsrail çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Çalışmalar dâhilinde Akdeniz’den çıkartılan doğalgaz İsrail’in Aşdod limanına ulaştırıldı. Gözümüzün içine baka baka Akdeniz’den doğalgaz sevkıyatını başlatan İsrail, böylelikle enerjide dışa bağımlılıktan kurtuldu. Yeni hatla üretim maliyetlerini yüzde 50 düşüren İsrail, gazın arta kalanını Türkiye’ye satmak için piar faaliyetlerine çoktan başladı. Birçok medya organı adeta İsrail’in ‘gazına gelmiş’ durumda. Amaç Türkiye’nin İran’dan doğalgaz almasını engelleyerek, Türkiye’yi İsrail’in gazına mahkûm etmek. Yakında İsrail’den gaz aldığımızı duyarsanız şaşırmayın.”

“Yanı başındaki doğalgazı bulup çıkarmaktan aciz olan Türkiye, İsrail’le başlatılan yeni dönemde, ‘açık pazar’ olmaktan kurtulamıyor. Akdeniz’de var olan rezervleri kullanarak kendi vatandaşlarının doğalgaz ve petrolü daha ucuza kullanması için olanak sağlayamayan Hükümet, Obama’nın yeni dönem için sarf ettiği, “İsrail ile Türkiye daha derin işbirliğine girecek” açıklamasını hayata geçiriyor. Amaç Türkiye’nin komşularından, özellikle İran’dan aldığı doğalgazı kesmek. Prof. Dr. Necmettin Erbakan 1996 yılında ABD’nin karşı çıkmasına rağmen İran’la petrol ve doğalgaz anlaşması imzalamış, daha sonra bu anlaşma türlü ayak oyunlarıyla akamete uğratılmıştı.”

Eski Bakan Işın Çelebi’nin yukarıda anlattıkları ile Milli Gazete manşetindeki bu satırları yan yana koyun…

Şaşırdınız mı

NOT:  Bugün 3 Nisan 2013 Çarşamba… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…